Yazının başlığında bilinen dedim ancak ünlü gazeteci Jack McCallum kitabında bahsetmese sanırım kimsenin haberi olmazdı bu maçtan. Çünkü maç, 1992 Olimpiyatları öncesinde Dream Team’in kendi arasındaki bir antrenman maçıydı. Bu yazı o kitaptan esinlenilerek hazırlanmış bir yazıdır. Ama bu maçın neden bu kadar özel olduğunu anlatmadan önce Dream Team hakkında biraz bilgi vermem gerek.

 

maxresdefault

 

1988 Olimpiyatları’na sadece kolej basketbolcularını götüren Amerika, bronz madalya ile hayal kırıklığı yaratınca artık profesyonel oyunculara sıranın geldiği anlaşılmıştı. Bu kapsamda Dream Team ismiyle bir oluşum yaratıldı ve en iyi oyuncuların seçildiği, ama seçilenlerin bir daha seçilemediği takımlar oluşturuldu. Aslında herkesin Dream Team olarak bildiği Jordan’lı kadro, Dream Team 1 ismiyle oluşturulmuştu. 1994 ve 1996 için oluşturulan 2. ve 3. takımlardan sonra, daha önce seçilenler seçilemediği için takım oluşturacak basketbolcu bulunamıyordu ve bu oluşuma son verilerek yeniden en iyilerin sürekli olarak şans bulduğu bir takım haline geldi Amerika Milli Takımı.

İlk kurulan Dream Team kadrosu tarihin bilinen en iyi takımıdır. Öyle ki bu takımı yenebilmekten öte, Olimpiyatlar finalinde Hırvatistan 32 sayı farkla yenildiği için sevinir hale gelmişti. Mola dahi alınmadan, her maçı adeta şova dönen hatta yedek oyuncuların maçla bile ilgilenmedikleri kolay bir şampiyonluktu bu. O kadronun en değerli isimlerinden olan Magic Johnson; ‘Dream Team basketbolda yapabildiklerimin zirvesiydi, bir daha öyle bir takım asla olmayacak.’ demiştir. Ortada böyle bir takım olunca rekabet başka bir seviyeye taşındı ve oyuncular diğer takımlarla uğraşmak yerine, kendi aralarında ‘the best of the best’ olmaya çalıştılar. Basketbol her ne kadar bir takım oyunu olsa da oyuncuların bireysel egolarının da savaştığı bir spordur. Hatta NBA bireyselliğin zirvesidir, oyuncular rakibi takım yenmeyi değil rakip oyuncuları yenmeyi ve en iyi olmayı hedefler. Bunu, kadınların makyaj yapıp güzelleşmeye çalışmasının erkekler için değil de yine kadınlar için olduğunu, aralarındaki rekabeti kazandıktan sonra diğer şeyleri umursamadıklarına benzetebiliriz.

 

1992-dream-team

 

Gelelim o meşhur maça. Aslında sadece sıradan bir antrenman maçı olarak başlayan maç tarihin en iyi iki guard’ı Magic Johnson ve Michael Jordan arasındaki ego savaşına dönüşmesiyle oldukça keyifli bir hale gelmiştir. Olimpiyatlar öncesinde Monte Carlo’da yapılan bu seyircisiz antrenman; oyuncu kalitesi, rekabeti, sertliği ve etkileriyle tarihin bilinen en iyi maçıdır. Böyle bir maça sadece birkaç kişinin şahit olması üzücü olsa da aslında bizlere, bu oyuncuların kendi aralarındaki rekabetin ne kadar önemli olduğunu gösteren bir şans aslında. Büyüklüğünü en büyük rakibine kabul ettirdiğin zaman aslında diğer milyarlarca insanın bunu bilmesini önemsemiyorsun. Ego böyle bir şey…

Sıradan başlayan maç Charles Barkley’in, Jordan ve Larry Bird arasından geçip basket faulü almasıyla bir anda ciddileşti. Bu maçın diğerlerinden farklı geçeceği daha ilk pozisyondan belli olmuştu. Çünkü koç faulün bile atılmasını istemişti. Maçtan önce adeta gösteri maçlarına çıkan takımı zorlamanın zamanı gelmişti. Ama koç da işlerin bu kadar ileri gideceğini öngörmemiştir sanırım. Oyuncular konferanslarına göre ayrılmıştı ve mavi takımda Magic, Barkley, Robinson, Mullin ve Laettner; beyaz takımda ise Jordan, Malone, Ewing, Pippen ve Bird yer alıyordu. Maçtan önce Jordan’ın ‘atanamamış Jordan’ olarak gördüğü ve her yerde dalga geçtiği Clyde Draxler sakat olmasaydı bu maçta Jordan, Magic ile eşleşmeyecek ve bombanın pimi çekilmeyecekti. Takımda iki guard kalınca maç kadrosu da onlara göre ayarlanmış ve adeta birbirleriyle savaşmaları için ortam kendiliğinden oluşmuştu. Aylardır emekli olan ve Dream Team’e seçilmesi bile tartışılan Magic için bulunmaz bir fırsattı ve bu maçı adeta kendini ispatlamak için oynuyordu. Takımı yönetmekten ziyade adeta koç gibi onlara emirler yağdıran Magic iyice havaya girmişti.

 

Basketball: Summer Games Preview: Portrait of USA Magic Johnson posing during photo shoot. Dream Team. San Diego, CA 6/23/1992 CREDIT: Neil Leifer (Photo by Neil Leifer /Sports Illustrated/Getty Images) (Set Number: D136860 )

 

 

İçeri girip herkesin şaşıracağı şekilde faulü almayı başaran Magic daha önce her seferinde olduğu gibi yine bir faul tartışmasından zaferle ayrılıyordu. Bir diğer pozisyonda da bu sefer takım arkadaşı Laettner istediği goaltending’i alamayınca araya girip düdüğü çaldırtmıştı. Jordan bu işe yavaş yavaş sinirlenmeye başlıyordu, ama zaten Magic’in de istediği buydu. Bir başka pozisyonda yine Magic potaya yüklenirken faulü alıyor ve bu sefer de Malone hakeme dönüp her temasa faul çalmasına isyan ediyordu. Sonraki pozisyonda Mullin’den gelen basket Malone’un moralini iyice bozarken Magic keyifle savunmaya dönüyordu. Anlaşılan sadece Jordan’a değil herkese karşı bir şeyleri ispat etmeye çalışıyordu. 1989’da Jordan ve Magic arasında birebir maç oynanması düşünülüyordu. Magic bu maça oldukça sıcak bakarken Jordan isteksiz davranıyordu. NBA yönetimi bu maçın oynanmasını istemeyince belki de Magic intikam almak için 3 yıl beklemiştir kim bilir. Ancak Magic’in oyun yapısına hiç uygun olmayan bu birebire dayalı oyun maçın sonunda ona pahalıya mal olacaktı.

Malone ve Barkley’in karşılıklı basketleri sahadaki ego savaşlarına bir yenisini daha eklerken Jordan, Malone attıkça Magic’e göndermelerde bulunuyordu. Maç boyu hiç susmayan Magic, pas verdiği Robinson faulü almaya başlayınca ‘işte böyle, Jordanaire’lar yenik’ diye bağırarak maçın ortasında fişi çeken hamleyi yapmış oldu. Jordonaire, Jordan etrafına kurulmuş kadronun lakabıydı ve majesteleri bu şakayı hiç komik bulmadı. Maça ağırlığını vermeye başlayan Jordan bundan sonra süre tutun diye bağırdı. Maçı çevirmek için yeterli süre olduğunu biliyordu.

 

Michael Jordan

 

Skor 19-13 Magic Team lehineyken Malone yine yaptığı faule itiraz ediyordu. Bunu fırsat bilen Magic ‘Bunu sevdim. Burası Chicago’nun salonu değil’ diyerek Jordan’ı kızdırmaya devam ediyordu. Yıllarca Magic, Jordan’ın hakemlerden çok kolay faul almasıyla ilgili dalga geçmiş, fotoğraf çekiminde bile ondan ayrı durup, fazla yaklaşınca faul çalışıyorlar demiştir. Bunun üzerine deliren Jordan 4 kişi arasından sayıyı bulup, sonrasında Pippen topu çalıp faulü alınca keyfi yerine gelmişti. Magic yanılmıştı, burası artık Chicago’nun salonuydu. Skorda bir anda Jordan’ın takımı öne geçmişti. Magic bunun üzerine oyunu iyice birebire yıkmış adeta tek başına oynuyordu. Ama süre ilerledikçe yoruldu ve savunmada da etkisiz hale gelmeye başladı. Devamında Bird maçtaki tek olumlu hareketini yaptı ve Magic’ten çaldığı topu, hızlı hücumda Barkley’i bakkala göndererek yaptığı fake ile basketle sonuçlandırdı. Jordan, sende hala iş olduğunu biliyordum Larry diyerek onu kutladı.

Maça daha da ağırlığını koyan Jordan maçı kazanmak istediğini sürekli bağırarak takım arkadaşlarına belli ediyordu. Fark giderek açılırken Magic sadece hakemlere bel bağlamış durumdaydı, Malone üzerinden aldığı faul sonrası çıldıran postacıyı majesteleri sakinleştirdi. Düdükler Jordan lehine döndüğünde ise Jordan hakemi överken, Magic son kurşunlarını ‘Chicago salonu’ diye bağırarak tüketiyordu. Artık o da çaresizliğinin farkına varmıştı. Jordan’ı bu kadar kızdırdığı için pişman mıydı acaba? Skor 38-32 Jordan lehineyken koç kenardan daha çok zaman var diye bağırdı. Jordan ise ‘zaman falan yok, sikeyim çok zamanını’ diyerek takım üzerinde koçtan çok daha fazla etkisi olduğunu gösteriyordu. Kalan süre ise 1:21’di. Mavi takımın son çabaları sonuç vermiyor ve maç 40-36 Jordan lehine bitiyordu. Maç sonunda Jordan oldukça keyifliydi, bir yandan milyon dolarlar kazandığı reklamdaki içeceğini içip kendisine yazılmış şarkıyı söylüyordu. Magic ise kendi kendine ‘her şey Michael Jordan ile ilgili zaten, her şey..’ diyerek söyleniyordu. Oldukça sinirlenmişti. Koç bir yandan maç olaysız bittiği için sevinirken bir yandan da böyle bir maça tanıklık etmenin mutluluğunu yaşıyordu.

 

Magic Johnson ve Michael Jordan

 

Maçın yankıları uzun süre sürdü denilebilir. Tarafların atışmaları maçın hala devam ettiğini gösteriyordu. Jordan maçtan sonra ‘Her anlamda içinde bulunduğum en iyi maçtı. Salonun kapıları kilitiydi, içeride sadece basketbol vardı. Bu tip maçlarda sadece oyuncuların kazanma arzusunu görürsünüz. Magic maçtan sonra iki gün kendine gelemedi.’ demiştir. Magic ise kızgınlığının kısa sürdüğünü; ‘Michael olsa böyle yapardı, ben bunları kafaya takmam ama kendisi hiçbir şeyi unutmaz, hem de hiçbir şeyi’ diyerek belirtmiştir. Maçın diğer oyuncular için önemiyse oldukça azdır. Malone maç için sadece iki kişinin oynadığı bir maçtan kim zevk alır ki diyerek onlar(Magic ve Jordan) hariç kimse sahada olmaktan memnun değildi demiştir.

Son söz olarak basketbolu komplike bulan birisiyim ancak iş dönüp dolaşıp bir şekilde oyuncuların egolarına geldiğinde, oyunun bunları da kapsadığını hatta en önemli parçalardan birisi olduğunu biliyorum. Basketbol bu tür atışmalarla, eşleşmelerle, ego savaşlarıyla güzelleşiyor. Ruh dediğimiz şey de bu aslında. Yoksa sadece doğruları yapan oyunculardan oluşan bir spor çok robotik olurdu herhalde. İçimizdeki basketbol ruhunun hiç bitmemesi dileğiyle..

Yazar: Mert Işık