‘Süreç’ Bitti | T.J. McConnell

Orçun Dinç

Dibe vurduğumuz zamanları hiç unutamıyorum. Aralık 2015’ti.

 

1 galibiyet 20 mağlubiyetimiz vardı. Spurs ile kendi sahamızda oynuyorduk.

 

Keşke onlarda Duncan, Parker, Manu, Kawhi ve Aldridge olduğunu; maça tam kadro çıktıklarını söyleyebilseydim. Kesinlikle daha kolay olurdu ama bunu bile söyleyemiyorum. Tim, Manu ve Kawhi yoktu. Yani bizim tüm kadromuzun karşısında Parker, Aldridge ve diğer oyuncular vardı.

 

51 sayı farkla yenildik.

 

Bir hücumu çok iyi hatırlıyorum. 40 sayı farkın üstüne çıkmışlardı ve ben de yeni yeni olgunlaşan bir oyuncuydum. Tamam. 40 mı? Hayır. Yeter. Biraz gururumuz olmalı. diye düşündüm. İçimdeki kazanan ruh devreye girdi, bilirsiniz. Tüm hayatını kazanan, NBA’e tamamen kendi çabasıyla gelen o adam öylece oturup bu mağlubiyeti kabullenmeyecekti. Topu aldım ve İşte bu. Dönüm noktası yaklaşıyor, Sixers taraftarları. Bunu kendi başıma halledeceğim. dedim kendi kendime.

 

Yarı sahayı geçtim. Kendime alan yaratabilmek için küçük bir hareket yaptım ve şutu kullandım.

 

Çembere bile değmedi.

 

Aman tanrım. Bu, bu HİÇBİR ŞEYDİ. Bütün salon ıslıklamaya başladı. Komik olan şu ki bu olan sinirimi bile bozmamıştı. İnsanlara utanç verici bir an yaşattığımdan fazlasıyla emindim. Sadece kendi kendime Hayır, doğru olan bu. Islıklamaya devam edin. Acınası haldeyiz. tarzında şeyler söylüyordum.

 

Gerçekten de acınası haldeydik.

 

Her halükarda bunun çok iyi veya heyecan verici bir hikaye olmadığını biliyorum. Bununla başlamak istedim çünkü özel bir noktaya (benim için çok özel) parmak basmamı kolaylaştırıyor. Bahsettiğim nokta ise şu: Bence birçok insan Süreç’i yanlış anladı.

 

Bence insanların çoğu, Süreç’in, kaybetmenin farklı bir versiyonu olduğuna dair bir şeyler duyuyor, okuyor veya bu fikri ediniyor. Sanki bu ana planımızmış gibi. Garip bir şekilde sanki kaybettikçe tatmin oluyormuşuz gibi.

 

Sloganın içindeydi, değil mi? “Sürece Güven” bunu esas almıştık. Dürüst olmak gerekirse, bizim için hiçsıradışı bir kelime değil. Bizim için plana sadık kalveya dirençli ol gibi bir anlamı var. Aynı zamanda bu “Sürece Güven” mottosu dışarıdaki insanlara bambaşka bir şey hissettiriyor. Sanırım ismi Roll Safe olan birisiydi. O mizah fotoğrafını biliyorsunuzdur. Adamın kafasını işaret ettiği ve gülümsediği fotoğraf. Orada bir yazı var, saçma bir şeyler yazılıyor ama adamın nasıl bir adım ilerisini düşündüğünü anlatıyor. Bunun gibi bir şeydi. Dışardaki insanlar bizim bu Roll Safe olduğumuza karar verdi sanırım. Her mağlubiyetten sonra kafamızı işaret ediyoruz, diğerlerinin bilmediği bir şey biliyormuşuz gibi gülümsüyoruz. Mottomuz onlara bunu ifade ediyor sanırım.

 

“Planımız mağlup olmak olursa, o zaman mağlup olamayız.”

(Players’ Tribune, şuraya bir yere o mizahı bırakabilir misiniz?)

 

 

Bakın, aptalı oynamaya çalışmıyorum. Sürece Güven olayının fazlasıyla gerçek bir şey üzerine kurulu olduğunu anladım. NBA yöneticilerinin uzun soluklu planlar yapmak zorunda olduğunu ve bir adım önde olmak için biraz farklı şeyler yapmak zorunda olduğunu da öğrendim. Tüm bunları gördüm.

 

Ama herkesin anlayamayacağı bir şey var: Kaybetmek berbat bir şey, adamım.

 

Bu sadece……..berbat.

 

Kaybetmenin iyi veya eğlenceli bir yanı yok. Maçın sonunda çok sayıyı alan takım kazanıyor. Onlar ‘kazanan’ oluyor. Peki ya diğer takım? Sana dünya üzerindeki bütün takma adları takabilirler. Plan, süreç, her ne demek isterlerse diyebilirler.

 

Fakat kazanmadıysanız, bana güvenin: sadece lanet olası kaybedenlersiniz.

 

Konu Philly’de ne inşa ettiğimize gelince, benim en büyük sözüm bu. Evet, bir plan vardı. Evet, işe yaradı. Ayrıca evet, buna dahil olan herkes övgüyü hakediyor. Ama aynı zamanda garantisi yoktu. Bunun sebebi de Süreç’i tartışan insanların her zaman unuttuğu bir faktördü: insan olduğumuz gerçeği.

 

Dibe düştüğümüzden bu yana Sixers taraftarı olan birkaç kişiden biri olarak bunları yazmak istedim. Şunu da söyleyeyim, bunun süreç ile bir alakası yoktu. Benimle alakalıydı.

 

İnsanlarla alakalıydı.

 

Koç Brown gibi insanlarla alakalıydı.

 

Koç Brown’u iyi tanıyan insanlar olduğunu bile zannetmiyorum, ki bana kalırsa bu onun tercihi fakat koçla ilgili size tek bir şey söyleyeceğim, çok zekice yaptığı bir şey. Bu şeyi o başlattı. Buna tam olarak ne dediğinizi bile bilmiyorum. Dönüşüm gibi bir şey galiba. İlgi çekici bulduğumuz bir konu hakkında birimiz çıkıyor ve bir şeyler sunuyordu. Ortaokulda yaptığınız proje ödevleri gibi ama NBA’deki oyuncularla beraber yapıyorsunuz. Ben kahve bağımlısı biriyim, takımdaki herkes bunu biliyor. Ben de sunumumu kahve üzerine yaptım. Kahvenin geçmişini anlattım ve güzel detaylarından bahsettim. Örneğin, ‘kafeinsiz’ kahvenin aslında kafeinsiz olmadığını biliyor muydunuz? Tamam, kabul ediyorum. Benimkisi biraz sıkıcı. Yanlış örnek.

 

Ama içlerinden bazılarının anlattığı şeyler gerçekten sağlamdı. Ben Simmons, mesela. Memleketi Avustralya hakkında konuştu. Tüm o zehirli yılanları, böcekleri, orada sahip olduğu vahşi hayatı anlattı. İnanılmaz derecede tuhaf. (Gerçi hepimiz bir sonraki tatilimizde Avustralya’ya gitme kararı aldık ama bir dünya öldürücü yılan, dingo veya vumbat görmek için değil. Ne demek istediğimi anladınız mı?)

 

Evet, sonrasında J.J. bir sunum yaptı. [SPOILER UYARISI] Sunumun konusu bir simülasyon içinde yaşıyor olma ihtimalimizdi. BU DA NE BÖYLE? Gerçek olamazdı. Herkesin bildiği üzere J.J. aramızdaki en zeki insan. Sunumunu bitirdiğinde ister istemez has*ktir, haklı olabilir lan hissine kapılıyorsun. Hiç uzaylılarla karşılaşmamamıza ne dersiniz? Milyonlarca yıldızın, güneş sisteminin arasında takılıyoruz ama bir kere bile bir uzaylıyla karşılaşmadık. Bu teori doğru olabilir çünkü bir uzaylı bizim simülasyonumuzu yönetiyor. Jonah da şeytani robotların dünyayı nasıl ele geçireceğine dair çok iyi bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma da beni delirtmişti.

 

Uzun lafın kısası, biz birbirine aşırı yakın olan bir grup insanız. Birbirimizi canıgönülden seviyoruz ve birbirimiz için mücadele ediyoruz. Bana sorarsanız tüm bunlar koçla beraber başladı.

 

Jesse D. Garrabrant/NBAE/Getty Images philadelphia mcconnell ile ilgili görsel sonucu

 

Süreç’i benimseyen insanlarla alakalıydı.

 

Bence insanlar televizyon, Twitter veya bir yerlerde Joel’in sadece belirli kısmını görüyor. Maç içindeki kötü konuşmalarını, havalı halini görüyorlar. Maskeli halini görüyorlar. Bu inanılmaz uzun, aşırı çevik adamın 35 sayı attığını ve maç sonunda Instagram’dan onlara salladığını görüyorlar. Hadi ama. Gerçek olamaz. Bu gerçek mi? diye düşünüyorlar.

 

Size hemen bir hikaye anlatayım. Geçen sezondu ve ben omuz sakatlığımdan dolayı oynayamıyordum. Bundan dolayı kötü hissediyordum. Duygulardan biri sadece, bilirsiniz. Takıma yardım edememek berbat bir şey. Ama o özel gecede Joel de gözündeki problem sebebiyle yoktu. Bana mesaj attı, maçı beraber izlememiz için beni davet etti. Klasik Joel, aşırı iyi bir arkadaş olduğunu söyleyip övünür. (Düşünebileceğiniz üzere ligde pek rastlanan bir tip değil.)

 

Şimdi Joel’i herkesten ayıran şeyi size söylüyorum. Sonrasındaki mesajı şu oldu:

 

“Kanka, eşini de getir.”

 

En güzel gecemizi geçirdik.

 

“En güzel gecemizi geçirdik” derken demek istediğim, “Joel ile sevgili eşim bir masa oyunu yüzünden ÖLÜME GİDECEK KADAR kavga ederken Joel’in inanılmaz projeksiyon ekranında maç izleyerek güzel ve rahatlatıcı bir akşam geçirdim.”. Evet, demek istediğim tam olarak bu.

 

Galiba Joel’in evinden ayrılırken konuşulan son sözler, karım öylece duruyorken, Joel’in sinirli bir şekilde bağırmasıydı. “Hayır, sen kaybettin. Özde ve sözde sen kaybettin. Özde VE sözde. İstediğine sor. Ben asla kaybetmem. ASLAAAA.”

 

Gördüğünüz gibi, Joel işte.

 

 

A.I. gibi insanlarla alakalıydı.

 

Aslına bakarsanız Allen Iverson kendi yazısını benden önce burada yazdığı için mutluyum. Çünkü o insanlara yürekten sesleniyor, ki bence bu bilinen bir gerçek değil. Fakat bilinmeli. Bu adam bugüne kadar Sixers ile yatıp kalktı. Bunu anlayamazsınız, çünkü olabildiğince saklanmaya çalışıyor. Bizim parlamamıza izin veriyor. Daha doğrusunu yapamazdı galiba.

 

Hiç unutamadığım A.I. hikayemi anlatayım.

 

Çaylak yılımdaydım, galibiyet yüzdemiz rezaletti ve sahamızda oynuyorduk. Anlamanız gereken bir şey var, o noktada ben zar zor takımdaydım. Yani, zar zor, en azından ben öyle hissediyordum. Sixers ligin en kötü takımıydı ve ben de draft edilmemiş serbest bir oyuncuyken çaylak yedek oyuncu olmuştum. Anlamışsınızdır. Her neyse, evet, maç öncesi ısınmadaydık. Açma germe yapıyordum. Iverson’ı gördüm, bazı oyuncularla konuşuyordu. Ünlülere deli olan birisiyim, o yüzden ona hiç yanaşmadım. Konuşmasını bitirdiğinde, bana doğru geldi. Tam olarak nasıl olduğumu sordu, beni tanıyormuş gibi. Beni izliyormuş gibi. Çok çalışmaya devam etmemi söyledi. Sonra kolunu omzuma attı, Tanrı’ya yemin ederim Sixers oyun kurucusu diğer takım arkadaşıyla konuşuyormuş gibiydi ve kimse bizi duyamazdı.

 

Şunu söyledi “Hey, adamım. İyi olacağız.”

 

 

Ve sonuncu ama en önemlisi… Bizim taraftarımız gibi insanlarla alakalıydı.

 

Bu noktada Sixers taraftarlarına ne denir hiç bilmiyorum. Sabırlılar, sadıklar, tutkulular, kesinlikle inanılmazlar. Onlar her şeyimiz, adamım. Ricky Sanchez’deki adamlardan 80 yaşındaki ömür boyu kombineli insanlara kadar hepsi harikalar. Şehirlerini ve takımlarını seviyorlar.

 

Biz de onları seviyoruz.

 

Jimmy’yi takasladığımızda birçok uzman Süreç’in bittiğini söyledi. Sanırım bu onların iyi hali.

 

Ama 6 ay geciktiler.

 

Süreç geçen sezon Boston ile oynadığımız eleme maçında soyunma odasında bitmişti.

 

Çok insan farketmedi. Çünkü o maçtan sonra algı şu şekildeydi: İyi bir Miami’e karşı seri kazandık, sonrasında karşımıza Boston çıktı, ligin en iyi takımlarından birisi. Başa baş geçen 5 maç oldu. Kendimizle gurur duyuyoruz. Sadece iki yıl önce Spurs’e 51 sayıyla kaybeden bir grup için iyi bir sonuç, değil mi?

 

Değil. Hiç değil. Bunu s*keyim. Boston serisi bittiğinde kendimizden NEFRET EDİYORDUK. Nefret ediyorduk. Soyunma odası konuşması yoktu, rahatlatıcı sözler yoktu, bunun üzerine ekleyebiliriz muhabbetleri yoktu. Medya bizden bunları bekliyordu fakat size söylüyorum. Sonunda hissettiğimiz şeyler bunlar değildi. Bize göre direkt çok kötüydük. Normal sezonun sonuna doğru 16 maç üst üste kazanmıştık, bütün şehri arkamıza almıştık. #FreeMeek yaşanıyordu, sonunda oldu. Uğruna çalıştığımız her şey, son birkaç sezon… Hedefimiz ‘yakında’ falan değildi. Oradaydı. Hedefimize ulaşabilirdik.

 

Süreç’in bittiğini bu şekilde anladım.

 

Çünkü Süreç’in amacı, en başından beri, şampiyonluk kalibresinde bir takım ortaya çıkarmaktı. Diğer insanların ne düşündüğünü veya kimin devri olduğunu falan hiç umursamıyorum. Geçen sene sahip olduğumuz takım mı? Şampiyonluk kalibresindeydi. Ciddiyim. Boston’a giderken, sahaya çıkarken hep şampiyonluk kalibresinde bir takımdık. Cavs, Rockets, Warriors; bunların bizi görmek istemediğini söylemeyeceğim ama size şunu söyleyeceğim: Geçen sezon birçok takım için kabus niteliğindeydik. Bana inanın.

 

Biraz daha ilerleyebilseydik diğer takımlar için sorun olurduk.

 

 

Bu sezon nerede bitiririz? Bilemiyorum. Ukalaca konuşmak istemem ama bu takımı çok seviyorum.

 

Ben Simmons, Joel ve Jimmy ligin en iyi 10-15 oyuncusundan üçü. Buna eminim. Gün geçtikçe, birbirleriyle oynadıkça daha iyi oluyorlar. Ligin en az konuşulan ama en yetenekli oyuncularından birine, J.J.’e sahibiz (Elimizde büyük dörtlü varken insanların neden büyük üçlüyü konuştuğunu bilmiyorum). Bir sürü genç, hırslı ve yetenekli görev adamlarımız var. Harika bir koçumuz, arkasında da mükemmel bir teknik ekibimiz var.

 

Aynı zamanda dünyanın en iyi taraftarına sahibiz.

 

Neredeyse tüm bunlar kadar önemli, bizim kimliğimiz kadar önemli bir şey var. Geçirdiğimiz evrim. Hepsini atlattık, adamım. Kötü yıllarımız mı? Hepsini birlikte aştık. Şimdi ise nasıl bir takım haline geldiğimizi görüyorsunuz.

 

O yüzden, bu takım için ‘şampiyon ya da çöp’ dediğim zaman lütfen ukalalık olarak algılamayın. Bu ligde ne kadar harika takım olduğunu biliyorum. Ne kadar yetenekli olursak, ne kadar mücadele edersek veya takım kimyamız ne kadar iyi olursa olsun ihtimallerin yine bize karşı olacağını da biliyorum.

 

‘Şampiyon ya da çöp’ durumunu da biliyorum. ‘Kazanmak veya kaybetmek’ sözünün daha süslü hali.

 

Bir sürü şey başardık.

 

Diğer taraftan lanet olasıca bir şekilde iyi hale geliyoruz.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: