NBA’in  bir müddet ara vererek meydanı diğer “şeylere” bıraktığı günleri yaşıyoruz. Türlü dedikodu ve alternatif sporlarla günleri tüketmekteyiz. Her ne kadar tatil de olsa, basketbolun büyük ikonlarının medyadaki yansımaları peşimizi bırakmamakta ısrarcı. Tüm dünyada yaşanan bir Curry ve LeBron çılgınlığının (özellikle sanal alemde) ülkemizde de yaşandığının basketbolla ilgili her yorumda farkına varmakta gecikmiyoruz. Birisi LeBronun büyüklüğüyle ilgili bir şey yazsa bir diğeri “Ama Curry de bikbikbik” şeklinde çıkıyor. Tersinin de yaşandığını ifade etmek sanırım gereksiz. Sanal alem eldeki mevcut malzemeyi her ne olursa olsun cilalatıp parlatmak için biçilmiş bir kaftan ve bu özelliğin farkına ilk varanlar da bu algıyı profesyonel boyutlarda yönetmek için daha en baştan kolları sıvadı. Bu büyük isimlerin devasa kampanyaları yapılıyor; bir gün bir ayakkabı reklamıyla kendilerini görüyorsunuz bir diğer gün başka bir resimleri bir X mesajıyla medyada boy gösteriyorlar… Sanırım hiçbir dönemde basketbolcuların yüzleri bu kadar çabuk eskimemişti. Özellikle Jordanla başlayan, Kobeyle medyanın yıldızların her hareketini izlemeye başlamasıyla büyüyen süreç şimdi Curry ve LeBron’la devam ediyor.

Bir kısa oyuncunun, sürati, ani ivmelenmesi ve temel basketbol yeteneklerine hakimiyeti ile rakibine büyük bir tehdit oluşturacağı açıkken, buna bir de üçlük şut tehdidini en üst düzeyde eklediğinizde ortaya çıkan sonuç Curry gibi ele avuca sığmaz bir şey oluyor. Sonrasında da oyuncunun peşinden her türlü şirket sponsorluk vs diye koşturuyor.

Bahsettiğimiz oyuncu Stephen Curry olunca kendisini tanıtmak için bir video koymamıza gerek yok belki de ama basketbolseverlerin izlemekten keyif alacağını düşündüğümüzden bir Curry top 10 hareketi koyalım aşağıya..

Şüphesiz daha güzel hareketlerinin olduğu farklı sıralama videoları nette mevcuttur. Maksadım sadece bahsettiğimiz adamın ne kadar ele avuca sığmaz bir adam olduğunu tekrar hatırlatmak..

Curry’nin önceki şampiyonlukta sergilediği baskın karakteri son şampiyonlukta sergilediğini söylemek görece imkansız olsa da, Curry Rüzgarı son hız sürüyor. Bu Curry kampanyasının bir önceki yıl (2016’da) tavan yaptığı günlerde bir twit ortalığı “oldukça” karıştırmıştı. Twiti atan “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” değil de Phil Jackson olunca işlerin karışması kaçınılmaz elbette 🙂

 

2016 Şubatının son gününde gelen bu twitle insanlar birkaç gruba bölündü

  1. Curry’yi kimseyle kıyaslayamayacak kadar büyük görenler (ki çoğu Abdul Rauf döneminde çocuktu ya da çocuk bile değildi) Abdul Rauf’u bilme ihtiyacı dahi duymadan “hadi ordan” refleksiyle bombalamaya başladı
  2. Abdul Rauf’u bilenler ve sevenleri “aslansın baba” tepkisiyle “eski güzel günler” moduna girdi. Abdul Rauf da iyiydi dedi…
  3. Damarlarında buz dolaşan tarafsız ağır abiler “ikisi de ele avuca sığmıyordu ama para Curry’de” şeklinde tarihe not düştü…

Mahmoud Abdul Rauf twiti ABD’de ortalığı oldukça karıştırdı. Phil Jackson’ın yöneticisi olduğu NY gibi alakasız (Ne Curry ne de LeBron’un takımı) bir takımdan bu bombalamayı yapmasıyla “Baba tamam büyüksün ama senin işin gücün yok mu? NY sana dünya kadar parayı oturup işin gücün olmayan konularda twit atman için mi veriyor?” gibi haklılık payı olan tepkiler yükseldi. Bu tepkiler televizyon programlarında da boy gösterdi (ki araştırılırsa kolaylıkla bulunabilir). Muhtemelen her yerde Curry’den bahsedilir olmasına Jackson’ın canı biraz sıkılmış olmalı ki gelecek tepkilere rağmen twitterda böyle “mühim” bir açıklama yapma gereğini duymuştu 🙂 Belki de hayırlı bir iş yapmış oldu… Böylece yeni nesil, CJ adında bir adamdan haberdar oldu ki Curry’nin kendisi bile “eve gidince Youtube’u açtım onu izledim” dedi. Bu 1500 ayrı şekilde anlaşılabilir… Bu ifadenin gelebileceği anlamlarla ilgilenmeyelim biz yine de…

Abdul Rauf ile ilgili aramalar yaptığında ingilizce bilen kesim oldukça bol malzeme ile karşılaşacak o yüzden burada sadece girizgah niteliğinde bir yazı bulacaksınız. Detayları herkes istediği yerden okuyabilir. Olay çekilebilecek her yöne çekilmiş durumda…

Abul Rauf olayıyla ilgili aklıma gelen ilk şey adamın kendisiyle ilgili bile değil (Baya saçma görünmüş olabilir bu.. sabır). Sporda kimi zaman yarışlar, maçlar oynanırken birileri çıkar sıradışı bir şey yapar ve o olay o kupadan, şampiyonadan hatta olimpiyattan da önemli bir konuma yükseliverir. 1968 Olimpiyatlarından bir resim karesi var ki tam bir dramı içermekle birlikte günümüzde belki de Meksika Olimpiyatı’nın dahi önüne geçmiş durumda. Buyrun:

İki Amerikalı atletin ırkçılığa karşı protesto niyetiyle verdikleri bu tepkinin hikayesini sanıyorum her sporsever bilir. 1968 olimpiyatlarında Tommie Smith ve John Carlos’un hikayesi oldukça dramatiktir. Benim burada kastettiğim ise son derece spontan gelişen bu madalya törenindeki olayda verilen o “anlık” tepkidir. Bu tür tepkiler beklenmedik bir anda gerçekleştiğinden sansasyonel etkiler doğurmaktadır. Meksika’da da olduğu gibi…

Bazen bir resim görürsünüz ve ona benzeyen 5-6 resim daha aklınıza gelir. Abdul Rauf olayında da ilk aklıma gelen bu Meksika resmi olmuştu. Meksika’da adı geçen atletler bir şey yapmışlardı, bir tepki vermişlerdi ve bu tepki olağanüstü ses getirdi. Abdul Rauf’un hadisesini de belki biraz bu şekilde okumak gerekecektir. Kim bu Abdul Rauf peki?

 

Kolej liginde maçlara çıkmaya başladığı ilk ayda 48 ve 53 sayı atmış, LSU’lu genç ve hasta adamdır. Sezon içinde 55 atmışlığı olan, 88-89 sezonunu 30,2 sayı, 4,1 asist, 3,4 ribaund, 89-90ı ise 27,8 sayı 3,2 asist, 2.5 ribaund ortalamaları ile bitirerek NCAA freshman rekorunu 966 sayıyla kıran bir insan evladı Chris Jackson. Bu arkadaş sayı yükünü çekip gelirken aynı üniversitenin bir başka oyuncusu ise defansif anlamda takımı toparlıyordu. Adını bilmeyen yok..Shaq…Bir de “o yıllarda” Shaqdan iyisi vardı! J Stanley Roberts… Shaq’ı deli eden adam… Belki başka yazıya konu olur…

 

Abdul Rauf daha doğrusu o yıllardaki ismiyle Chris Jackson NBA’ye giderken oldukça büyük ümitler beslenen bir oyuncuydu. Ee herkes bu istatistiklerle NBA’ye gelmiyor neticede… 90-91 sezonunda Denver ile NBA’deki macerası başlayan başlayan CJ 1993’de Most Improved Player (En çok gelişme kaydeden oyuncu) seçilir. Bu sezon 229 faul atışının 219’unu sayıya dönüştürmüştür!

 

“Harika bir işe sahip ve skorer bir oyuncu daha ne olsun?” diyenler olabilir ama Tourette Sendromundan muzdarip oyuncu için hayat bir eli yağda bir eli balda geçmemektedir.Hastalıkla ilgili olarak Chris Jackson oldukça çok şey anlatıyor ve neler yaşadığını görsel ve yazılı basından arayanlar bulabileceklerdir. Tourette Sendromuna dikkat çekmiş olduğu için de kendisi ayrıca önemli bir sima. Hastalık beklenmedik zamanlarda bağırıp çağırabilmesine, durup dururken ani tepkiler vermesine neden olmaktadır.Bu hastalıkla boğuşan Jackson kolej ligindeyken hocasının kendisine verdiği Malcolm X kitabını da tekrar tekrar okumaktadır. Kitabın da etkisiyle Jackson 93de din değiştirir ve bundan sonra Mahmoud Abdul Rauf adını alır. Bazen ayakkabılarını bağlaması dahi uzun zaman alan, çözüp tekrar tekrar bağladığını anlattıkları (bir arkadaşıyla yapılan roportaj) bir adamdır Kolej Liginde istatistikleri alt üst eden Jackson… Jackson’ın Malcolm Xe hayranlığı bir süre sonra onun kahramanlığına imrenmeye doğru evrilecek ve sansasyonel bir adım atmasına doğru geri sayım başlayacaktır.

1993 All Star Smaç Yarışması

1993’de NBA All Star’da smaç yarışmasında Jackson’ın boy gösterdiğini izleyecektir basketbolseverler. Smaçları değil ama serbest atışları ile bilinen bir kısa oyuncu için enteresan bir deneyim olduğu kesin (Jackson’ın izleyeni mest eden smaç canavarları arasında yer almadığını söylemek lazım).

95-96 sezonuna dek skorer kimliği ile beliren oyuncu için o sezon “çok farklı” geçecektir. Daha sezonun başında harika maçlar çıkartmaya başlar. 30 üstü attığı Lakers, Spurs, Suns, Mavs maçları derken Stockton’ın Utah’ına karşı 9 adet 3 sayılık basketle 51 sayı üreterek zirve yapar. Steph Curry’den önce Curry gibi oynayan adam benzetmesi tamamıyla doğrulanmaktadır. İşleri karıştıran şeyse ilerleyen dönemde ortaya çıkacaktır. O sezon milli marş sırasında soyunma odasından çıkmayan Abdul Rauf’un bu tavrı çeşitli kişilerin kendisiyle konuşmasına rağmen devam eder. Bayrağın “Amerikan zencilerine karşı baskı ve tiranlığı sembolize ettiği” düşüncesinde olan Jackson 12 Mart 1996’da Denver’da oynanan Orlando maçından önce birkaç telefon görüşmesi yapar ve sahaya çıkar! Marşın okunması sırasında herkesin kalktığı anda ayağa kalkmamayı seçen Abdul Rauf marş boyunca bu tutumunu sürdürür! Bu olayın sonunda şimşekleri üzerine çekecektir.

David Stern Abdul Rauf’un maçtan önce 2 NBA yetkilisiyle görüştüğünü ve “ya soyunma odasında kalması, ya da sahaya çıkacaksa ayağa kalkması gerektiği”ni hatırlattıklarını ifade eder. Neticede Abdul Rauf bir maç ceza alır. Sonrasında hem nefret hem destek görecektir. Sonraki evsahibi oldukları maçta seyirciler milli marş okunurken Abdul Rauf’u ayakta dua ederken görecektir. Kimileri “çark etti” derken kimileri de “NBA Yönetimiyle bir uzlaşı” olarak buna bakacaktır. Maçı kendi taraftarlarının bir kısmının yuhlaması altında oynamak zorunda kalan oyuncu kısa bir süre sonra geçirdiği sakatlıkla sezonu noktalar. Hakkında “kırık kalbi nedeniyle oynamıyor” minvalinde yazılanlar ile Abdul Raufun durumu imaj olarak da günden güne dibe doğru gitmektedir. Sonunda Denver’dan Sacramento’ya yollanır.

Kariyeri Sacramento’da da dikiş tutmayacaktır. 1.5 sezonu zor devirir Sacramento’da. Kendisine bir “hain” damgası yapışmıştır ki bu durum kendisini oldukça zorlamaya başlar.

1998-1999 sezonunda ABD’den ayrılarak bildik bir takıma gelir Abdul Rauf, Fenerbahçe’ye… Olympiakosun daha yüksek teklifine karşın Fenerbahçe’ye gelmişse de, bireysel oyunu yüzünden Fenerbahçe’de isteneni verememiştir. Takım arkadaşlarının yeteneğine methiyeler düzdükleri bir adam olmasına karşın Abdul Rauf’un basketbolu NBA’den sonra bir daha dikiş tutmamıştır.

Emekliliğini isteyen Rauf sonrasında bir Vancouver Grizzlies denemesi daha yapsa da işler artık düzelmeyecektir.

 

O zamandan bu zamana geçen 16 yılda Chris Jackson adı türlü yorumlara konu oldu. NBA’de arada bir de olsa gündeme geldi. Ama Temmuz 2017’ye geldiğimizde bu adı tekrar duyduk. Ice Cube’un Big3 denen 3e 3 oynanan liginde… Bu lig 8 takımdan oluşuyor ve 2 ay kadar sürecek. 25 Haziran’da başlayan maçlar playofflar ve şampiyonun belirlenmesiyle 25 Ağustosta tamamlanacak. İşte bu 3e 3 oynanan maçların takımlarından birisi de “3 Headed Monsters”. Chris Jackson bu takımda oynuyor…

Mahmoud Abdul Rauf, Rashard Lewis, Kwame Brown, Eddie Basden, Kareem Rush beşlisinden 3ü sahada yer alırken, ligin en ihtiyar ismi olan Abdul Rauf hiç de fena gözükmüyor…Hala…

Brooklyn, Dallas ve Charlotte’nin de içinde olduğu şehirlerde maçlara çıkan Abdul Rauf için maçlar “üzerindeki pasları atmaya” yaramış gibi duruyor…

Bu arada ligde yarım saha içinde oynanan bu maçlarda 4 sayılık daireler yer alıyor. Bu dairelerden atılan şutlar 4 sayılık basket olarak değer buluyor. Aşağıdaki videoda ligin ilk 4 sayılığını Rashard Lewis’in bulduğunu izleyebiliriz. 4 sayılık basket ile ilgili yazdığımız eski bir yazımızı da buradan hatırlayalım bu arada 🙂

Chris Jackson’da hala eskilerden esintiler var. Hala marş okunurken ayağa kalkmıyor… Çok büyük oyuncuydu…

 

Yakın zamanda Amerikan futbolunda bir rüzgar estiren Colin Kaepernick’in adının da benzeri bir hadiseyle anıldığını belirtmeden geçemeyeceğim.

Colin Kaepernick

Thearon W. Henderson/Getty Images

Aşağıdaki zehir zemberek ifadeler sporcuya ait:

“Siyah ve farklı ırktan insanlara ayrımcılık uygulayan bir ülkenin bayrağından gurur duymayacağım ve ayağa kalkıp ona olan saygımı göstermeyeceğim. Bu benim için futboldan da büyük ve kafamı kuma gömmek bencillik olur. Sokaklarda yatan cesetler var ve bazıları cinayet suçlamasından kurtulup maaşlı izin yapıyor. Futbolu ve sponsorlarımı benden alabilirler ama ben doğru tarafta durduğumu biliyorum.”

Bu açıklamayı yapan Kaepernick’in hikayesini okudğumuzda aklımıza ister istemez Mahmud geliyor. Kaepernick Mahmoud’un başına gelenleri bilmiyor olabilir mi? Sanmıyorum… Ama şunu biliyoruz ki öncesinde imzalamış olduğu sözleşmesi gereği garantilediği para ile ciddi bir süre finansal güçlük çekmeden hayatını idame ettirebilecektir. Mahmoud’un finansal sorunlar yaşamış olduğu biliniyor.

Son Söz

Chris Jackson için bir kaybeden hikayesi diyenler de, dik durdu diyenler de var. Bildiğim ise şu; Chris Jackson sağlıklı olduğu sürece harika bir kariyere imza atarak 2005e kadar ligi domine edecek biri iken yaptıkları ile bambaşka bir yere evrilmiştir. Jordan sonrası dönemde NBA’in yeni harika çocuk arayışında eller üzerinde taşınacak bir süper yıldız olabilme potansiyeline sahip olmasına rağmen eylemleriyle bunu gerçekleştirmekten çok uzak kalmıştır. Basketbol severler açısından bu kadar göze hoş gelen bir adamı layıkıyla izleyememiş olmak o kadar üzücü ki… Phil Jackson onu Curry ile kıyaslarken insanlar onu tanımıyor bile…  O kadar yetenekli bir adamın şu an bu kadar az biliniyor olmasını oyuncuyu bilenler sindirmekte zorlanıyor… Tam da bu yüzden artık oyuncular takım yöneticilerinin kuşatması altında. Oyuncuların mentorları, sosyal ortam yöneticileri filan derken takımlar ellerindeki bu büyük potansiyellerin ellerinden kaymaması için günümüzde büyük uğraş veriyor. 20 25 Milyon dolarlık kontrata sahip bir oyuncunun uçup gitmesini hiçbir takım istemez.

Keşke Chris Jackson’ı da yıllarca izleyebilseydik. Basketboldan keyif alanların bugün 3 Headed Monsters’da onu izlerken içi burkuluyorsa bu yüzdendir…

Basketbolla kalın…

 

 

Yazar: Utku Köker