” Lisede yaşanan bir olaydan sonra her şey elimden alınmıştı. Diğer takım ve okullar beni istemiyordu. Annem Georgetown’a gitti ve bana bir şans vermeleri için yalvardı.

 

Dünyadaki en iyi Amerikan Futbolcusu olduğumu düşünmem çılgıncaydı, Şu an burada Basketball Hall of Famer’ı olarak oturuyorum. Bana Tanrı’nın iyi olmadığını söyleyemezsiniz. Georgetown’dan ayrıldıktan sonra fena bir basketbolcu değildim. Yeteneğim vardı. Larry Brown’u dinlemeye ve yapıcı eleştirilerini almaya başladıktan sonra onun ne kadar büyük, büyük bir koç olduğunu anladım.”

 

philadelphia sixers allen ıverson ile ilgili görsel sonucu

 

Yukarıdaki konuşma Allen Iverson’ın Amerikan basketbolunun şeref kürsüsü olan Hall of Famer’a kabul gecesinden. Bir dakika kadar süren alkış tufanından sonra, nihayet konuşmasına başladı; Sesi titriyor, elini koyacak yer bulamıyordu. Heyecanlıydı. Yıllar boyunca kendi egosu ve basketbol ile savaşmıştı. Tanrı’nın kendisine bahşettiği basketbol yeteneklerini hiçbir zaman disipline sokamamış, idman yapmaktan, çalışmaktan nefret etmiş bir adamdı o. Kamera bir an arkasında oturan ömrünü on yıl kısalttığı Larry Brown’a çevrildi.O da öyle düşünüyor olacak ki : ” Daha iyisi olabilirdin Allen beni biraz dinleseydin, tarihin gördüğü en iyi basketbolcu olabilirdin.” şeklinde asık bir yüzle, adeta yalanlıyordu efsane basketbolcunun söylediklerini.

 

Allen Iverson tarihin gördüğü en heyecan verici sporculardan biriydi. Dürüsttü bir kere, hiçbir zaman olmadığı birisi gibi davranmadı. Serseri gibi başlayan kariyerini sıfırı tüketerek bitirdi. Seyirci ve Amerikan medyası en baştan beri, diğer on iki kişiye karşı tek başına oynamasını ve kaybetmesini bekliyordu ondan. Allen Iverson liseden beri tek başına savaşan serseri bir şövalyeydi, şövalyeler ise günün sonunda hep şerefli bir şekilde yenilmeleri gereken kahramanlardır. Aksi halde anlatılacak romantik hikayelerden herkes mahrum kalır. Allen ise onlara beklediklerinden fazlasını verdi. Ruhunda sistematik basketbola yer yoktu: topu aldığı zaman yarın yokmuşçasına öldürücü cross-overlarla adamını geçip, potaya süzülür, bir rönesans tablosu estetiği ile bitirirdi turnikelerini. Savunmacısını geçemediği zamanlar – ki bu çok nadir yaşanırdı- el üstünden kadife bileğiyle şutlar çıkararak öldürürdü karşısındakini. Ama günün sonunda yenilen hep o olurdu.

 

allen iverson tyron lue ile ilgili görsel sonucu

 

Hayatı meydan okumakla geçti Allen Iverson’ın, her şeye ve herkese karşı nefret doluydu. Bir şeylerin intikamını almak için basketbol oynuyordu adeta. Isırıyor, saldırıyor, düşüyor, kalkıyor herkesi tek başına yenmek istiyordu. Bunu başaramayınca sinirleniyor, kendisine yardım etmelerine izin vermediği takım arkadaşlarına kızıyor, koçunu kendisini anlamamakla itham ediyordu. Philadelphia seyircisi ise tapıyordu Iverson’a. Ne yaparsa yapsın, gözden çıkaracak suçlanacak bir figür değildi o. Dünyaya tek başına meydan okuma fikri o kadar heyecan verici bir fikirdi ki insanlar üst üste gelen başarısızlıkları umursamıyordu. Çünkü Iverson her gece Don Quijote romanının temsilini veriyordu parkede. Ve bu insanlara özel bir şeyin parçası olduklarını hissettiriyordu.

 

Allen Iverson’ın bu topraklarda kral olduğu zamanların üzerinden yıllar geçti, yazlar sonbaharları takip etti, Iverson’sız Philadelphia kadroları başarısızlık konusunda yeni çığırlar açarak bitirdi sezonları. İşte şimdi 2017-2018 sezonu öncesi Philadelphia76ers kadrosu, seyircisini nihayet heyecanlandıracak potansiyele sahip. Ancak bu potansiyeli elde etmeleri kolay olmadı. Korkunç geçen sezonlar, onlarca kalp kırıklıkları ve azledilmiş bir menajer bıraktılar arkalarında.

 

Bakalım:

 

 

Philadelphia 76ers bundan birkaç sene evvel spor tarihinin gördüğü en iyi sloganlardan birisini kendisine şiar edindi: “ Sürece Güven “

 

philadelphia sixers trust the process ile ilgili görsel sonucu

 

Her gece ortaya çıkan rezilliğe bir açıklama getiren, isyan eden taraftarın gizli anlamlar çıkaracağı, kapalı, her şeyi affettirecek sihirli bir argümandı bu. Amerikalıların çok sevdiği kişisel gelişim kitaplarından birinde bulup altını çizmişlerdi sanki. Amerikan eyaletlerini karış karış dolaşıp verdikleri konferanslarla hayal satan yaşam koçlarının ağızlarından düşürmedikleri cümlelere benzeyen bu iki kelimelik romanı ilk genel menajerlerinin ağzıdan duyduk. Daha sonra sakatlıktan bir türlü çıkamayan süperstar adaylarına Process adını verdiler; şapka, tişört, forma, bardak, çakmak üzerine “Sürece güvenin” yazıp binlerce sattılar. Taraftar, sahada takımının derisi yüzülürken tempo tuttu: “Sürece Güven!”

 

En son bir Philadelphialı çiftçi Mısır tarlasına yazdı hem de uzaylıların bıraktığı işaretlerden daha güzel bir şekilde. Koca bir şehir Süreç ile kafayı bozdu.

 

İlgili resim

 

Peki, bu süreç çılgınlığı nasıl ortaya çıktı: Bunun için Philadelphia’nın kabus gibi geçen son dört sezonuna bakalım. Takım sırasıyla 19,18, 10, 28 galibiyet alarak kapattı son dört sezonu. Acımasızlığı ile ünlü Philadelphia taraftarı takımı yuhalamaktan vazgeçip; oyuncuların attığı airball’lara, hızlı hücumu esnasında 3 e 1’ de kaçan turnikelere, savunmada adamını kaçırdıktan sonra yenen kolay sayıları alkışlayıp tempo tutmaya başlayınca yanlış giden bir şeylerin olduğunu, çok tehlikeli bir protestonun geldiğini fark etmeye başladı herkes. Taraftar takımıyla alay ediyordu artık. Bu ağır ironinin altında ezilen takımın genel menajeri Sam Hinkie, uzatılan mikrofonlara: “Geçecek, sabredin. Sadece sürece güvenin.”diyordu. Ve o günden sonra bütün basketbol kamuoyu Philadelphia’yı tanımlamak için “Süreç” kelimesini kullanmaya başladı.

 

Bu sezon Süreç’in meyvelerini toplamaya başlayacakları sezon olabilir. Ellerinde yıldız potansiyeline ulaşabilecek tonla oyuncu var, bir de gönül çelen Joel Embiid tabi. Kadronun üzerinde gezinelim biraz da. Bu genç adam nüvesinin neden bu kadar umut vaat ettiğini mantık çerçevesi içinde açıklamaya çalışalım. Guardlardan başlayalım öncelikle;

 

Markelle Fultz, 2017 NBA draftının bir numarası. Kolej seviyesinde oynadığı takım Washington üst düzeyde rekabet edemeyen bir takımdı. Markelle Fultz da bu vasat takımın göz alıcı, uçuk istatistikler tutturan şımarık papyonlu süperstarı.  Geçen sezon Phidelphia’nın kadrosunu inceleyen ortalama bir NBA gözlemcisi bile takımın çok yönlü bir playmaker eksikliği olduğunu söyler sanırım. Buradan bakıldığında takımın eksikliği giderildi. Kâğıt üstünde mutlu bir evlilik gibi görünmesi de bundan. Markelle Fultz’un yetenek tavanı arşa değiyor değmesine de drafttan sonra yaptığı ukala açıklamaları, hiçbir şey ispat etmeden girdiği süperstar tavırları beni rahatsız ediyor- bu arada beni herşey rahatsız eder; çünkü param yok!-

 

philadelphia sixers 2017 nike ile ilgili görsel sonucu

 

Markelle Fultz’ u yedekleyecek diğer guard; Amerikan kolej basketbolunun yılda 28 bin tane ürettiği kısa saçlı, sadece tek tarafına dripling yapabilen, korkunç çirkinlikte crossover yaptığı yetmiyormuş gibi, bu çirkin crossoverları estetikten yoksun asistlerle bitiren, John Hughes’in “ Kahvaltı Kulübü”ndeki bunalımlı ergenlerine benzeyen T.J McConnell.

 

T.J McConnell’ı sahada izlerken bende uyandırdığı hissiyat, bu sepet oyununu can sıkıcı doğrulukta bilmesi. Pick&Roll paslarını hep doğru açıdan veriyor, eli sıcak oyuncuyu bulmada üstüne yok, geçiş hücumlarında doğru açıya hızlanıyor ancak, o Indıana mısır tarlalarından fırlamış “Stand By Me” tipini sevmiyorum.

 

Kişisel nefretimi bir kenara bırakırsak; Fultz ile birbirlerini iyi tamamlayan parçalar olabilirler. Brett Brown Fultz’u 2 numaraya çekip skorerliğinden yararlanmayı, bu arada da takımı TJ’nin nasıl yönettiğini görmek isteyecektir.

 



 

TJ ile Fultz’u yedekleyecek 3. guard ise sakatlanmadan önce iyi bir oyuncu olduğuna inandığım Jerryd Bayless. Geçen sezon Philadelphia fazla kullanmadı Bayless’ı. Kullandığı süreler içinde de Bayless kafasına taktığı bandı düzeltmeye çalıştı zaten.

 

Nik Stauskas combo guard denilen türün temsilcilerinden. Geçen sezon gözlemlediğim şey var olan penetre yeteceğini geliştirirse değerli parça olacağı yönünde. Çünkü mükemmel bir şut yeteneği var. Mükemmel şut yeteneği olanlar ise ölümsüzdür.

 

JJ.Reddick’ler ise yaşamını perdeden sonra çıkıp attığı şutla sürdürürler. Çünkü Allah bu canlıyı öyle yaratmış. Geçen sezon Philadelphia’nın eksi hanesine yazılan dipnotlardan biri güvenilir bir şut elinin olmayışıydı. Şutuna güvenme konusunda J.J Redick’ten iyi olan bütün NBA’de sadece birkaç oyuncu var. Tecrübesi ve iş ahlakı ile Philadelphia takımına derinlik katacaktır.

 

Furkan Korkmaz ise bu guardlar arasında bana göre Fultz’dan sonra gelen en yetenekli oyuncu. Ne kadar özel bir oyuncu olabileceğini anlamak için Furkan’ı beş dakika izlemek yeterli. Bir beyaz Avrupalı oyuncuya göre eşsiz bir dripling yeteneği var. Topla bütünleşiyor adeta, ince ve esnek yapısı bu yapıyı destekleyen atletizm donanımı, dripling yeteneğini özel yapıyor. Şutu elinden çok yumuşak çıkarıyor. Savunmada adamının önünde kalmasını sağlayan hızlı ayaklara sahip.

 

philadelphia sixers furkan korkmaz preseason ile ilgili görsel sonucu

 

Ama bu yeteneklerini NBA’in adam yiyen 2 ve 3 numaraları karşısında ne kadar kullanabilecek? İnce, narin yapısı yüzünden daha ilk senesinden Avrupa yollarına tekrardan düşebilir. O “Dogs Days” ler gelecek, onlar geldiğinde Furkan ne kadar ayakta kalabilecek göreceğiz.

 

Size forvetlerden bahsetmek istiyorum uzun ve kısa forvetlerden; dikey ve yatay mutsuzluktan.

 

Robert Covington bu takımın 2014/2015 sezonundan kalan tek oyuncusu. Doğal olarak bu durum Covington’u takımın en eski oyuncusu yapıyor. Covington, güçlü fiziği ile ligin en iyi savunmacı forvetlerinden. 1 numaradan 4 numaraya kadar herkesi savunacak ayak hızına ve gövde sağlamlılığına sahip. Sahada sağlam bir duruşu var; geçen sene kritik anlarda diğer arkadaşları gibi paniğe kapılmıyordu. İlk beşte başlama ihtimali düşük olmakla beraber sağlam bir bench oyuncusu olacaktır. Zaten takımın Robert Covington ile beraber kulübe giren diğer oyuncuları hallaç pamuğu gibi dağıtıp, Covington’u ise ısrarla takımda tutmaları bu genç adama duydukları güvenin bir işareti olsa gerek.

 

Dario Saric, çok eşi benzerine rastlanmayan bir oyuncu prototipini temsil ediyor. Ayakları yavaş görünmesine rağmen, sahip olduğu Yugoslav fundamentali ve kuvvetli gövdesinin yardımıyla savunmacısını kolaylıkla akarte edip potaya gidebiliyor, orta mesafe şutu var, bu şut menzilini üçlük çizgisinin gerisine kadar çekebiliyor, pas yeteneği üst düzey, ayak yavaşlığı sebebiyle hızlı forvetler karşısında sıkıntıya düşebiliyor, onu da müthiş ribaund sezgisiyle kapatıyor Sarıc. Parmaklarıyla değdiği her topu kontrolüne alıp hızlı hücuma da kaldırabiliyor takımı. İşviçre çakısının da bu kadar işlevi var.

 

Ben Simmons; Bütün bu yetenek skalasını sağlam bir şekilde tamamlayabilecek parça. 2.10 boyunda guard oynayabilen ama kesinlikle şut atamayan bir adam düşünün. Topu yere vurunca geçemeyeceği oyuncu yok, çok özel bir pas kabiliyeti var. Bunun dışında neler yapabileceği veya neleri yapamayacağı konusunda fikrim yok. Koçunun da yoktur muhtemelen çünkü henüz resmî olarak bir NBA maçında oynamadı. Sahip olduğu fiziksel üstünlüğünü kullanırsa üst düzey oyuncu olacağı yönündeki inancım tam. Geçen sene Brett Brown sakatlanmasaydı Ben Simmons’ı oyun kurucu olarak oynatacağını açıklamıştı. Kidd’ın Antetokounmpo’dan Magic Johnson yaratma çabasından ilham almış olsa gerek.

 

philadelphia sixers ben simmons ile ilgili görsel sonucu

 

Yazının bu aşamasından sonra affınıza sığınacağım belki de affınızla sınanacağım. İçli, bir aşk mektubununa benzeyecek çünkü. Benzemek zorunda. İnsan, hayatının aşklarını anlatırken ne kadar makale diline bağlı kalabilir, kalmamalı da zaten. Bir an gelir, zamanın içinde bir saat vardır onu görürsünüz o andan sonra tutkuyla bağlı olduğunuz bu oyuna bakış açınız değişir. Ben üç sene evvel benim için çok özel olan sihirli bir an yaşadım. Ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

 

Şimdi dinleyin:

 

2014 NBA draftından bir ay sonra yaz sıcaklarının bastırdığı Temmuz ayının ortalarına doğru Akçakoca’da 3 yıldızlı bir otel odasındayım. Klimasının bir saat soğutup bir saat bozulduğu, Güney cepheli bir otel odası burası. Yatağımın karşısına Wermeer’in “Sütçü Kız” tablosunun kötü bir taklidini asmışlar. Yatakta boylu boyunca uzanmış, iki elimi ensemde birleştirmiş bir halde tabloyu inceliyorum. Wermeer, ışığın ustası… Bütün bu sıcacık renkleri kusursuz bir harmoniyle bir araya getirip, üzerlerine o sihirli gün ışığını serpiştirmiş. Sıcaktan bütün hücrelerim uyuşmuş bir vaziyette tabloyu hayranlıkla sayretttim bir süre.

 

Öğle saatleri. Ben de, bütün bir yıl tatilin yolunu gözleyen, tatile çıktıktan sonra da zamanının üçte ikisini otel odalarında geçiren saçma insanlardanım. Dışarıda cehennemvari bir sıcaklık var. Balkona çıkıyorum. Uzaklar, uzakların ötesi buharlaşmış sanki. Yaz aylarının kavurucu sıcaklarına özgü bir uyuşukluk bütün kâinatı sarmış. Her şeyin; herkesin, eşyanın, mekânın, düşüncenin Salvador Dali tablosundaki gibi cıvıklaşıp aktığı anlardan birisi yaşanıyor sanki. Bütün eşyadan görünmez bir ısı yükseliyor.

 

İçeri geçip klimayı sonuna kadar açıyorum. Masadaki laptopta 2014 NCAA finali Connecticut- Kentucky maçı açık. Matematiksel bir basketbol oynanıyor. Her şey mekaniğe bağlanmış; pas açıları, yapılan perdelemeler, adam değişmeler, katlar, alan savunması, çizilen setler bir kalemden çıkmışçasına kusursuz.

 

Sahadaki çocukların stillerine bakıp hangi NBA oyuncularına benzediklerini bulmaya çalışıyorum, bu oyun, bir süre oyalıyor beni. Maç bitiyor, ekranı kapatıp görüntüyü küçültüyorum. Yanda bir video daha çıkıyor; 2014 NBA draftında ilk üçte seçilen oyuncuların scoutlarla yaptıkları deneme antrenmanları.

 

Andrew Wingins’in videosunu açıyorum ilkin. Cılız bir çocuk var karşımda: Vücudunun gelişimi henüz tamamlanmamış bir yeniyetme. Boş bir salonda ayakkabı gıcırtıları içinde sol omzunun üzerinden jump shot atıyor; atışlarının yüzde sekseni başarılı. Mükemmel bir şut stili var. Daha sonra içimden diyorum ki yıllar sonra şu sahip olduğu şutu üzerine çalışırsa nasıl da korkunç bir oyuncuya dönüşecek. Sonra şut atmaktan sıkılıyor Wiggins. Dip çizgiden hızlanıp smaç basmaya başlıyor. Ayaklarının altında yay var sanki ne kadar da kolay yükseliyor. Ayakkabı gıcırtıları artıyor, Wiggins tepeden üçlük atmaya başladı. Kapatıyorum videoyu.

 

İkinci videoda Jabari Parker var. Yeni Carmelo mu demişlerdi bu çocuk için, kulağıma bir yerlerden çalınmış sanki. Wiggins’in yaptıklarının aynısını yapıyor, birbirlerinin kopyası iki cyborg sanki;  aynı ayak çabukluğu, atletizm, çeviklik. Kapatıyorum.

 

Vakit öğlenin üzerinden atlayıp ikindiye devriliyor artık. Wermeer’ın tablosunun üzerindeki daha bir koyu renge evriliyor. Temmuz’un ortasında Akçakoca’daki bu otelde garip bir hüzün kaplıyor içimi. Dışarıda yaz bütün ihtişamıyla devam ediyor, bir sigara yakıyorum yatağın ortasına oturup. Sahi diyorum kendi kendime 2014 draftının üç numarası kimdi? Joel Embiid.

 

İlgili resim

 

Yazıyorum adını arama çubuğuna, açılıyor video. Kafası kazınmış, Kamerunlu bir çocuk var karşımda şimdi. Duruşunda o yaştaki çocukta olmaması gereken bir özgüven var. Wiggins ve Jabari’de olmayan bir sağlamlıkla basıyor yere. Huk Shot atıyor sağ omzunun üzerinden; ama ne atış!  Top hafifçe süzülüyor, kadife kumaşlarının üzerinden kayıyor sanki. Van Gogh sarısı bir masal gibi tutuyor topu elinde. En son diyorum içimden Hakeem Olajuwon da böyle ….

 

Doğrulup arkama yaslanıyorum. Kucağıma alıyorum bilgisayarı daha iyi görebilmek için. Aman Allahım! Saf bir yetenek keşfettim sanırım. Mesafe tanımaksızın şut atıyor sahanın her yerinden. Rivörs hareketinden sonra çekiç indiriyor potaya. Bunları yaparken estetik duruşundan ödün vermiyor asla. İnsanın 2.13 boyunda olduğuna inanası gelmiyor. Garip olacak ama akşamüstü pencere kenarında günün son ışıklarıyla okunan şiirleri hatırlatıyor bana. Etkileniyorum. Daha önce hiçbir oyuncudan etkilenmediğim kadar çok etkileniyorum. İki saatim Joel Embiid ile ilgili yazıları taramakla geçiyor.

 

 

İşte böyle. İlk kez, o temmuz ayında tanıştım Joel Embiid ile. Şu sıralar NBA’in son yıllarda en başarısız takımlarından birinin kaderini değiştireceğine ve gelmiş geçmiş en en iyi pivotlardan biri olacağına inanıyorum. Geçen sezon oynadığı 31 maçta sınırının olmadığını gösterdi zaten. Belki de bunlar gerçekleşmeyecek. Sakatlıkları yüzünden İkinci Greg Oden faciası da olabilir. Olsun, ben çoktan aşık oldum ona.

 

Joel Embiid’in kariyeri nereye doğru evrilir bilinmez, hep beraber yaşayıp göreceğiz. Bu bir “SÜREÇ”.  Ben, o gün kendime biraz şiirden biraz basketboldan oluşan bir kahraman yarattım. Ve o kahramana inanmaya devam ediyorum.

 

Basketbolla kalın.

 

Yazar: Murat Mete Güven