0007548001447425073_usatodaysportsimages-jpg screenshot_4

 

Letonya’da büyürken, büyük abilerim Janis ve Martins bana bir takma isim vermişlerdi.

 

Porzee değildi.

KP değildi.

Pastaritis’di.

 

Pastaritis Letonca argosunda ” Ailedeki en küçük kardeş ” anlamına gelir fakat abilerimin kullandığı anlam bununla alakasızdı. Bu ismi her zaman söylerlerdi.

 

Bir şeyi mahvettiğimde, ” Yo, pastaritis! ” diye bağırırlardı.

 

Ben de ” Hayır, ben pastaritis değilim! ” şekilde karşılık verirdim, sanırım ben sahadayken anı yaşayıp sadece basketbol oynadığım için bana böyle sesleniyorlar. Diğer şeyler hakkında fazla düşünmüyorum. Sonuçlar ve olası senaryolar hakkında çok kafa yormuyorum. Belki de kardeşlerim için, etrafımda ne olup bittiğine dikkat etmediğim için bu onlara böyle gözükebilir, belki de normal bir çocuk ”  Bunu yapıp yapamayacağımı bilmiyorum ” diyebilir. Ben ise s** et diyorum. Bunu yapacağım.

 

Olayları basit yaklaşıyorum.

 

Started from the bottom 😂😂

A video posted by Kristaps Porzingis (@kporzee) on

 

 

Kardeşlerim ve ben rekabet etmeyi seviyoruz, bu da aslında kötü üne sahip örgü saçımın ortaya çıkma sebebi. 10 yaşlarındayken ilk kim saçını kestirecek diye iddaaya girmiştik. Ben en küçüktüm ve dediğim gibi ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu, benim saçım da büyüdü ve uzadı – hızlı bir şekilde.

 

İddaayı kazandım.

 

Tabiki de gerçek bir ödül almadım, fakat yine de bu saçma iddaya girmiştik ben de bu uzun saça sahiptim. Bu zamanlarda NBA’de Iverson ve Melo’yu izliyordum, kardeşlerime döndüm ve dedim ki ” Ben örgü saç istiyorum. ”

 

Onlar da ” Tamamdır, saçlarını örgü yapacağız. ” dediler.

 

Beni bir berber dükkanına götürdüler ve orada örgü saç yaptırdık. Bu örgü saç stilini bir yıl gibi bir süre hiç bozmadım. Saçlarımı güzelce örmeden okula gitmedim çünkü beni kimse normal saçımla görmemişti.

 

Bir gün, örgümü açtım. Okula düz saçla gittim, ve…

 

Şöyle diyelim ki keşke o gün okula örgüsüz gitmeseydim.

 

O güne kadar, kardeşlerim hep benimleydi. Ben son derece kendimden emindim ve kardeşim Martin ise sürekli ” Şu haline bak, nasıl kendinden emin olabilirsin ? B** gibi görünüyorsun! ” diyordu.

 

Ona dedim ki ” Kendimden eminim çünkü ben pastaris‘im, unuttun mu ?

 

porzingis

 

Çoğu zaman kendi başıma büyüdüm. 15 yaşımdayken CB Sevilla’da oynamak için İspanya’ya geldim. Aileme çok bağlı olduğumu düşünürsek, onlardan uzak olmak ve dillerini konuşmadığım bir ülkede yaşamak gerçekten çok zordu. İlk sezonumun başlarında, koçum Carlos Romero’nun bana sorduğu soruyu asla unutmam:

 

” Senin sorunun ne ? ”

 

Bu soruya bir cevabım yoktu.

 

İspanyada bu kadar genç olmak zordu. Evimi özlüyordum ve İspanyolcayı da çok iyi konuşamıyordum. Bir sabah özellikle çok kötü hissetmiştim. Salondaki ilk insan her zaman ben olurdum fakat o sabah farklı bir şekilde keyifsizdim. Dürüst olmak gerekirse, bazı zamanlar böyle hissediyordum.

 

Koçum ” 3 aydır takımla birliktesin, şimdiye kadar sorunlarını çözmen lazımdı. ” dedi.

 

Ben de düşünüyordum ki, Sorunum ne bilmiyorum. Kendimi çok zorluyordum, fakat takım arkadaşlarıma uyamıyordum. Ve olanlara karşı da bir cevabım yoktu.

 

Noel tatiline geldik, evime Letonya’ya döndüm. Havaalanında yürüdüğümü, insanların letonca konuştuğunu yeniden duyar gibiyim. Tam anlamıyla Tanrım bu çok güzel, cennet gibi diye düşünüyordum.

 

Ne kadar mümkünse o kadar evde kalmak istedim. 2 veya 3 hafta en güzeli de ailemle birlikteydim. İspanyada kendi başımaydım.

 

İspanyaya döndükten sonraki iki gün ben sürekli eve gitmek istiyorum, burada olmak istemiyorum halindeydim. Tüm eşyalarımı topladım. Annemin yıkadığı eşyalarımı koklayıp evimin kokusunu aldığımı hatırlarım. Tanrım, ev gibi kokuyor, annemin çamaşırhanesi… Letonyada olmayı o kadar çok istiyorum ki…

 

Screen Shot 2016-10-12 at 3.51.24 PM

 

Bunun hakkında bir kaç gün sürekli düşündüm. Bavulum hazır şekilde yatağımda duruyordu.

 

Sonrasında takımla antrenmanlara yeniden başladım.

 

Ve düşündüm, Aslında ne biliyor musun ? Böyle iyiyim. Basketbol beni her şeyden alıkoyabiliyor. Basketbol dışında hiçbir şey düşünmemeye başladım.

 

Yeniden oynamaya başladığımda takım doktorları bana vitamin vermeye başladılar. Yine mi vitaminler ?! bunları hasta hisssederken zaten alıyordum, artık işe yaradıklarına inancım kalmadı. 

 

Böylece bir hafta geçti. Şimdiden daha iyi hissetmeye başlıyorum. İki hafta, üç hafta. Evet işte böyle hissetmeliyim. Böyle daha fazla yol katedebilirdim. Sabahları uykulu hissetmiyordum. Gerçekten çok iyi hissediyordum.

 

İlginçtir ki, takım bendeki sorunun ne olduğunu bana hemen söylemedi. Bir kaç hafta geçtikten sonra bana kansızlık sorunu yaşadığımı söylediler.

 

Sonunda tedavime başlandığında 6’8″ ve 71 kilo civarlarındaydım. İskelet gibiydim. Diğer sezon başlamadan 85 kiloya kadar çıktım. Çok güçlü hissediyordum ve oyunum da bunu belli etti.

 

Şimdi geçmişe bakıyorum da, yaşadığım ve atlattığım bunca şeyi yeniden düşünmek oldukça ilginç. Hala buradayım, hala hayattayım. Çalışıyorum. Ve şu an iyiyim. 5 yıl önce antrenmanlarda uyumayı istemeden tüm sahayı bile koşamazdım. Şimdi New York Knicks’teyim.

 

screenshot_5

 

New York’a geldiğimde şu diyalogu yüzlerce kez yaşadım:

 

” Voav, çok uzunsun! Basketbol oynuyor musun ? ”

 

” Evet. ”

 

Harika! Kimin için oynuyorsun ? ”

 

” New York Knicks. ”

 

” Dostum, Knicks için oynuyorsun! Bir fotoğraf çekinebilir miyiz ? ”

 

Buna alışmak biraz zaman aldı. Şimdi ise ilgiyi seviyorum. İnsanlar beni daha çok tanıyorlar. Bazen bazı insanlar geliyor ve diyorlar ki ” Biliyor musun, biraz denemelisin ve basketbol oynayarak biraz para kazanmalısın! ”

 

New York Knicks v Los Angeles Clippers

 

Geçen yıl çok güzel maçlar çıkardım, fakat çaylak yılımdaki favori anım geçerli sayılmayan şutumdu. Tamamen hayallerimdeki gibiydi.

 

Küçüklüğümde maç özetleri izlerken, artık bir oyuncu için en son noktanın maç kazandıran şutu atmak olduğunu düşünürdüm. Özellikle de maçın bittiğini bildiren sesin duyulduğu anda havada süzülen ve maçı kazandıran şutlar.

 

Sizde de olur muydu bilmiyorum, bazen ne tamamen uyanıksınızdır ne de tamamen uyukluyorsunuzdur. Küçükken aynı bu durumda iken, son anda topun bana verildiğini hayal ederdim. Aynı gerçekteki gibi topu almak için hamle yapar ve o şutu sokardım.

 

Charlotte’daydık. 0.6 saniye kala topu elime aldım ve geri çekilerek şutumu attım tıpkı hayallerimdeki gibi. Bir game-winner atmıştım. Bunu kutluyordum ve çılgınlar gibi eğleniyordum. Takım arkadaşlarım bana sarılıyor, Melo bana bakarak gülüyordu. Hayalim gerçek olmuştu…

 

Aslında olmadı.

 

Bir saniye daha geç atmıştım. Hakemler tekrar izledikten sonra bu karara vardılar. Maçı kazanmadık- fakat o şutu attıktan sonra sanki kazanmış gibi hissetmiştim – bu benim için önemli bir andı çünkü böyle şutları sokabileceğimi kanıtlamıştım. Takım arkadaşlarım böyle anlardan korkmadığımı biliyorlar.

 

Daha fazlasını da göstermeye hazırım. NBA 2K’de 80 overall’a sahibim. Bunu geliştirmem gerek.

 

Kişisel hedefler olarak, ne yapacağımı bilmiyorum. Kendim için hedeflerim var ve takım için de hedeflerim var. Biliyorum ki playoff yapmalıyız, ve şu andaki odağım da bu. Fakat şunu şuraya yazmak isterim ki bir gün quadraple double yapmak istiyorum. Sayılar, ribaundlar, asistler ve bloklar. Melo geçen yıl trible double’a bir çok kez yaklaşmıştı. – Hücümumuzdaki kanat oyuncusu olarak, hepimize oyun kurma açısından çok iyi. – Bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. 10 blok ise… bilemiyorum.

 

New York Knicks v Denver Nuggets

 

New York’taki ilk yılımda bir çok güzel anılarım var. Pirlo, David Villa, Dirk Nowitzki ile tanıştım.

 

En iyi anımı mı soruyorsun ? Söyleyeyim.

 

Sezonun ikinci yarısında Lakers ile oynuyorduk. Kobe maçtan sonra geldi ve dedi ki: ” Önünde seni bekleyen parlak bir gelecek var. ”

 

Bu benim aklımı başımdan aldı. Kobe benim idölümdür. Muhteşem bir onurdu bu.

 

Bugünlerde kafamı şöyle şeylerle çok fazla doldurduğumu düşünüyorum.

 

”  Daha iyisini yapabilir miydim ? Şu oyunu daha farklı mı oynasaydım ? ”

 

Fakat sonra diyorum ki ” Olaylara basit bak, her zaman yaptığın gibi. Bu benim hayat felsefem. ”

 

Gencim, keyif alıyorum. Kim derdi ki Letonya’dan bir çocuk gelecek ve New York’u tezahüratlara, çığlıklara bürüyecek ?

 

Ben dünyayı kurtarmıyorum. Sadece basketbol oynuyorum.

 

Bu kadar basit.

 

KRISTAPS PORZINGIS | THE PLAYERS’ TRIBUNE
screenshot_6

 

 

Yazar: Serkan Sargın

Basketbolu sevgiyle yazanlar, sevgiyi basketbolda bulanlardır. İletişim için: serkan.sargin@boun.edu.tr