Daha önce sizlere pozisyonların evrimi adlı bir yazı yazmıştım ve yazıda kısa kısa basketbol pozisyonlarının günümüze doğru evrilişini incelemiştik. Bugün ise o yazıdan hareketle daha detaylı incelemeye almak istiyorum bu pozisyonları ve yeni bir yazı dizisine başlamak istiyorum.

60’lı ve 70’li yıllarda, tabii bizim izleme fırsatı bulamadığımız ve istatistik kağıdını inceleyerek anlamaya çalıştığımız dönemde, Jerry West, Walt Frazier, Oscar Robertson, Bob Cousy gibi oyuncular mevcuttu. Bu oyuncuları incelediğimizde gözümüze çarpan özellikleri aslında bizim yakından takip ettiğimiz günümüz basketbolunun neredeyse benzeri olması. Attırmaktan çok atmaya oynayan, oyunun temposunu üst düzeye çıkaran ve günümüz basketbolundaki hıza o dönemde ulaşmaya çalışan yapıda oyun kurucular olduğunu görürüz. Üç sayılık atışların olmadığı bu dönemde ve Wilt, Russell, Jabbar, Unseld, Walton gibi devasa pivotların oynadığı ligde kariyer sayı ortalamalarını 25 sayı civarlarında tutmak pek göz ardı edilecek bir durum değil. Günümüz basketboluna kalite olarak değil de oynanma şekli olarak o yaklaşıldığını söylemek yanlış olmaz galiba.

1979’da ise ligi değiştiren adam giriş yaptı kapıdan. Uzun forvet oynasa kimsenin yadırgamayacağı bir fiziğe sahip bu oyuncu oyun kurucu oynayarak ligin dengelerini değiştirmekte kararlıydı. Evet Magic Johnson’dan bahsediyorum. Harika pasları, oyun görüşü, oyunu hızlandırışı ve hükmedişi ile Show-Time Lakers’ın baş mimarı oldu.

Jabbar, Whorty, Cooper, Green ile beraber öyle bir uyum yakaladılar ki Batı’da kurdukları hegamonya ile finalleri domine eden iki takımdan bir tanesi oldular. Tabii Johnson’ın bu oyunu diğer takımları etkiledi ve NBA’e yeni katılanlar arasından da  atmaktan çok takımı oynatan oyun kurucular seçilmeye başlandı. John Stockton, Isiah Thomas, Maurice Cheeks gibi sayı ortalamaları 20 sayı civarinda olup asist ortalamaları 10 dolaylarında olan oyun kurucular tercih edilebilir oldular. Bunun yansıması tabii ki 90’lı ve 2000’li yıllara daha çok oldu. Peki bu oyun tarzı oyuna ne gibi bir etki yaptı ona bakmak lazım aslında. Öncelikle P&R temelli oyun sistemi ve özelliklerini ciddi manada ilk burada izlemekteyiz. Üçlük çizgisi yeni geldiğinden şutör özellikli oyuncuların değeri günümüz basketboluna göre çok daha fazla. Çünkü az bulunur nitelikteydiler. Bu da Larry Bird, Byron Scott, Joe Dumars gibi oyuncuların oyundaki değerini arttırmakla birlikte oyun kurucuların daha rahat hareket etmelerine neden oluyordu. Pivotları ise daha sert, devrilmeyi iyi bilen ve savunmacı kimlikleriyle öne çıkıyordu. Liamber, Parish, KAJ, Moses Malone… Oyun kurucuların o dönemde en rahatlattıkları kişi ise kuşkusuz ki koçları oldu. Sahada adeta bir şef gibi takımı kontrol etme ve yönetme özelliklerinden dolayı. Şimdi bu oyun kurucuların bir sonraki nesle etkilerine bakalım.

90’lı yılların başında geçmiş dönem oyun kurucularının son demlerini izledik. Fakat bu dönemde izlediğimiz oyuncuların oyun kurma ve skor potansiyelinden ziyade savunma kimliklerinin ön plana çıktığını gördük. Gary Payton, Anfernee Hardaway, Tim Hardaway gibi. Dönemde ön plana çıkan oyuncular daha çok skorer guard ve uzun oyuncular olunca döneme efektiflik anlamında çok damga vurabildiklerini söylemek doğru olmaz. Zaten fiziksel olarak oyunu domine ettiklerinden dolayı meydana gelen sakatlıklar oyuncuların uzun süreli istikrar sağlamalarının önüne geçti. Fakat burada bahsetmemiz gereken asıl konu ise arkadan gelen yeni nesil: Kidd, Iverson, Nash, Billups ve daha niceleri…

Sonraki on yıla baktığımızda ise oldukça farklı stilde bir grupla karşılaştığımızı görüyoruz. 90’lı yılları milat kabul edersek 80’lerde oyun kurma özellikli oyuncular, 70’li ve 60’lı yıllar ise skor opsiyonlu oyuncuları izlemiştik. 90’lı yıllardaki kısırlıktan sonra ise 2000’li yıllarda oyun kurma özellikli, 2010’lu yıllarda ise skor opsiyonlu oyuncuları izledik. Sayı doğrusundaki negatif ve pozitif sayıların mutlak değeri gibi. Aradaki fark ise oynanan oyunun kalitesinin gittikçe artması olarak görülebilir. 00’li yıllardaki oyun kurucu profiline baktığımızda temel olarak oyun kuran, takımı yöneten ve gerektiğinde skora katkı yapan oyuncular göze çarpıyor. Tony Parker, Steve Nash, Jason Kidd, Chauncey Billups, Chris Paul bunlardan bazıları. Daha geniş portföye sahip basketbolcular olarak göze çarpmaktalar. Oyuncular P&R temelli basketbolun yanında devrildikten sonra üçlük çizgisinin gerisine çıkıp şut atabilen oyuncular ile oynadıkları için skora direkt katkı olmadan da atılan sayıya daha fazla etki eden bir hale büründüler. Bunların yanında ise 90’lardan gelen savunmacı kimlikler de bulundurmayı ihmal etmediler. Başta da dediğim gibi daha geniş portföye özellikli oyuncular olarak göze çarpmaktalar. Fakat bunların devri uzun sürmeyecekti.

2010’lu yıllara geldiğimizde lige gelen bir oyuncu Michael Jordan’ın, Magic Johnson’ın yaptığı etkinin bir benzerini yapıp oynan basketbolun tamamen değişmesine neden olacaktı. Yay gerisinde öyle muazzam şeylere sebep olacaktı ki bugünün basketbolunun temellerini kendi eliyle dizayn edecekti. Evet bahsettiğim kişi oyunun sevimli yüzü Stephen Curry. Geçenlerde ESPN oyuna en çok etki eden oyuncular listesi diye bir liste yayınlamıştı ve bu çok konuşuldu. Herkes Kobe’nin yerini tartışırken benim asıl dikkatimi çeken şey Curry’nin yeriydi. Şahsi fikrim Jordan ve Magic’ten sonra bu oyuna en çok etki eden oyuncu Curry. Kaan Kural’dan bir alıntı yapmam gerekirse bugünkü NBA’de tekil anlamda en tehlikeli oyuncu Curry. Golden State’in hızlı hücumlarında savunma takımı toplu oyundan çok topsuz oyundaki Curry’i kontrol etmeye çalışmakta. Bunu görebilmek için de 2017 Finalleri’ne bakmanızı tavsiye ederim. Sadece Curry değil bu dönemde oynayan Wall, Lillard, Irving, Westbrook da oynatmaktan çok skor bulmaya, oyunu hızlandırmaya ki bahsettiğimiz hız dakikada neredeyse beş hücuma denk geliyor, aynı zamanda kontrol etmeye çalışan beraberinde kaliteyi de barındıran bir hal aldı. Bu oyunun bir üst seviyesi olur mu? Kestirmek çok zor. Fakat basketbolun hız konusunda çok farklı bir seviyeye geldiği aşikar. Savunma anlamında ise adam değişme ki bunun sebebi savunmada eksik kalmama ve oyunu alana yaymadan dolayı kısa-uzun eşleşmelerine sürekli şahit oluyoruz kısaların çabukluk ve çeviklik özelliklerinin daha ön plana çıktığını görüyoruz. Yani 90’ların fiziksel mücadelesinden çok yine hızlarından kaynaklanan özelliklerin tercih edilir olduğunu görüyoruz.

Basketbol değişiyor. Her gün yeni argümanlar, yeni istatistikler, yeni özellikler görüyoruz basketbolcularda. Ve bu tarih boyunca devam edecektir. Oyun yine değişir mi bilmiyorum ama kalitenin her geçen gün biraz daha arttığını söyleyebilirim. Ben bu oyunu seviyorum ve gidişatının bu şekilde olması beni mutlu ediyor. Umarım siz de bundan keyif alıyorsunuzdur. Basketbol ile kalın…

Yazar: Ömer Akın