82244878

 

Bir resim hakkında bir şeyler anlatmak istiyorum.

 

20 yaşındayım, takımdan bir kaç arkadaşımla birlikte olimpiyatların olduğu Sidney’de geziniyorduk ve fotoğraflar satan bir hediyelik eşya dükkanına girdik. Bu fotoğraf sadece bir kaç gün önce gerçekleşen Avustralya Stadyumundaki 2000 olimpiyatlarının açılış seremonisini gösteriyordu. Fotoğrafçı bu fotoğrafı çekebilmek için epey yukarıya çıkmış olmalı.

 

 

Ne düşündüğünü biliyorum : Ee nolmuş ? Herkes böyle fotoğraflar görür. Ama bu fotoğrafta beni epeyce bir süre sinirlendiren bir şey vardı. Fotoğraf bir puzzle gibiydi : Fotoğrafın içinde bir yerlerdeydim ama ne kadar dikkatli bakarsam bakayım kendimi bulamıyordum. Takımımızın nerede durduğunu bulmaya çalıştım ama nerede olduğumuzu bulamıyordum. Fotoğrafa uzunca bir süre bakmaya devam ettim. Ne kadar bakarsam fotoğraf o kadar bulanıklaşıyordu. Stadyumdaki en uzun insan bendim ama sanki kaybolmuş gibiydim.

 

Sidney benim ilk olimpiyatlarımdı. Ben de bu fotoğrafı anı olarak almak istedim. Fakat satıcı 40 Avustralya doları istiyordu. Bu o zamanlar benim için çok fazlaydı.

 

” Ama… Ben bu fotoğraftayım. ”

 

Ellerini hayır dercesine salladı.

 

Belki benim çat pat ingilizcemi anlamamıştı, belki de 40 dolardan aşağıya inmek istememişti ama ben oradan uzaklaşırken o adamın benim fotoğrafta olduğuma inanmadığına eminim. ”

**

 

8 yıl sonra ülkem Pekin’de olimpiyatlara ev sahipliği yapıyordu. Artık bir çocuk değildim, takımımın lideriydim.

 

Açılış töreninden 3 gün önce Rusya ile bir hazırlık maçı oynadık. Andrei Kirilenko onlar için oynuyordu. Berbat bir maç geçirdik. Hiç bir şeyimiz iyi değildi.

 

Maçtan sonra Mavericks’in genel menajeri ve Çin milli takımının baş antrenörünün akıl hocası olan Donnie Nelson soyunma odamıza geldi, öfkeli şekilde.

 

” Çocuklar eğer böyle oynayacaksanız, belki de kendi olimpiyatlarınıza katılmamalısınız. ”

 

İnanılmaz derecede utanmıştık. Açılış töreninden 3 gün, ilk maçımızdan 5 gün önceydi. Kendi vatandaşlarımızın önünde oynayacaktık ve böyle bir maç daha oynamamız gerektiğini biliyorduk.

 

AP_080808018537

 

Takımı ateşlemek için bir şeye ihtiyacımız olduğunu biliyordum. Bir takım yemeği düzenledim. Tüm takımın bir arada olabileceği güzel bir golf kulübü buldum.

 

Olimpiyat kadrosundan çıkarılan son isim Ding Jinhui idi. 4 yıl sonra Londrada oynayabilirdi ama kendi ülkesindeki olimpiyat maçlarını kaçırmak onun için çok kötüydü. Onun da orada olmasını istedim ve onu da çağırdım.

 

Pekin benim üçüncü olimpiyatımdı. Ve geçen yıllardan öğrendiğim tek bir şey vardı : Kadrodaki her bir pozisyon için orada olmayı isteyen yüzlerce veya daha fazla oyuncu vardı.

 

Bu yıl benim son olimpiyatım olabilirdi, oldu da.

 

Yemekte, basketbol stratejileri veya başka bir şey konuşmak yerine takımın kaptanı Li nan ve ben Ding’e – ve olimpiyat kadrosuna giremeyen herkese – ekmek kızarttık. ” Sadece kendimiz için değil, olimpiyatlara gelemeyen diğer arkadaşlarımız için de oynamalıyız. Yaz boyunca ve kamplarda harcadıkları çaba ve güç büyük bir fark yarattı. ”

 

AP_04081201753

 

Bu yemek bir araya gelmeye başladığımız ilk yerdi, açılış seremonisi ise her şeyin değiştiği yerdi.

 

Oyunlar Çin’e geldiği için son derece gururluyduk. Bizim ülkemiz için büyük bir başarıydı. Kendi evimize çıktığımızda ise tezahüratlar ve sloganlardan dolayı şaşkına dönmüştük. Hayatımda hiç bu kadar Çin bayrağının bir arada sallandığını görmemiştim. Tezahüratlarda güç bulduk. Bu geceden sonra, tüm dünyayı alt edebiliriz gibi hissettim.

 

İlk maçımız ABD’ye karşıydı. Rusyaya karşı kötü şekilde kaybeden takımdan çok daha farklı bir takımdık. İlk yarıda dünyanın en iyi takımına karşı sahada sürekli hareket ediyorduk, pozisyon pozisyon oynuyorduk. Her şeyi yapması için sadece bir kişiye güvenmiyorduk; şut atması, savunması ve ribaund alması için birbirimize güveniyorduk.  Herkes takıma biraz daha katkı sağlamak için oynuyordu.

 

101-70 kaybettik fakat maçtan sonra Amerikalı bir oyuncu – Sanırım Michael Redd idi, tam emin değilim – yanıma geldi ve beni tebrik etti.

 

” Bizi ağırladınız için teşekkür ederim ”

 

O anda, bireysel olarak yalnızca bana teşekkür etmediğini hissettim. Sanki bana söylerken aslında tüm millete teşekkür ediyprdu. Maçı kaybettik, ama rakibimizin saygısını kazandığımızı hissediyordum.

 

AP_080810024697

 

Hayatımda hissettiğim en güzel hislerden birisiydi. Bir atletin değerinin rakipten geldiğini düşünürüm. Demek istediğim, bizim değerimiz eğer rakibimiz de en iyisini ortaya koyarsa en yüksekte olucak. Saygının işin içine girdiği yer burası. Rakibinden korktuğunda ya da nefret ettiğinde ortaya çıkan bir şey değil, kendindeki en iyiyi bulduğunda ortaya çıkan bir şey.

 

Pekin benim ve ülkem için harika bir gururdu ama birisi ne zaman olimpiyatlar hakkında konuşsa aklım yine Sidney’deki o fotoğrafa gidiyor.

 

Bir astronomi fanıyım. O fotoğrafa, atletlere baktığımda bana galaksiyi çağrıştırıyor. 2000 yılındaki ilk olimpiyat yolculuğumdan önce sadece kendime, aileme ve takımıma odaklanmış durumdaydım. Çok küçük bir çerçevem vardı. 20 yaşında, o fotoğrafa baktım ve bütün bir galakside kendimi bulmaya çalıştım. Geçen bunca yıldan sonra çok daha farklı bir çerçeve görüyorum – Hepimizin parçası olduğu bir çerçeve. Boyum bile fotoğraftaki herkes ile aynı. Bu benim ne kadar küçük olduğumu anlamamı sağladı – bizim ne kadar küçük olduğumuzu.

 

4 yılda bir ay yapılan ulusal bir spor etkinliğinin dünyadaki sorunları çözeceğini düşünmek basit gelebilir. Ama birbirimizi görme biçimimizdeki bir değişiklik – Yukarıdan çekilmiş bir stadyumun fotoğrafı gibi – güzel bir başlangıç.

 

 

                                                     YAO MING | THE PLAYERS’ TRIBUNE 

 

ming-sig

 

Yazar: Serkan Sargın

Basketbolu sevgiyle yazanlar, sevgiyi basketbolda bulanlardır. İletişim için: serkan.sargin@boun.edu.tr