whatsapp-image-2016-10-13-at-17-36-41

 

 

Jordan ve sonrasına geçmeden önce en iyi kavramına ve günümüzde temsil ettiği anlama değinmek istiyorum.

“İyi” değil, “En İyi” Olma Zamanı; “Kişisel Gelişim” Değil, Kişisel Mükemmellik Zamanı!… 


Eğer herhangi bir kişisel gelişim kitabını kazara elinize almışsanız yukarıdaki koyu renkle yazdığım cümle size hiç de yabancı gelmeyecektir. “En iyi olmalısın dostum, en iyi olmalısın. İkinci olamazsın çünkü ikinci olmak korkunç bir hata olur.”  Ama hayat asla bu kadar kolay değildir, o aptal kitaplar sadece ne yapmanız gerektiğiniz söyler. Ama nasıl yapmanız gerektiği konusunda basit gazlamaların ötesine geçemez. Şu anda birkaç cümle ile tüm kişisel gelişim kitaplarını özetlemiş oldum. Artık şirkette terfi etmek için sarı Post-it’lere “Ben terfi edeceğim” yazmanıza gerek olmadığını biliyorsunuz çünkü aynısını patronunuz da yapar ve “Onu terfi ettirmeyeceğim” diye yazarsa durum biraz karışıyor. 

Sizi bir film sahnesine götürmek istiyorum, 2009 yapımı bir Bollywood filmi olan 3 Idiots’un okul müdürünün akıllarda kalan sahnesi ve o cümlesi : ” Herkes birincileri hatırlar, ikincileri kimse hatırlamaz. Mesela aranızda Ay’a ikinci ayak basanın kim olduğunu bilen var mı ? ” Bunlar sistemi eleştiren bir filmde, sistemi temsil eden birisinin cümleleri – mevcut sistemin de  özeti  – oluyor.

İçinde yaşadığımız sistem bir  pazarlama stratejileri sürekli olarak “en iyi” olanı yüceltmek ve burdan yaratılacak heyecanın etrafında kurgulanmış olsa da bu asla  “ikincilerin” yetersiz olduğu anlamına gelmez. Bu konuyu Kaan Kural’dan alıntılayarak geçiyorum böylece biz de ” Jordan ve diğerlerine ”  dönebiliriz.

kaan

 Peki neden en iyisi Jordan ?

Michael Jordan’da benim en çok dikkati çeken nokta herhangi bir siyasi veya sosyolojik role soyunmadan bu noktaya gelebilmiş olmasıdır. Bunu bu seviyelere çıkmış hiçbir yıldızda göremezsiniz. Ne Ali ne Iverson ne de başka birisi …

Muhammed Ali için sadece iyi yumruk atıyordu, o yüzden de bu kadar popüler oldu diyemezsiniz. Muhammed Ali bu kadar popülerdi çünkü o sahada sadece dövüşmüyordu, dans ediyordu. Kimsesizler yurdundaki yalnız çocuklar için, kanserden ölen yoksul hastalar için, pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı ve yorgun fahişeler için, kocaları olmayan gencecik hamile kızlar için ….  Niceleri için dans ettiği için bu kadar seviliyordu. Aynı şekilde Allen Iverson da ne attığı Crossover ne de ürettiği sayılar için bu kadar seviliyordu. Allen Iverson sahada temsil ettiği başkaldırı, karşıt kültürden dolayı bu kadar insanı kendisine hayran bıraktı.

a5b7d727-d0ed-4875-9bfb-75ff1d971de7

 

Peki ya Jordan ?

Pis bir sokakta müşteri bekleyen yaşlı fahişeler için filan dertlenmiyordu, tek odak noktası yarın çıkacağı maç oluyordu. Karşıt kültürle de uzaktan yakından alakası olmaması bir yana Amerikan Kapitalizmi’ne 90’lı yıllarda vitrin yüzü oldu. Jordan bu oyunun en iyisi çünkü hep daha iyi olmak için çalıştı ve bunu her seferinde başardı.

Jordan’ın psikolojisini incelediğimizde inanılmaz bir hırs ve kazanma dürtüsü görüyoruz. Bu Jordan’ın her zaman karakterinin en önemli bir parçası oldu. Jordan’ın olayı hiçbir zaman sadece basketbolla ilgi olmadı. Jordan kazanmak istiyordu. O an ne yapıyorsa ne ile ilgileniyorsa onu kazanmak istiyordu. Gerisini Oakley’in anlattığı hikayeden öğreniyoruz :

1985 yılında Chicago Bulls tarafından Draft edilen Charles Oakley ( Jordan’ın en yakın arkadaşı olmuştur daha sonra) Üniversitede Eyalet şampiyonasında masa tenisi oynamıştır. Bir gün Jordan’ı masa tenisi oynamaya davet eder ve Jordan da bu teklifi geri çevirmez. Maç yaparlar ve Charles Oakley, Michael Jordan’ı adeta sürklase eder. Maçı takip eden günlerde Oakley, Jordan’a sürekli bu konuda takılır ve rövanşa davet eder ama Jordan’ın cevabı hep olumsuz olur. İşte Jordan’ın kazanma azmi ve hırsı tam da bu noktada baş gösteriyor. Aradan bir aylık bir süre geçiyor ve bu sefer Jordan, Oakley’i masa tenisi oynamaya davet ediyor. İlk maçta Jordan’ı ezen Oakley ne olduğunu şaşırıyor ve bu kez Jordan, Oakley’i sürklase ediyor. Tabii Jordan’a sihirli değnek mi değdi de durum tam tersine döndü diyebilirsiniz. Elbette böyle bir şey olmadı. Kaybetmeye asla tahammülü olmayan Jordan aradan geçen bir aylık süreçte kendisine bir hoca tutup özel ders aldı ve böylece bir ay önce kendisini yenen Oakley’den de intikamını almış oldu.

 

jordan

Yukarıdaki hikayeyi dinledikten sonra büyük ihtimalle hırs kelimesinin Michael Jordan’ı en iyi tanımlayan şey olduğunu düşünüyorsunuz. Haksız sayılmazsınız ama Jordan’ı tanımlamak için bu yeterli dersek haksızlık olur. Hırs, Yalnızlık, Vefa ve Tekrar  ve Tekrar Hırs. Jordan için yapılabilecek tanımlamaların en iyisi bu olur. Michael Jordan’ın en büyük rakibi kendisiydi ve en çok zarar verdiği de yine kendisi oluyordu. Bir sayı makinesi olarak görülmekten büyük rahatsızlık duyuyordu. O yüzüğü parmağına geçirmeyi çok istiyordu ama bunun için takımın başına Phil Jackson’un gelmesini beklemesini gerektiğini bilmiyordu. Genç Jordan’ın hayatına dokunan onu etkileyen bir çok isim vardı ama içlerden Phil Jackson’ı bir kenara diğer hepsini ayrı bir kenara koymalıyız.

Jordan, Phil Jackson ve egolarının altında ezilen Chicago takımının bir anda 3 yıl üst üste şampiyon olan Bulls’a dönüşmesinin hikayesi başlı başına bir yazı konusu olduğundan bu kısmı atlıyorum. Konunun meraklılarına, kesinlikle Phil Jackson’un o dönemi kendi gözünden anlattığı  kitabı okumalarını tavsiye ederim. Herşey yoluna girmiş 3 sene üst üste şampiyonluk gelmiş derken Jordan’ın kariyerini etkileyen en önemli olaylardan birisi meydana geldi. Babasının ölümü …

j2

Babasının silahlı soygun sırasında öldürülmesi kariyerinin zirvesinde olan Jordan’ı çok etkiledi. Hatta bu etki, onu parkelerin dışına itecek kadar büyük oldu. Babası genç Jordan’dan her zaman bir beyzbolcu olmasını istemişti. Babasını kaybetmenin yarattığı duygu karmaşasından mıdır bilinmez ama  basketbolu bırakıp beyzbolcu olmaya karar verdi. Yapılan tüm olumsuz eleştirilere, onu aptallıkla suçlayanlara rağmen hırsıyla profesyonel bir beyzbolcu olabilmeyi başarabildi. Elbette parkedeki Jordan değildi ve yine en büyük rakibi kendisine zarar veriyordu. Yeniden ait olduğu yere – parkelere – döndü ve hırsını tekrar en iyisi olduğu oyuna verdi.

 

Parkeden bu şekilde uzaklaşmış ve dramatik bir şekilde dönmek zorunda kalan bir oyuncudan ne bekleyebilirsiniz ? Jordan, ne beklendiyse 10 katını verdi. En başta söylediğimiz gibi “Jordan bu oyunun en iyisi çünkü hep daha iyi olmak için çalıştı ve bunu her seferinde başardı.”  3 kez daha, üstelik yine üst üste şampiyonluk yüzüğünü parmaklarına taktı.

Michael Jordan için birçok şey yazıldı birçok  şey söylendi ama en güzeli Magic Johnson’dan geliyor.

Magic Johnson : “Dünyada iki tip basketbolcu vardır, Jordan ve diğerleri”

Michael Jordan’ın kariyerinin bazı satırbaşları :

——> NBA’deki ilk sezonunda 28.2 sayı ortalaması yakaladı.
——> NBA Finalleri’ndeki en yüksek sayı ortalaması: 41.0 (1993)
——> En yüksek normal sezon kariyer ortalaması: 30.1
——> En yüksek Play-Off kariyer ortalaması: 33.4
——> Üst üste en çok “sezonun en yüksek sayı ortalaması ile oynayan oyuncusu” ödülü: 7 kez
——> Bir Play-Off maçında ulaşılan en yüksek sayı: 63 (20 Mayıs 1986, Celtics karşısında)
——> NBA Finali MVP’si ödülünü en çok kazanma: 6 kez
——> Smaç yarışmasında üst üste en çok şampiyonluk: 2 kez
——> NBA tarihinin en yaşlı “bir sezonda en yüksek sayı ortalaması tutturan oyuncusu”: 35 yıl, 61 gün. (97-98 sezonu)
——> Bir maçta 50+ sayı atan en yaşlı oyuncu: 38 yıl, 315 gün. (29 Aralık 2001 vs Hornets, 51 sayı)
——> Bir maçta 40+ sayı atan en yaşlı oyuncu: 40 yıl, 4 gün (21 Şubat 2003 vs Nets, 43 sayı)
——> NBA tarihinde takımının bir sezonda 4 farklı istatistik alanında da lideri olan tek çaylak: Sayı-Ribaund-Asist-Top Çalma

  • 6 kez NBA Şampiyonluğu (1991, 1992,1993, 1996, 1997,1998)
  • 5 kez NBA MVP (1988, 1991, 1992, 1996,1998)
  • 14 kez NBA All-Star (1985–1993, 1996–1998, 2002–2003)
  • 6 kez NBA Finalleri MVP (1991–1993,1996–1998)
  • NBA Yılın Savunma Oyuncusu (1988)
  • 10 kez All-NBA Birinci Takımı (1987–1993, 1996–1998)
  • All-NBA İkinci Takımı (1985)
  • 9 kez NBA All-Defans (1988–1993, 1996–1998)
  • NBA Yılın Çaylağı (1985)
  • 3 kez NBA All-Star Maçı MVP (1988, 1996, 1998)
  • 2 kez NBA Slam Dunk Contest şampiyonu(1987, 1988)
  • 2 kez Altın Madalya sahibi Olimpiyatlar(1984, 1992)
  • NBA’s Top 50
  • NCAA Erkekler Basketbol Şampiyonası(1982)
  • 2 kez Konsensüs NCAA All-Amerikan Birinci Takımı (1983,1984)
  • 1982 ACC Yılın Birinci Sınıf Öğrencisi Ödülü
  • ACC Erkekler Yılın Basketbolcusu Ödülü(1984)
  • USBWA Yılın Kolej Oyuncusu Ödülü(1984)
  • Naismith Yılın Kolej Oyuncusu Ödülü(1984)
  • John R. Wooden Ödülü (1984)
  • Adolph Rupp Ödülü (1984)
  • 1991 Sports Illustrated Yılın Sporcusu Ödülü
  • 2000 ESPY Yüzyılın Atleti
  • 2009 Basketbol Hall Of Fame

 

mj

 

 

 

Yazar: Yusuf Yücel

Uykusuz geceler, anlatılamaz bir duygu | Boğaziçi Üniversitesi | yusufyucel@filelipota.com