Bir zincir ancak en zayıf halkası kadar güçlüdür.

Çin Atasözü

 

NBA kapitalist düzen içindeki en sosyalist düzen olarak tanımlanabilir. Draft sistemi ile takımlar arasındaki denge büyük ölçüde korunur. Bu sistem ile yıllarca takımlarda yıldızların bir araya gelmesi önlenmiş,  modern basketbolda uzun süre hakimiyet kuran pek takım olmamıştır. Bunda iyi oyuncu sayısının azlığı ve maaş bütçesinin düşüklüğü ile drafttan hep en potansiyelli oyuncuları güçsüz takımların alması etkili olmuştur. Ama insan faktörünün geri plana atıldığı her sistem gibi bunda da değişkenliği insanlar sağlamıştır. Takımların seçimleri, takasları, oyun yapısı ve koçları sistemi sürekli bozmuştur. Öyle ki artık NBA yönetimi değil takımlar yönetmeye başladı ligi. Buna; Spurs’un yıllardır zirveye oynaması, LeBron’u alan takımın doğu finalini garantilemesi, Warriors’un 4 süperstarı bir araya getirebilmesi gibi modern basketbol düzenine aykırı işler örnek gösterilebilir. Peki takımların düşünce yapısı nasıl onu incelemeliyiz biraz da. En iyiye ulaşabilmek için takımların birçok değişkeni doğru planlaması gerekir. En temel unsur da takım planlamasıdır.

 

 

Günümüz basketbolunda 2-3 süperstar ve 2-3 iyi yan parça kazanmak için yetmiyor. Bunu 10 yıl öncesinde söylesek gözünüz doysun derlerdi herhalde. Artık kabul edelim ki her takımda bir tane yıldız var. Üstüne ikinci üçüncü hatta dördüncüyü ekleyebilmek mesele. Takımların burada yapabileceği üç yöntem var draft, takaslar ve F/A piyasası. Draft iyi bir scouting ve biraz da şans meselesi. Ayrı bir yazıda uzun uzun bahsedilebilir. Takaslar ise NBA’deki en heyecanlı olay bana kalırsa. Yıldızların takım değiştirmesini kolaycılık olarak görsem de bazen bazı fırsatları da değerlendirmemek hata olur. Örneğin OKC, Westbrook ekseninde devam etmeyip kadrosunu korusaydı ne Durant ne de Harden MVP olabilecek kadar gelişebilirdi. Bu yazıda yıldızları değil de yıldız kazanmak uğruna vazgeçilen zayıf halkalardan bahsetmek istiyorum. Takaslarda sık görülen, boştaki oyuncuyu almak amacıyla bütçede yer açmak için yok pahasına gözden çıkarılan zayıf halkalar.

 

 

Bir yere ait olduğunu ne kadar hissedersen hisset orası seni istemediği anda her iki taraf için de zorlu bir süreç başlar. Kalıp çabalamak, değerini göstermek istersin ama genelde beyhude bir çabadır bu. Özellikle NBA’de önünde birçok imkan varken takaslanmayı bir süre sonra oyuncular da kabullenir. Durant için gönderilen Barnes, Lonzo Ball için gönderilen D’Angelo Russell, Tatum ve Brown’a yer açmak için gönderilen Crowder.. Örnekler o kadar çok ki. Bunun son örneği de Kawhi Leonard için Lakers’ın Kuzma, Ingram, Hart gibi potansiyelli oyuncularını gözden çıkarması sayılabilir. Potansiyel vadetse de, başarıya açlık bu gençlerin harcanmasına yol açabiliyor. Bazen ters etki yapar ama bu durum, PG için verilen Oladipo’nun Pacers’ı tek başına sırtlaması gibi. Zayıf halkaları iyi yorumlamak gerekir. Yıldız uğruna vazgeçilen isimler ilerde sizi oldukça üzebilir. Ancak takımlar bu hatalara pek düşmezler. Zayıf halkayı iyi tespit edip takım uğruna feda edilmesini gözlerini kırpmadan yapabilirler.

Felsefi açıdan bakacak olursak zayıf halka, Platon için devletin üç sınıflı kast sistemine bir türlü giremeyenleri oluşturur. Nasıl ki insan vücudundaki bir yara tüm bedeni etkiliyorsa zayıf halkalar da devletin bütün sistemini bozan parçalardır. Platon bu sorunu aşmak için onların toplumdan dışlanması gerektiğini belirtmiştir. Yönetici, savaşçı ve üretici sınıfına giremeyenler işini iyi yapmıyor demektir ve modern düşünceye aykırı olarak eşitsizliği savunmuş, bu insanların devletin sürekliliği için feda edilmesini istemiştir. İnsanları yeteneklerine göre ayırıp her insana aynı muameleyi göstermenin hata olduğunu belirtmiştir. Günümüzde insan hakları oldukça gelişse de bazı kurumlarda hala kast sistemini, baskıyı, zulmü görebiliriz. Bu durum, insanların duygusallıklarına yer bırakmadığı için o kurumlar için zorunluluk olabilir. En iyi yönetim şeklini hala belirleyemediğimiz milyarlarca insanla bir yerde bir arada yaşayabilmek, değişik fikirlerin dünya tarihinde ön plana çıkmasını sağlamıştır. Platon, Hobbes gibi düşünürlerin otoriter yönetim düşüncelerinin hala günümüzde varlığını görmek şaşırtıcı geliyor. Belki de gerçekten en doğru sistem budur, kim bilir.

 

 

NBA içinde oyuncuların sürekli lokavta gittiğini görmüşüzdür. Bunun temellerinden biri de oyunculara değer verilmemesi ve her an gözden çıkarılabilir olmalarıdır. Bireysel olarak zayıf halkalara üzülsek de kurumsal düşününce belki de takımlar en doğrusunu yapıyorlardır. Hatta oyuncuların bile sadece kazanan takıma gitme isteği de kendileri için en doğrudur. Kimi ihanet der kimi kolaycılık. Peki zafere giden yolda her şey mübah mıdır? Bilemiyorum bunu bi’ Machiavelli’ye sormak gerek..

 

Yazar: Mert Işık