Merhaba,

Basketbolun uluslararası şampiyonalarıyla uğraştığımız günlerdeyiz. Yakında NBA başlayacak ve yine normal sezon, All Star vs derken bir döngüye girilecek. NBA ile ilgili yazılan çizilen pek çok şeyde yine 1992 Dream Team, Jordan muhabbetleri dönecek. Bu sürekli adı geçen 1992 o kadar büyük bir kırılma ki, dünya basketbolunda etkileri yıllar içinde “BÜYÜYEREK” devam etmektedir. Bugün Avrupa ya da dünyanın herhangi bir başka yerindeki ülkenin basketbolunun seviyesinin ulaştığı çizgiyi birkaç seviye birden artıran bir katalizör olmuştur 1992 hadisesi.

 

Bahsettiğim etkinin sebebi 12 tane muhteşem oyuncunun bir araya toplanarak önüne gelen tüm takımlara kocaman kocaman farklar atması değildi (ort 43,4 sayı). Olayı biraz geriye sarmak lazım…

 

Kırılmanın meydana geldiğini “fark ettiğimiz” en belirgin tarih 28 Eylül 1988’dir. O tarihte yapılan Seoul Olimpiyat Oyunları yarı final maçında Sovyetler Birliği ABD’yi 82-76 yenmiştir! ABD’nin o tarihlerde bir başka takıma yenilebileceğine kimileri inanmasa da, bu mağlubiyet gerçekten de hakemler, ışık, seyirci vs gibi ABD-dışı faktörler nedeniyle mi alınmıştır yoksa bu mağlubiyetin geleceği öngörülebilir miydi kısmına bakmak gerekiyordur belki de…

 

ABD’yi yenen Sovyet takımı hiç de tanımadığımız adamlardan oluşmuyor. Sabonis, Marciulionis, Chomicius, Kurtinaitis, Tikhonenko gibi silahları, yaşı kemale ermeye başlayanlar hatırlayacaklardır.

 

Player Ht Wt Age Birth Date
Oleksandr Bielostienniy 7-0 258 29 February 24, 1959
Valdemaras Chomicius 6-4 203 29 May 4, 1959
Valeriy Hoborov 6-11 254 23 January 20, 1965
Rimas Kurtinaitis 6-5 207 28 May 15, 1960
Sarunas Marciulionis 6-4 209 24 June 13, 1964
Igors Miglinieks 6-4 212 24 May 4, 1964
Viktor Pankrashkin 7-3 247 31 June 19, 1957
Arvydas Sabonis 7-4 269 23 December 19, 1964
Tiit Sokk 6-4 218 23 November 15, 1964
Sergey Tarakanov 6-8 212 30 April 25, 1958
Valery Tikhonenko 6-9 234 24 August 19, 1964
Sasha Volkov 6-9 238 24 June 23, 1964

 

 

Bu turnuvaya katılan ABD’nin erkek takımı aşağıdaki gibidir:

 

Athlete Age Event Rank Medal
Mitch Richmond 23 Men’s Basketball 3 Bronze
Charles E. Smith, IV 20 Men’s Basketball 3 Bronze
Charles D. Smith 23 Men’s Basketball 3 Bronze
Bimbo Coles 20 Men’s Basketball 3 Bronze
Jeff Grayer 22 Men’s Basketball 3 Bronze
Willie Anderson 21 Men’s Basketball 3 Bronze
Stacey Augmon 20 Men’s Basketball 3 Bronze
Dan Majerle 23 Men’s Basketball 3 Bronze
Danny Manning 22 Men’s Basketball 3 Bronze
J. R. Reid 20 Men’s Basketball 3 Bronze
David Robinson 23 Men’s Basketball 3 Bronze
Hersey Hawkins 22 Men’s Basketball 3 Bronze

 

NBA takipçilerinin yakından tanıdığı pek çok isim var ABD listesinde. Kolej liginden gelen bu oyuncularla girilmiş olan turnuvada alınan mağlubiyetin “NBA oyuncularıyla olmaması nedeniyle hoş görülebileceği” şeklinde düşünenler olacaktır. NBA’in profesyonel lig olarak görülmesi ve NBA oyuncularının uluslararası turnuvalarda oynayamaması hadisesini bu arkadaşlara bir kez daha hatırlatmak isterim. Tam da bu yüzden Kolej liginden oyuncularla katılım sağlanmış olan bu turnuvada alınan mağlubiyeti NBA’e bağlamak imkansız hale geliyor. O halde biraz daha geriye gidelim.

 

Sene 1956’da Bill Russell’ın da olduğu kadrosuyla ABD rakiplerine karşı turnuvada 53,5 sayı fark atarak altın madalyaya uzanmıştır.

 

 

Bu efsane kadronun başarısı o kadar muazzamdır ki kimilerince hala 1992 kadrosu ile karşılaştırılmaktadır. İki takımı karşılaştırmak için benzer zamanlarda ve aynı rakiplerle oynamaları gibi kıstasları ciddiye alanlar olması çok normaldir o yüzden bu karşılaştırmaların “sağlıklı görünmediğini” söyleyerek hızlı geçelim ve asıl demek istediğimize gelelim…

 

53 sayı ortalama fark atan bir ülke 1956dan 1988’e kadar diğer dünya ülkeleri tarafından yakalanmış ve geçilebilmiştir! Bunun üzerinde durmak gerekiyor sanıyorum. 1988 yılında ABD dünyanın tartışmasız en büyük basketbol ülkesidir. Buna kimsenin diyebilecek bir şeyi olamaz ama bir turnuvanın kaybedilmiş olmasını ciddiye alarak sorgulayanlar olması da yadırganacak bir şey değil. Ne olmuştu da bu mağlubiyet gelmişti?

 

Dünyanın bugün en büyük basketbol otoritesi durumundaki kurum tartışmasız FIBA’dır. Açılımı Fédération Internationale de Basketball yani Uluslararası Basketbol Federasyonu olan kurum yaptırım gücü olarak en üst basketbol mercii niteliğini yıllardır korumakta. Çok sayıda silahı olan ve ülkelere çeşitli şekillerde “etki edebilen” bu kurumun ABD üzerinde de etkisi olması son derece doğal bir şey. 1988 yılında ABD’de FIBA’nın ayağı olan kurum Amateur Basketball Association of the United States of America (ABAUSA) idi. Kurumun NBA dışındaki hemen her basketbol merciine etkisi vardı (kolej ligi vb pek çok alan ABAUSA’nın elindeydi)  (NBA oyuncuları uluslararası mücadelelerde oynayamıyor unutmayalım.

 

Burada heykeli dikilesi mühim insan FIBA Genel Sekreteri Boris Stankovic’e geliyoruz… 1989 Nisan’ında NBA oyuncularının olimpiyatlarda oynayabilmesi üzerine FIBA’da bir oylama yapıldı ve bu oylama 56-13 ile KABUL EDİLDİ! Bu sonucu tekrar yazmak lazım, KABUL EDİLDİ. Yani 1988 Eylül’ünde dünyanın kalan kısmından “bir ekibin” ABD’yi yenerek en sonunda muhteşem saltanatı bitirmiş olması henüz tazeyken, NBA oyuncularının gelip dünyanın geri kalanını sürklase edeceği yeni bir dönemin kapısı açılmış oldu!

 

Bunu anlamak ilk etapta çok kolay değil. “Neden Stankovic böyle bir oylamayı engellemedi?” ya da “neden oylamada red çıkmasını sağlamadı?” gibi sorular çoğumuzun aklına ilk etapta geliyor.  Araya girip BABA’nın resmini aşağıya bırakalım…

 

 

Babayla ilgili bilgilere FIBA’nın sitesinden ulaşabilirsiniz (http://www.fiba.basketball/hall-of-fame/Borislav-Stankovic). Biz sadede gelelim…

 

56-13 ile kabul edilen oylamada 13 red oyundan birinin ABAUSA’ya ait olduğunu burada yazarak konuyu iyice karıştıralım isterseniz. ABD gerçekten de 13 red oyundan birisini vererek NBA oyuncularının resmi turnuvalara GİTMEMESİ yönünde oy vermiştir! (Üzerine düşünmek veya okumak isteyen arkadaşlara bu pası atalım ve devam edelim) Nisan 1989’da yapılan bu oylamanın üzerinden kısa süre bir zaman geçer ve NBA’in de “katılımıyla” 12 Ekim 1989’da ABAUSA isim değiştirirek USA Basketball adını alır. Bu gelişme de oldukça enteresandır.

 

Oylamada Sovyetler Birliği’nin kadroda 2 profesyonel oyuncuya izin verelim önerisi ezici bir oy farkıyla reddedilir ve Stankovic’in “21. yüzyıla muhteşem girişimiz” dediği şey gerçekleşir. Artık NBA oyuncularına kapılar açılmıştır. ABAUSA ve NBA arasında buzların erimesi hadisesi de bu gelişme ile ivme kazanacaktır. “In this new era of open basketball” ile başlayan cümleler bu dönemin mottosu gibi. Bu “açık basketbol dönemi” ile kastedilen şey her ne kadar tam olarak tanımlanmasa da 1972’de Sovyetlere dramatik şekilde yenilen kolej oyuncularından beri bu laf terennüm edilip durmaktaydı. NBA oyuncularının girişinin yasallaşması ile de gerçekleşmiş oldu (tamamlanmış demiyorum çünkü sadece bir grup oyuncunun yasağının kalkması değil, ekonomik yöne de sahip bir olay bu).

 

1990 oyunlarına ABD her ne kadar NBA oyuncularıyla gelmediyse de 1992’de yapılacak olimpiyatlara NBA oyuncularından oluşan muhteşem bir kadro ile katılmış ve diğer ülke oyuncularının beraber fotoğraf çektirmek için uğraştığı ikonlar olarak altın madalyaları toplamıştır.

 

Stankovic BABA aslında NBA oyuncularının dahil edilmesi için benzeri bir oylamayı 1986’da FIBA’da gündeme getirmişti. Bu oylamada 31 e 27 HAYIR oyu çıkmış ama oylamaya katılmayanlar FIBA Genel Sekreteri’nin dikkatini çekmişti. 20 ye yakın ülkenin oylamada olmaması aslında bir evet oyunun da elde edilebileceğine dönük Stankovic’i ümitlendirmiştir.

 

Hemen her benzeri yazıda görülen bir nüansı burada gündeme getirmek lazım. 1988 Seoul yenilgisi üzerine ABD’nin bu mağlubiyeti milyonlara unutturmak için NBA oyuncularını turnuvaya getirdiği şeklinde bir şehir efsanesi var ki bu kesinlikle YANLIŞTIR. Hadise aslında bir zihin oyununa çok benziyor.

 

Adamın birisi “Oğlumun başına bugün kötü bir şey geldi, karşıdan araba gelirken caddeye fırladı” diyince arkadaşı “eyvah” der. “Araba mı çarptı?”.  Adam “Yok, karşıya geçti ama kendisine doğru sertçe bir taş atılmıştı.” Arkadaşı yine “eyvah yaralandı mı?” diye sorar.  “Hayır der adam taş oğluma çarpmadı ama bir sokak köpeği delirmiş şekilde oğluma saldırmak üzereydi”

 

Olayın başlangıcı verildiğinde sonucunu doğrusal mantıkla düşündüğümüzde hatalar yapılabilmekte. Büyük bir yenilgi alınınca bunu telafi etmek için NBA kadrolarının ABD tarafından serbest bırakıldığını düşünmek de yukarıdaki örnekteki kadar “doğrusal mantık”tır. Bu yüzden doğrusal mantık bazen “doğru” olmayabilir!

 

NBA kadrolarının serbest kalmasını sağlayan asıl neden, mağlubiyeti telafi etmek isteyen ABD’nin bu oyunculara izin vermesi değil, FIBA Genel Sekreteri Stankovic’in çabalarıdır. Peki BABA bunu neden yaptı?

 

Stankovic bunu şöyle izah ediyor: “Carl Lewis ile yarışma şansınız olsa yenileceğinizi bilseniz de koşarsınız”. Dave Gavitt (USA Basketball Başkanı) ise durumu daha detaylı izah eder. “Avrupalıların hadiseye bakışı bizden çok farklıdır. Onlar daha uzun vadeli bakarlar ve 20 yıl boyunca çok kötü yenileceklerini bilseler de bu mağlubiyetleri almaktan kaçmazlar. Ta ki 20 yıl sonra taraflar denk hale gelinceye dek…”

 

Bu muhteşem dehanın öngörüsü ne kadar tutarlıydı sorusunu sormak icap eder bu aşamada. 1952’de kolej kadrosuyla 53 sayı fark atan ABD ile dünyanın geri kalanı arasındaki fark 1988’de kapanmış ve sıra sonraki seviye olan NBA-Dünya arasındaki farkın eşitlenmesine gelmişti. Stankovic’in bu stratejik hamlesi neticesinde 1992’de 43 sayı ortalama ile rakiplerine fark atarak galip gelen ABD, sene 2004’e gelindiğinde ABD’nin Arjantin, Porto Riko ve Litvanya’ya kaybederek üçüncü olmuştur.

 

Stankovic Gavitt’e daha sene 1991’de, “10-15 yıl içinde diğer ülkeler bu yeni standartlara uyum sağlar ve 2004 gibi altın madalya alabilir” demişti!!! 11 yıl sonra 2002de vefat eden Stankovic öngörüsünün geçekleştiğini belki görememiştir ama inşa ettiği vizyon o kadar sağlamdır ki bunu görmemiş olması “çok da önemli değil” demek geliyor içimizden… BABA yapılan bir röportajda şöyle der:

 

“Teknik seviyede şunu söyleyebilirim ki sadece en iyilerle oynayarak daha yukarılara çıkabilirsiniz. NBA takımlarına karşı oynayarak bunu görüyoruz. Onlarla oynayarak gelişeceksiniz. Amerikalıların kazanamadıkları en üst seviye turnuvalar OLMUŞTUR geçmişte!

 

Tam da bunlar için en iyi kalitede basketbol oyuncularına ihtiyacınız var. Onlar izleyicileri ve medyayı ve günün sonunda parayı sahaya çeker. Bu para ben ya da FIBA için değil, dünya çapında basketbolu geliştirmek ve daha iyi bir noktaya getirmek içindir” (http://www.fiba.basketball/pages/eng/fe/10/fwcm/news/article.asp?nID=53353)

 

David Stern ile tanışmasının ardından aralarında çok sağlam bir iletişim kurulmuş olan Stankovic-Stern ikilisinin basketbol dünyasını nasıl dönüştürdüğünü sadece bir anlığına düşünün. Paraların “bir şekilde” ödendiği, tuvaletlerine kadar standartlardan uzak olan, parasal sürdürülebilirliği olmayan amatör basketbol dünyasını profesyonelleştirmek için uğraşan bir deha ve basketbolu ABD dışına çıkartarak büyük bir ekonomik hegemonya tesis etmek olan bir başka deha el ele vererek basketbol dünyasını çılgınca değiştirdiler. Belki dünya basketbolunun uzun vadede gitmesi gereken yer profesyonelleşmekti ama bu iki beyin bunu kısa sürede başarıyla tesis ettiler. Sankovic 20 yıl FIBA Genel Sekreterliğinde boşu boşuna kalmış olamazdı…

 

stankovic stern ile ilgili görsel sonucu

 

NBA ve FIBA’nın uyumlu şekilde çalışmaya başlamasının (?) üzerine Jordan ve NBA’in markalaşması ve dünyaya açılmasını koyduğunuzda (ancak bu şekilde inşa edebilirsiniz NBA’in dünyaya açılması hadisesi FIBA’dan bağımsız mümkün olması uzun zaman alabilecek bir şeydi) resim netleşmektedir. İngilizlerin futbol sadece futbol değildir sözünün basketbol için de aynen geçerli olması ne kadar doğaldır…

 

NBA-FIBA ilişkileri ve 1992 hadisesine sonraki yazılarda tekrar tekrar döneceğiz…

 

Son Söz:

Son derece parlak iki stratejinin eş zamanlı olarak uygulanarak basketbol dünyasının nasıl dönüştürüldüğünü özetlemeye çalıştım. Uzun yıllar içinde kotarılmış, uygun zaman ve ekip kollanmış, fırsatı bulunduğunda da hayata geçirilmiş stratejilerin öyküleri oldukça ufuk açıcı. Oyun dediğimiz şey bu büyük fikirlerin devamında izlediğimiz sonuç ve arkada yatan bu fikirler cidiye alınmayı hak ediyor. İşin mutfağını bilmeden sadece televizyonlarda gösterilen maçları değerlendirmek hep eksik kalacaktır…

 

Bu yazıyı çok uzun bir yazı halinde yazmayı düşündüm. Konu kendi içinde bir çok alt konuya sahip. Ancak okuyucuyu yaz sıcaklarının üstüne bir de upuzun yazılarla boğmak, yazarın kulaklarını çınlatabilecek bir durum. “İçinde bulunduğunuz anın” keyfini çıkartın, basketbolun tadını çıkartın ve sağlıkla kalın. NBA yakında başlayacak, havalar güzel potaları dövmeye devam…

 

Keyifli tatiller…

Yazar: Utku Köker