Merhaba,

 

Yazmaktan uzak kaldığımız 2 ay içinde türlü şeylerle uğraştıktan sonra tekrar disipline olup bir şey karalamak gerekiyordu. Hadi başlayalım…

 

Hep dediğim bir şey var o da sistem anlayışı ve pek çok alt sistemin birbiriyle kenetlenmiş haldeki müthiş uyumu. Bu yüzdendir ki basketbol sadece göze gönüle hitap eden romantik bir şey değil ama paranın yönettiği, acımasız kararların alındığı ekonomik bir sistem aynı zamanda. Bu ekonomik sistem ülke genelindeki devasa ekonomik sistemin ise sadece ”bir kısmını” teşkil ediyor.

 

Bir yazı dizine başlamıştık. Fort Wayne Zollner Pistons’ı konu edinen geçen yazımızda da bunu (http://www.filelipota.com/nbade-yerdegistirmeler-1-fort-wayne-detroit-pistons/” ilan etmiştik. Bu dizinin ilk halkasının ardından ikinci halkasını bu yazıyla gerçekleştiriyor olacağız. Şu veya bu oyuncunun harika oyunları, efsane X koçu, muhteşem Y galibiyeti türünden işin romantik yönünden sıyrılıp yazılarımızın ciddi kısmında değindiğimiz parasal mecrada seyredeceğiz tekrar tekrar. Yazımızın asıl aktörü ise Buffalo Bisons ya da şimdiki bilinen adıyla Atlanta Hawks olacak.

 

 

St Luis Hawks

 

 

St Luis bir basketbol şehridir. St Luis Bombers (Hawks değil)  1946-50 yılları arasında bu şehrin ligdeki (Devamlı okuyucularımız hangi lig sorusunu soracaklardır adı verilmiş lig BAA) lokomotifi olmuş ancak bir şampiyonluk kazanamamıştı. 1949 BAA’in NBL ile birleşmenin neticesinde NBA adını aldıktan sonra bir sene daha oynamış ama 1950de faaliyetlerine son vermişti. Yani NBA’de St Luisin bir takımı kalmamıştı. Bazen bu tür can sıkıcı, keyifsiz hadiselerin sonunda güzel şeyler gelir….

 

Çok az daha geriye gidelim ve bu sefer Milwaukee’ye geçelim. BAA rakip ligi NBL’in takımlarından birisi olan Buffalo Bisons 1946 da resmen kuruldu ve maçlarını Buffalo Memorial Auditorium’da oynuyordu. Tarihi bir takım simaların takımı olan bu takımın ekonomik olarak sürdürülebilir olabilmesi için gerekli olan 3600 seyirci oranına ulaşması pek mümkün olamadı ve 1000 taraftara oynamaya devam etti. Bu şekilde geçen 38 günün sonunda yönetici Ferris takımı Moline Illinois’ya taşıma kararı aldı. Bölge Rock Island, Illinois ve Davenport havalesi olarak Tricities diye bilinmektedir ve kısa süre içinde tam da bu yüzden takımın adı “Tri-cities Blackhawks” olarak değiştirilir. Takım artık 6 bin kişilik Wharton Field House’da oynayacaktır. 1949’a gelindiğinde NBL ve BAA’in birleşerek oluşturduğu 17 takımlık NBA’in kurucu takımlarından birisi olur Tricities Blackhawks. Bu seneler itibarıyla Tri-cities’de yaşanılanlar ve başlıca köşetaşı adamları belki başka bir yazıda konu ederiz. Çok önemli figürlerin rol aldığı bir takım 1949-54 Blackhawksı…

 

 

 

Tricity Blackhawks – Milwaukee Hawks – St Luis Hawks – Atlanta Hawks

 

 

 

Takım o dalgalı 1949-54 arasını çok kötü bir şekilde bitirecektir. Son sıraya üst üste 4 sezon demir atmak gibi facia bir dönem yaşayan takımda yöneticiler hayati bir tespit yaparlar; Moline NBA için Blackhawks’a yeterli ekonomik büyüklüğü sağlayabilmekten uzaktır. Bu da önemli bir karar alınmasını gerektirir. Ya Blackhawks aynı yerde kalarak, gitgide daha fazla ekonomik imkanlar talep eden NBA’de marjinalleşecek ya da “olmak ya da olmamak” riskini kucaklayacağı bir yer değiştirme macerasına atılacaktır. Blackhawks üstteki girizgahta da aktarıldığı gibi NBA’de temsilcisi kalmamış St Luis şehrine 55-56 sezonunda taşınırak Milwaukee Hawks adını alır. Bir yıl önce takımın NBA efsanelerinden Bob Pettit’i draft ettiğini ve sonraki yıl da Bill Russell’ı draft edip Boston’a takasladığını belki bu noktada hatırlamak da lazım. Evet o Bill Russell’ı…

 

 

 

 

Bir ligde oynamaya çalışıp ekonomik zorluklardan dolayı iki kez yer değiştiren ve en sonunda St Luis’e yerleşen takımın bunları hep ekonomik motivasyonlardan kaynaklı olarak yaptığı dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Önemli olan takımın maçlarını 1000 yerine 6000 ya da 10 bin kişinin izlemesi değil o kadar biletin gelirini takıma sağlamasıdır. Her şey takım, aidiyet, taraftarlık vb gibi duygusal değildir basketbol denildiğinde ama çoğunlukla paradır…

 

 

 

 

Takım 10 kez grubunda birinciliği kazanır, hatta 4 kez de batı konferansı şampiyonluğuna ulaşır ancak takımın yöneticisi Bob Kerner için bu sonuçlar pek de iyimser görünmemektedir. Kerner takımın NBA gibi rekabetin yüksek olduğu bir ligde dayanabilmesinin ön koşulunun takımın iyi oyuncuları çekebilmesi olduğunun ve bunun da ekonomik güçten geçtiğinin farkındadır. 10 bin kişilik eskimiş Kiel Auditorium’un takıma orta uzun vadede yetmeyeceğini gören Kerner hemen harekete geçer ve yeni ve ekonomik olarak takıma güç katacak yeni bir stadyum için her yolu dener. Çabaları sonuçsuz kaldığında ise Hawks’ı Tom Cousins ve Carl Sanders’a satar (başarılı bir takımı zirvedeyken yüksek fiyata satmak hiç kötü bir ekonomik karar sayılmaz).

 

Cousins ve Sanders ekonomik manzaranın son derece farkındadır ve kulübü St Luis’den Georgia’ya götürmeye karar verirler. Takım Georgia’ya taşınır, artık Atlanta Hawks adını almıştır. Birkaç yıl 9200 kişilik Georgia Tech’de oynamak zorunda kalan takım 1972’de 16500 kişilik döneminin en ileri teknolojik imkanlarıyla donanmış Omni Coliseum’a taşınır. Omni Coliseum bir yandan CNN’e evsahipliği yapmasıyla ünlüyken bir yandan da otelden spor merkezine pek çok ticari girişime imkan sağlamaktadır. Doğal olarak bu devasa kompleks kulübün gelirlerini roketleyici bir etki yapar. Buna karşın grubunda ve konferansında aldığı birkaç birincilik dışında Hawks sıradışı bir şeye imza atamaz. Taraftarlar için lig şampiyonluğu bir ukte olarak kalmaya devam eder.

 

İşe başka bir açıdan yaklaşıldığında ise altı üstü saha değiştirerek hedeflenen amaç olan ligde kalmayı sağlamış bir kulüpten başka bir şey görememe riski mevcuttur. Oysa işin sırrı arenayı değiştirirken istenilen taraftar ortalamasını da yakalayabilmektedir. Sahanızı değiştirseniz de dolduramadıktan sonra bir espirisi olmayacağı açık…

 

Hem taraftar sayısını yakalayabilmek hem de ekonomik açıdan gerekli diğer ticari satışlar ve anlaşmalarla basketbol sektöründe belirli bir pazar yüzdesini yakalamak çok zor ve iddialı bir iş. Çok fazla sayıda takım kuruldu ama çok azı ayakta kalabildi. İşte yönetimin takımı St Luis’den Georgia’ya getirirken atıldığı risk tam da böyle bir şeydi. Takımı yeni getirdiğiniz yerde taraftar sayısı istenilen seviyeleri bulamayabilir, takım benimsenmeyebilir. Bu gerçekleştiğinde ise alınmış bu risk, başarısız girişimler kitabında yerini alacak yeni bir vaka olacaktır. Tüm yer değiştirmeler doğasında bu riski barındırırlar. Ancak belirli bir kısmı başarıya ulaşabilmiştir ve Atlanta işte bu başarılı örneklerden birisidir.

 

Diğer taraftan St Luis şehri ABA ligi gibi başka kulvarlarda da bir basketbol takımıyla temsil edilme yolunda adımlar attı ama işlerin istenildiği gibi gittiğini söylemek zor. Uzun yıllardır bu yüzden St Luis NBA yönetimine göz kırpmakta ve olası yeni bir takımın şehri olmak istediğini hissettirmekte (alternatif şehirler mevzuunu önceki yazılarımızdan birisinde işlemiştik http://www.filelipota.com/nba-yonetiminin-avrupa-projesi/).

 

Atlanta Hawks’ın şampiyonluk için yeni bir yapılanma içinde olduğu her 4-5 yılda bir yazılıp çizilen bir şey. Artık bunu kanıksamış durumdayız ama bir yandan da ne kadar zor bir iş olduğunu bilmiyor değiliz. Atlanta Hawks’ın da zamanı gelecektir ve o gün geldiğinde kaç yıldır şampiyonluğun beklenmiş olduğu akla bile gelmeyecek. Sadece doğru hamleleri yapmaya devam etmek gerekiyor.

 

Yıllar geçimiş, stadyumlardan stadyumlara, şehirlerden şehirlere göçmek gerekmiş ama şampiyonluk gelmemiş Atlanta’da. Yine de bir hadise var ki şampiyonluktan fazla akılda kalır. O da 1988’de Jordan ile tatlı bir rekabete girmiş olan Dominique Wilkins’in hikayesidir. Bu ikili kozlarını smaç şampiyonasında paylaşmıştı ve bu olağanüstü organizasyonu hatırlamak gerekir diye düşünüyorum:

 

 

Pek çoğumuz için smaç şampiyonası bu kapışma ile bitmişti. Etrafımızdaki pek çok basketbolsever bu yarışmadan sonra bir daha smaç şampiyonası takip etmediler. Dönemi, kapışan iki figürün büyüklüğü ve yarışmanın şartlarını düşününce bu çok da anlaşılmaz görünmüyor. Çok büyük bir yarışmadan bahsediyoruz. Son on yıldaki smaç yarışmalarından çok azını hatırladığımı düşününce…

 

Atlanta Hawks zamanı geldiğinde şampiyonluğa ulaşabilir mi? GSW bunu yapmışsa Hawks da yapabilir. Öte yandan Forbesin 2018 listesinde Hawks 1,15 Milyar dolarlık değeri ile ligin ortasının biraz altında yer alıyor. Yönetimin asıl derdinin takımın değerini yükseltmek olduğunu düşünmek “işin emrettiği” bir şey. NBA de şampiyon olun ya da olmayın ama ekonomik yönden güçlü kalmak ve oyuncular için tercih edilir bir yer olmak zorundasınız. NY ve LA bunun önemli örnekleridir. Uzun yıllardır şampiyon olsalar da olmasalar da bu iki şehir cazibesini hep muhafaza ediyor. Atlanta basketbolun önemli şehirlerinden biridir ve daha cazip olanaklar sunacak hale gelmesi NBA’de var olmasının tek yolu.

 

Son Söz

 

Basketbolsuz günler sona eriyor. Hepimizin bayramı mübarek olsun. Bu güzel bayram günlerinin değerini bilip büyüklerimizin ve görülmesi gereken tüm yakınlarımızın ziyaret edilmesi gerekiyor. Hayat devam ediyor. Yapılması gerekenler yapılmalı. Basketbolu da  mümkün mertebe ihmal etmeden 🙂

 

İyi bayramlar, basketbolla kalın.

 

 

 

 

Yazar: Utku Köker