NBA’de Süperstarların Ekonomik Kaldıraç Olarak Kullanılması | Derrick Rose Örneği

Utku Köker

 

Merhaba Basketbolseverler,

Uzun zaman geçti son yazımızdan beri. Malumunuz bir yazı serisi kaleme alıyordum ve buna devam etmekle başka bir şey yazmak arasında kalınca bu sefer rotayı farklı bir şey yapalım istikametine kırdım. Aynı şey üzerine birkaç daha yazı kaleme almadan araya bir çeşit katmak herhalde iyi olacak.

 

Bu minvalde düşünürken bu sefer de araya Mert’in yazısı girdi ki buna biraz gülümsedim doğrusu. Çünkü Mert DRose üzerine bir yazı yazmıştı (http://www.filelipota.com/derrick-roseu-anlamak/). Bir süre düşündüm tamamen değiştirmeli mi yoksa Derrick Rose’da devam mı etmeli yazıya… Şurası açıktır ki aynı maçı izlesek bile bambaşka bir hikaye çıkar iki kişiden. Bu yüzden DRose yazısından vazgeçmeyelim ve bir iki satır da biz karalayalım.

 

Yazı yazma fikri adamımızın en son 50 sayı attığı attığı maçta yeniden alevlenmişti. Backup haline gelmiş bir eski süperstarın hikayesini kaleme almak lazımdı. Öte yandan DRose üzerine uzun uzun kariyer yazısı yazmak da çok anlamlı değil. Hakkında oldukça fazla bilgi bulunabilecek bir oyuncu Rose neticede.

 

Rose’un çıktığı zamanları hatırladığımızda sanırım hepimizde aynı heyecan olduğunu yazmak gerekecek. Jordan’ın ayakkabılarını büyük bir meydan okumayla karışık afişe eden Chicago “bunları giyecek cesaretin var mı” diye yazmıştı çok zaman önce. Rose da bu meydan okumayı kabul etmiş ve Jordan’dan beri taraftarları en çok heyecanlandıran figür olarak tarihe geçmişti.

 

Efsane oyunlar çıkarmıştı Rose Chicago’da. Tek başına Chicago’yu sırtlıyor ve Thibodeau’nun kariyer yapmasına da bir yandan yardımcı oluyordu kazandırdığı maçlarla. Sonra o berbat maç gelip çattı. Malum ACL olayı yaşandı…

 

Daha sonrasında Rose iyileşti tekrar parkelere geri döndü. Kendisiyle bir röportaj yapılmıştı hatırlıyorum ve NBA’deki en iyi oyuncunun o sırada kim olduğu soruluyordu. Rose büyük ve beklenmedik bir kendine güvenle “benim” demişti. Bu özgüvenin yarısı bile doğruysa baba bomba gibi geliyor demiştik ama tekrar sakatlıklar yaşamıştı Rose ve beklenti gerçekleşememişti…

 

Bu noktada NBA’deki bazı hocaların da yaptığı ama Thibodeau’nun dibini gördüğü bir şeyi anmak lazım. Rotasyona sürekli prim veren ve kenar oyuncuları oyunda fazla tutan hocalar var bazı takımlarda. Bir yanda da Thibodeau gibileri var…

 

Thibodeau benche faul problemi olmasa neredeyse hiç yer vermeyecek kadar fena şekilde as kadroyla oynayan ve bunun suyunu çıkaran bir hocaydı. Şu anki hali değişti değişmedi mevzularına girmeyeceğim (konumuz değil).  Bazı oyuncular bire biri inanılmaz sever, temaslı oyunun kaçınılmaz olduğu adamlardır bunların bazıları. Rose da topu elinde çok seven ve zaman zaman darbeler alan bir oyuncuydu. Bunu siz seyirci olarak net şekilde görürdünüz. Kenardaki hoca da bunu en iyi görecek adam olmalıdır. Zira elindeki mücevherlerin en değerli parçasını pamuklara sarıp koruyup kollamak onun asıl işidir. Dolayısıyla her hocanın ilk görevlerinden birisi oyuncularını dışarıdan gelecek etkilerden, hatta “kendilerinden” bile korumaktır. Bunun Türkçe izahı şöyle yapılabilir; “bazı oyuncuların en büyük düşmanı yine kendileridir”. Kim bu adamlar derseniz, madde bağımlısı olanlar, farklı bir yol seçerek basketboldan kopma noktasına gelenler derken bu liste uzar gider. Bir de alabildiğine kabiliyetli olmasına karşın temaslı ve topu elinde isteyerek oynayan adamlar vardır ki bu adamları da kendilerinden korumak hocanın görevidir, Rose gibileri…

 

Biz Rose’u izlemeyi severken bir yandan da “ha şimdi sakatlandı sakatlanacak” demekten de kendimizi alamıyorduk. Sonunda sakatlandığında muradımıza ermiş mi olduk? Hayır…

 

NBA Rose ile bambaşka bir yer olurdu. Chicago başka bir seviyede olurdu gibi simülasyonlar sınırsızca yapılabilir. Bu yazı bununla ilgili değil… Bu yazının ekseninde SI,SBNation, ESPN gibi alanlarda çokça dillendirilmiş bir hadise yine ekonomi penceresinden ele alınacak.

 

Rose muhteşem bir oyuncuydu ve bundan yararlanmak isteyen Adidas büyük sayılabilecek bir kontratla Rose’u marka yüzü yaptı. 14 yıllığına 190 milyon doların üzerinde bir kontrat bedeli sözkonusuydu. Bu kontratla Rose hatırı sayılır bir parayı her sene cebe indirecek, Adidas da NBA basketbol piyasasındaki oyuncuların yüzde 68ini (Jordan markasıyla birlikte 74ünü) elinde tutan Nike’a bir gol atmış olacaktı. Öyle böyle bir gol değil. Bu çocuk kendisinden beklenenleri karşılayabilirse yeni bir Jordan olması işten bile değildi.

 

 

Tabii yukarıda yazdıklarımız gerçekleşecek ve sözleşmenin imzalanmasından sadece 64 gün sonra Adidas yöneticilerinin tepesinden aşağı kaynar sular dökülecekti. Büyük paralar yatırdıkları bir başrol oyuncusunu sakatlıkla kaybetmek neticede oynanan bir kumarın kaybedilmesi gibi bir şeydi. Belki geri döner ve telafi şansı doğar denildiğinde de Rose tekrar sakatlanacak ve Adidasın imzaladığı anlaşma dalga konusu yapılmaya devam edilecekti. Peki gerçekten bu anlaşma bu kadar kötü müydü?

 

Bilenler bilir bu tür sözleşmelerde bir sürü küçük yazı vardır ve oyuncunun yapmaması gereken şeyler de burada yer bulur. Mesela A markasının ayakkabısını giyen bir oyuncu (hele kendi adına da bir ayakkabı A firması tarafından üretilmişse) B markasının ayakkabısını giyerek maça çıkamaz, antrenman yapamaz. 2017 Doğu Finallerinde maç önü ısınmalarda Rozier Adidas ile anlaşmalı olmasına karşın Nike marka ayakkabılar ile atış yaparken görüntülendiğinde olanlar oldu. Adidas derhal anlaşmayı fesih hakkını kullandı ve Rozier de daha sonra Puma’ya geçti. Buradaki incelik markaların bir başka markayla oyuncularının beraber görülmesine bile tahammül etmemesi, anlaşmanın ruhuna sadık kalınmasını bırakın tüm “maddi” gerekliliklerinin yerine getirilmesinde ısrarcı olmasıdır. “Adamlar tonla para veriyor bunu istemesinden daha doğal ne olabilir ki” diyenleriniz olabilir. O zaman benzer şekilde Rozier’in durumuna düşen ya da anlaşma fesih şartı oluşan hemen her durumda firmaların fesih yetkilerini kullanmalarını beklemek durumu ortaya çıkar. Burada bir soluklanmak lazım yine de. İlgili hakkın firma lehine kullanılabilir hale gelmesi ayrı, firmanın bu seçimi yapması farklı bir şeydir. Elinize bir şeyi yapma kozu her seferinde düşünmeden bir seçim yapmaz eksi artı hesap edersiniz. Şimdi devam edelim.

 

Rose bu şekilde tanımlanabilecek bir kozu Adidas’a vermekte gecikmeyecekti.

 

2016’da Rose ve arkadaşlarının bir kadına tecavüzle suçlandığı dava serisi görüldü. Rose’un savunmasında oldukça ilginç şeyler beyan ettiği davanın doğal bir sonucu olarak çok kimse Adidas’ın Rose ile olan sözleşmesini feshedeceğini düşünüyordu. Bu son derece doğal bir gelişme olacaktı. Çünkü marka yüzünüz olan kişi oldukça sıkıntı verici bir şeyle yargılanmakta ve bu markanıza zarar verecek vs. Kimilerine göre sözleşmeyi iptalin mutfağı bu kadar kuvvetli görünüyor ve sadece uygulanmayı bekliyordu. Ancak gelişmeler hiç de böyle olmadı. Adidas Rose ile sözleşmesini bozma hakkını kullanmayı seçmedi!

Hali hazırda Harden gibi Lillard gibi kontrat altında ve adına ayakkabı üretilen oyuncular varken, bu oyuncuların aldığı miktarlar ve ortaya koyduğu performans düşünüldüğünde Rose’un yıllık ücretini hak edip etmediği mevzu ortaya çıkar. Bugün LeBron, Durant, Curry ve Harden’ın ardından ayakkabıdan en fazla kazanan oyuncu Rose’dur. Bu kadar ciddi bir ücret söz konusuyken Adidas Rose ile yaptığı sözleşmenin olanca ağırlığından kurtulmayı seçebilirdi. Peki neden seçmemiş olabilir?

 

Buradan sonra tüm yazılan çizilenlerin resmi ağızlardan “evet böyle oldu” denmemesi nedeniyle kuvvetli tahminler olduğu düşünülebilir. Anahtar belki de 2011’den bu yana düzenli olarak Rose’un yaptığı Çin ziyaretlerindedir. Rose’un ilk gidişinden bu yana Çin’de gördüğü müthiş ilgi ve buna içten bir şekilde cevap vermesi oradaki basketbol severler ile arasında özel bir bağ kurmuş durumda. Öyle ki Harden gibi aynı markanın insanüstü performans gösteren yıldızlarına rağmen Çin’den Adidas’ın elde ettiği gelirlerdeki Rose ürünlerinin payı YÜZDE YETMİŞ’tir. Yani bu adam tek başına Adidas’ın Çin’den elde ettiği gelirlerin yüzde yetmişinin SEBEBİ. Eğer elinizde böyle bir maden varsa bu madeni işledikçe işlemek istersiniz. Ekonomi bunu emreder. Adidas bu kadar büyük bir gelir kapısını kapatıp sözleşmeyi feshetmek istememiş olabilir. Bu son derece anlaşılır görünüyor bu haliyle…

 

 

Gerek son ziyaretinde bir programda Rose’un gözyaşlarını tutamaması, gerekse Çin’de oldukça takdir ve sempati toplayan bir çok hareketi ile Rose bugün NBA’in yurtdışında en çok sevilen figürlerinden biri durumunda. Bazen karşılaştırmalar yardımcı olabiliyor. Rose’u gördüğünde bugün pek çok taraftar sakatlığına rağmen yılmaması, savaşçılığı, içindeki basketbol isteği gibi (Mert’in harika yazısında görüldüğü gibi) olumlu şeyler düşünüyor. Durant’i benzer şekilde konu ettiğinizde ise girdiği ikili çatışmalar, OKC’den ayrılışı, GSW’yi haksız rekabet eder duruma getirmesi vb gibi şeyleri de düşünmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bunlar parkede Durant’in Rose’dan çok daha kıymetli bir oyuncu olmasını belki engellemiyor ama onu halkla ilişkiler noktasında sıkıntılı bir duruma düşürüyor.

 

DRose 10

 

Olumlu imajı yüzünden Rose ekonomik olarak alabildiğine vazgeçilmez bir noktada. Adına 10. ayakkabısı çıkartılan o kadar az oyuncu var ki… O bunlardan birisi bugün. Bunu ise “bugün” sahadaki müthiş performansına bağlamak yukarıda saydıklarımızdan sonra sanıyorum oldukça iyimserlik olacak.

 

Son Söz

Zamanında futbol sadece futbol değildir sözü aklımızın bir köşesinde yer etmişti. Endüstrileşme macerasına giren tüm spor branşları için bu şablon kullanılabilir diye düşünüyorum. Belki yakın geçmişte Rose’un basketbola devam edip etmeme kararı parayla uzaktan yakından ilgili olmayabilir. Ama bu Rose’un çok büyük bir ekonomik güç olduğu gerçeğini değiştirmiyor. NBA, bugün ABD içinde ve dışında büyük bir pazara sahip. Özenle oluşturulan ABD içi pazarının üzerine global pazara açılma hamlelerinin geldiğini önceki yazılarımızda anlatmıştık. Bu hamlelerin en önemli itici gücü modern çağın gladyatörleri olan bu süper yıldızlar.

 

İyi bir hikayeyi yazabiliyorsanız onu satmanız da mümkün olacaktır. Rose’un hem iyi bir hikayesi var hem de bu hikayeyi en iyi şekilde pazarlayabilecek marka ve NBA imkanları. Bu yüzden kendisi devam etmek istediği sürece, hikayesini devam ettirmek istediği sürece Çin ve diğer pazarlarda da günlük performansının çok ötesinde başarılara ulaşacağı kesin gibi.

 

Baba oyununu oynasın ve istediğinde de basketbolu bıraksın. Basketbol dünyasının kendi içine kapanık dahi çocuğunun buna herkesten çok hakkı var. İspat etmesi gereken her şeyi şu ana dek fazlasıyla ispat etti. Eğlenebildiği son noktaya kadar bizim gibiler onu izlemeye devam edecek. Gözlerimizin önünden NBA’in en büyüklerinden birisi olabilecek çapta birisi geçip gitmekte. Sakatlıklar olmasa neler olabilirdiyi düşünmek bile çok keyifli.

 

Basketbolun sadece basketboldan ibaret olduğu romantik zamanları ben de özlemle ansam da ekonomik altyapıyı çözümlediğinizde ancak o zaman bazı üst yapı öğeleri görünür hale gelebiliyor. Evet işin romantikliği, amatör heyecanı ve belki de tüm sevdiğimiz yönleri böylelikle kaybolmaya yüz tutuyor ama canımız sıkılsa da bu böyle..

 

Basketbolla kalın.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: