tomhauck-sac-wc-1024x693

 

Micheal Jordan’ın spor tarihine geçecek bir sözü vardır: ‘Yetenek sizi zirveye taşır, karakter ise zirvede tutar.’ Spor tarihi bu sözü somutlaştıran örneklerle doludur. Bunun belki de en büyük örneklerinden biri de Jason Williams’tır. Şimdi durup bildiğiniz en yetenekli basketbolcuyu düşünün. İşte J-Will en az birkaç kat daha yeteneklidir o isimden. Bu yetenekli basketbolcunun, şuan bu kadar az kişi tarafından tanınmasında dramatik bir hikaye yatıyor.

 

İnanmak başarmanın yarısıdır derler. Diğer yarısı ise çalışmaktır. Bir yemek yaptığınızda tabağın üstüne son dokunuş olarak bir parça baharat eklersiniz. Yemeğin hem sunumunu güzelleştirir hem de tadını. Ama o baharat tek başına bir şey ifade etmez. İşte yetenek budur. Ortada bir çalışma yoksa yetenek teferruattır.

 

Jason için her şey 1998’de başladı. Draft edilmeden önce yetenekleriyle ortalığı alt üst edecek biri olduğu zaten biliniyordu. 1. tur 7. sıradan Kings tarafından seçilen Jason, daha ilk senesinde tüm potansiyelini sergiliyordu. İlk sezonunda her maçı olay olan bu genç, sezonu Vince Carter ile birlikte yılın çaylağı olarak tamamlıyordu. Maçlarda olmaz denilen pasları atan, işin tabiri caizse şov kısmını tek başına yürüten, seyircilerin adeta tapacağı bir oyuncu haline geldi. Zaten taraftarlar da ona J-Will ismini takarak yapabileceklerinin sınırı olmadığını gösteriyorlardı.

 

jason-white1

 

O sezon yetenekleriyle ağızlara bir parmak bal çalan Jason, işin çalışma ve karakter koyma kısmına gelince çuvalladı. Arabasında uyuşturucu bulunmasından sonra kariyeri iyice düşen J-Will maçlarda istikrarsız bir performans sergilemeye ve büyük maçlarda saklanmaya başladı. 2001’de tekrar ivme kazanmak için Memphis’e takas oldu. Orada kendini yeniden bulan J-Will yine maçlara damga vuracak hareketlere devam ediyordu. Sürekliliği ise ciddi bir soru işaretiydi. Ciddi bir sakatlık geçirmemişti ama maçlarda kayboluyordu sadece maça renk veren hareketlerde onun ismi vardı. Bunları yapabilen bir yeteneğin, çalışma ve özveriyle çok daha iyi yerlere gelebileceğini herkes biliyordu. Ama o bunları önemsemiyordu. Zaten kendisinden beklenen sorumluluğu yerine getiremediği için lakabı da zamanla J-Will yerine J-Won’t olmuştu.

 

gary_payton_and_jason_williams

 

Memphis’teki dalgalı performansı sonucu 2005’te 5 takım 13 oyunculuk tarihin en büyük takası sonucu Miami Heat oyuncusu oldu. Yakın arkadaşı olan Shaquielle O’Neal bu takas için şunları söylemiştir: ‘Jason benimle oynamak istiyor ben de herkesin aşık olduğu pasları atan bu adam ve Dwyane Wade ile iyi bir kombinasyon yaratacağımızı düşünüyorum.’ Kariyerinde zirveyi burada yaşayan Williams, ilk beş çıktığı Miami ile ilk sezonunda şampiyon olmuştu. Kariyerindeki tek yüzüğü burada alabilen Jason, yaşının verdiği bir olgunlukla oynuyordu artık. Takım oyuncusu olabilmeyi başarmıştı. Ancak sonraki 2 sene sadece Playoff yapabilen Miami için, Jason’a veda etme zamanı geldi. 2008’de Clippers ile anlaşan Jason maça bile çıkmadan emeklilik kararı aldı. 33 yaşında verilmiş bu erken emeklilik kararına dayanamayan Jason bir sene sonra Magic ile anlaşıp Jameer Nelson’ın yedeği olmayı kabul etti. 2011’e kadar burada yeteneklerinden ara ara performanslar sunsa da artık ilerlemiş yaşı nedeniyle fiziği üst düzey basketbola yetmiyordu. 2011’de takım tarihinin en çok asist yapan oyuncusu ünvanına sahip olduğu Memphis ile anlaştı. Sakatlığı nedeniyle burada sezon sonunu zor gören Jason için artık temelli bir veda vakti gelmişti.

 

Kariyeri boyunca her maçta en spektaküler hareketi o yapsa da iş ahlakının zayıf olması nedeniyle onu diğer büyük süperstarların arasına koyamıyoruz. Yine de bu süper yeteneği daha başka şartlarda daha iyi yerlerde izlemeyi herkesi isterdi.

 

Yazar: Mert Işık