Görkemli Kaybeden LeBron James

Dağhan Duru

“Bir insanın doğasındaki en özgün şey, genellikle en umutsuz olandır. O yüzden yeni sistemler dünyaya, var olanla yaşamanın acısına katlanamayanlar tarafından getirilir.”

 

Yukarıdaki cümle geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan ünlü ozan Leonard Cohen’in Görkemli Kaybedenler isimli kitabından. Bu cümle biraz iddialı bir genelleme barındırsa da aslına bakacak olursanız birçok olayı ve gelişmeyi tarihsel perspektiften yararlanarak anlamaya yardımcı olur. Bir insanın karakterini diğerlerinden ayıran onlarca nokta vardır. Özgünlük ya da başka bir deyişle karakterimizde kendine has olan özellik genellikle en zayıf noktamız olma eğilimindedir. Çünkü bu özellik kişiyi sürüden ayırır ve beraber yaşamayı alışkanlık haline getirmiş insan doğasıyla bağdaşmaz.

 

Cohen’in Görkemli Kaybedenler isimli kitabının başlığı, günümüz basketbolu düşünüldüğünde, belki de gelmiş geçmiş en dominant oyuncu olan LeBron James’in kariyerini en iyi şekilde özetliyor. 2003-2004 sezonunda liseden NBA’e adım atan ve ligde geçirdiği 15 sezonda oynadığı takımları 8 kez NBA finallerine taşıyan yıldız buna rağmen sadece 3 yüzük kazanabildi. Bu durum onun şu an için birçok kategoride ligin en iyi oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor tabii ki.

 

Ligde geçirdiği 15 sezon boyunca hem oynadığı basketbolla hem de kariyer planlamasında aldığı kararlarla ligin dengelerini alt üst etmeyi başaran LeBron James belki de kariyerini noktaladığında lig literatürüne soktuğu “süper takım” kavramıyla anılacak. İşin enteresan tarafı “süper takım” kavramı James’in kariyerini mahveden sürecin mihenk taşı olma özelliği taşıyor.

 

 

Hemen hemen her NBA takipçisi 2010 yazında LeBron James Cavaliers’tan ayrılma kararı alıp Heat’e geçtiğinde ligin dengelerinin alt üst olduğunu kabul eder. Miami Heat o dönemde kadrosunda 30 yaş altı 3 süper yıldız barındıran tek takımdır. Ondan önce kadrosunda 30 yaş üstü 3 veteran yıldız barındıran Boston Celtics’i böylelikle ayrı tutmuş oldum.

 

Konumuza dönecek olursak; LeBron James Miami’ye gitmeye karar verdiğinde Cavaliers ile geçirdiği 8 sezonda sadece 1 kez NBA finali görebilmişti. Dolayısıyla bu ayrılış kral lakaplı oyuncu açısından yeni bir kariyer planlaması olmasının yanında aynı zamanda kaybetmekten sıkıldığının bir işaretiydi.

 

Yazının başındaki alıntıya dönecek olursam 3 süper yıldızdan kurulan bir süper takım 2010 yılının lig konjonktürü düşünüldüğünde yepyeni bir sistemin doğuşunun işaretiydi. Dolayısıyla LeBron James geçmişte NBA’de var olan sistemle yaşadığı acılara katlanamayarak onu değiştirmeyi başarmıştı.

 

Bu hareketi her ne kadar ona 7 kez NBA finali oynama şansı sunmuş olsa da; Miami Heat formasıyla geçirdiği ilk sezonda açık ara favori oldukları finalde Dallas Mavericks’e kaybedilen şampiyonluk belki de yıldız oyuncunun NBA tarihinin en büyük kaybedenlerinden birisi olmasına vesile oldu.

 

4 sezon geçirdiği Heat macerasında 4 final oynayıp 2 şampiyonluk kazanan ve Miami formasıyla oynadığı son sezonda NBA finalinde San Antonio Spurs’e 4-1 ile elenen LeBron James bu hezimetin ardından batan gemiyi en son kaptan terk eder düsturunu hiçe sayarak soluğu eski takımı Cavaliers’ta aldı.

 

 

LeBron James’in ön ayak olduğu “süper takım” kavramı o kadar çok takımı etkilemişti ki yine aynı dönemde Los Angeles Lakers kadrosuna Steve Nash ve Dwight Howard gibi yıldızları ekleyerek Miami Heat’in yolundan ilerlemek istedi. Gerçi onların bu hevesi hem Nash’in ilerleyen yaşı, hem de o dönemde takımın başına getirilen Mike D’Antonie ile oyuncuların kimyasının uyuşmaması gibi sebeplerden ötürü çok uzun sürmedi.

 

LeBron James’in Cavaliers’a geri döndüğü 2014-2015 sezonu NBA finalinde batının yetenek anlamında birlikte oynayarak gelişen takımı Golden State Warriors’a rakip oldular. O dönemde bu iki takım ile ligin geriye kalan takımları arasındaki marj günümüzde olduğu kadar açık değildi. Kral bir kez daha umduğunu bulamayarak NBA finalinden 4-2’lik skorla boynu bükük ayrıldı.

 

Her ne kadar LeBron James 2015-2016 sezonunda NBA finalinde, 82 maçlık normal sezon periyodunda 73 galibiyet alarak daha önce Michael Jordanlı Chicago Bulls’a ait olan galibiyet rekorunu kıran Warriors’u, 3-1 geriden gelip, amiyane tabirle faça çizerek, şampiyonluğa ulaşsa da bu başarı maalesef yeni ve belki de yenilmez bir süper takımın doğuşunu sağladı.

 

 

2016 yılının yaz döneminde kadrosuna ligin en skorer oyuncularından Kevin Durant’ı katan Warriors böylece LeBron James’in isim babası olduğu “süper takım” anlayışını bir üst seviyeye taşımış oldu. Haliyle geride bıraktığımız son 2 sezonda rakibi Cavaliers’a üstünlük kuran Warriors NBA finallerinde LeBron James’in en büyük kabusu oldu.

 

Geçtiğimiz yaz Cavaliers cephesi takımın yıldız oyun kurucusu Kyrie Irving’in ayrılma kararının ardından güç olarak bir anda Warriors’a 2 gömlek düşük gelmeye başladı. Gerçi LeBron James bu kez gemiyi terk etmedi. Aksine kariyerinin gençlik döneminde yaptığı hatanın tersine bu kez terinin son damlasına kadar savaştı. Kısıtlı Cavaliers kadrosunu NBA finallerine taşıması ve play-off döneminde sergilediği performansla lig tarihinin en iyi oyuncularından biri olduğunu bir kez daha kanıtladı.

 

 

Bu yaz döneminde LeBron James, bu kez gayet makul bir şekilde takım değiştirerek Los Angeles Lakers’a gitmeyi tercih etti. 34 yaşına gelen yıldız oyuncu bu kararıyla Lakers taraftarını şimdiden heyecanlandırmış gözüküyor. Üstelik bu sefer bir “süper takım” olmaktan ziyade genç ve yetenekli oyunculardan oluşan potansiyelli bir takımı tercih eden Kral gerek bu seçimiyle gerekse geçen sezon parkeye yansıttığı karakterle takdiri hak ediyor.

 

Sonuç olarak LeBron James en fazla 4-5 sene sonra basketbol kariyerini noktalayacak. Şimdiden 8 kez final oynadığı kariyerinde birçok otorite tarafından sadece 3 yüzük kazandığı için kaybeden olmuş durumda. Onu görkemli kaybeden yapan özellikse şu ana dek oynadığı takımların -Miami Heat bir kenara konarsa-  tam manasıyla favori olmaması belki. Buna ek olarak yıldız basketbolcunun kariyeri boyunca beraber oynadığı oyunculara kattığı değer de cabası. Bu yargıyı bir nebze açmak gerekirse kariyerinin ilk yıllarında ligin dibine demir atan Cleveland Cavaliers’ı kadroda fazla bir oynama yapmadan Doğu Konferansında şampiyonluğa oynayan bir takım haline getirmesi düşünülebilir.

 

LeBron James’i her ne kadar sevmesem de ligde geçirdiği 15 sezonda muazzam olgunlaştığını kabul etmek gerekiyor. Bence, artık kazanmak için her yolun mubah olmadığını ve Lakers ile yüzük veya yüzükler kazanmak istiyorsa bunu ancak takım olarak büyüyerek gerçekleştirebileceklerinin farkında. Kısaca kariyerinin başlarında basına verdiği egosantrik demeçlerden ve kariyer planlaması adına geçmiş dönemde attığı yanlış adımlardan sıyrılmış durumda.

 

Haliyle kariyerinin son demlerini geçiren Kral için Lakers tercihi başarıya giden yolda daha çok emek gerektiriyor. Örneğin yaz döneminde şampiyonluğa ulaşmak için çok daha güçlü ve hazır bir takım olan Houston Rockets’ı tercih etmemesi bu açıdan önemli. Kral’ın belki de hala kendine ve basketbol otoritelerine ispatlayacağı bazı şeyler kalmıştır. En önemlisi de kariyerinde elde ettiği başarıları sekteye uğratan yanlış kararlarından vazgeçmiştir. Belki de kendiyle barışmıştır. En azından Lakers seçimi buna işaret ediyor.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: