Bugün size başarılı olmanın en kolay tarifini vereceğim; çalışmak. Ne klişe ama.. Sporda kimileri yeteneğe inanır kimileri de çalışma azmine. İkisi birden olursa müthiş bir etki ortaya çıkar. Ama bu etkiyi doğru kullanmak mesele zaten. Doğru zamanda doğru yerde değilsen, dünyanın en yeteneklisi veya en çok çalışanı da olsan, yaratacağın etki minimuma iner. Çoğu zaman duymuşuzdur; bu futbolcu o kulüpte iş yapamaz, şu koç kulübün yapısına uygun değil vs. Bazılarının üst seviyeye geçmesi gerekir bazılarının da hedef küçültmesi; bazılarının takım arkadaşlarıyla uyumu kötüdür bazılarının da antrenörüyle arası açıktır. Acaba doğru zamanda doğru kararlar verilseydi dünya çok daha fazla üst düzey sporcuyla tanışabilir miydi bilemiyorum..

 

Kısa bir girizgâhtan sonra asıl konumuza gelelim; Tofaş basketbol kulübü. Z nesli kuşağın pek bilmediği ama geçmişte büyük başarılara imza atmış bir kulüp Tofaş. 90’larda fırtına gibi eserken kazandığı iki lig şampiyonluğunun yanında en büyük başarısı Koraç Kupası finalidir Tofaş’ın. Koraç Kupası tozlu raflarda kalsa da Aris’le geçen final serisi hala birçok insanın içinde uktedir. Yunanistan’da kazanılan ilk maçın sonunda kupanın geleceğine herkes emin olsa da o meşhur 3 Nisan 1997 gecesi hem Tofaş Bursa’da son dakikaları olaylı geçen maçta Aris’e kupayı vermiş hem de Abdi İpekçi’de Efes, Avrupa Ligi’nde final four için oynadığı Asvel’e yenilerek Türk basketbolunun ‘kara perşembe’ ilan ettiği geceyi yaşamıştır.

 

 

 

Bir sezon öncesi yani 1995-96 sezonunda Efes’in Koraç Kupası’nı kazanmasıyla birlikte yavaş yavaş basketbol kültürü gelişmeye başlayan Türkiye, 2001 Avrupa Şampiyonası ikinciliğine kadar Tofaş, Efes ve Ülkerspor ile adından söz ettirmeye başlamıştı. Bu üç kulübün en önemli özelliği yetiştirici kulüp olmalarıydı. Öyle ki Tofaş Avrupa’da final oynamasına rağmen maddi sıkıntılar nedeniyle kulübü bir süreliğine kapatsa da altyapı oyuncularıyla tekrar çıkışa geçmiş, 1999 ve 2000 sezonlarında üst üste iki kere Türkiye Ligi şampiyonu olmuşlardır.

 

 

 

2001 sonrası ise ülke basketbolda uzun bir durağanlığa girmiştir. 2001 öncesi meşhur ’79 jenerasyonu ortaya çıkmış, uluslararası alanda büyük başarılara imza atılmış, birçok oyuncu piyasaya sürülmüş ama nedense bu durum 2001 Avrupa ikinciliğinden sonra bıçak gibi kesilerek birçok kulübün kapanma noktasına gelmesine neden olmuştur. Bu durum yetiştirdiği oyuncularla başarı yakalayan Tofaş’ı da etkilemiş ve yaklaşık 10 yıl ligin asansör takımı haline gelmişlerdir.

 

Son yıllarda basketbola büyük paralar yatırılması ve yapılan yeni tesis ve salonlar ile kulüplerin rahatlaması, ülkede ikinci bir basketbol devriminin başlamasını sağladı. Tabi bu durumun yine başarı ile bağlantılı olması düşündürücüdür. 2010 Dünya Şampiyonası’nda ’79 jenerasyonu son turnuvasını oynayarak ülkeye ikincilik madalyasını getirmiştir. Bu başarı üzerine gelen yatırımlar, sponsorluklar, halk ve medya ilgisi ilk devrimde olduğu gibi yanlış kullanılmayarak sürdürülebilir projeler üretilmeye başlandı. Tofaş da bu devrimden etkilenerek yaptığı salon ve tesislerle yeni bir yapılanmaya girişti.

 

Türk basketbolunun efsanelerinden olan Orhun Ene, Banvitspor ile koç olarak da iyi işler yapacağının sinyallerini vermiş, orada misyonunu tamamlayınca da ikinci ligdeki bir başka emekçi kulüp Darüşşafaka’yı birinci lige çıkarmıştır. Ne kadar başarılı ve yetenekli olsa da kendisine uygun bir ortam olmadığı için Daçka’dan ayrılmış, 2015’te küllerinden doğmayı bekleyen Tofaş’ın başına geçmiştir. Tofaş için dönüm noktalarından biri olan bu durum kulübün birinci lige yükselmesini ve daha ilk seneden Avrupa’ya gitme başarısına erişmesini sağlamıştır.

 

Peki Tofaş’ın yeniden eski günlerine döneceğinin sinyalini veren şeyler nelerdi bunlara bakmamız gerek. Pastanın büyük dilimi Orhun Ene’ye ait. Banvit’teki ortamı burada da yakalayan Ene, zor gibi gözüken ama oldukça basit bir sistem kurdu. Tofaş’ın yıllardır alametifarikası olan altyapıyı tekrar canlandıran Ene; Yiğit Arslan –ki gördüğüm en saf şutörlerdendir-, Muhsin Yaşar, Kadir Bayram ve Berkan Durmaz gibi 21 yaş altı isimleri rotasyona dâhil etmiş, kadronun geri kalanını ise 30 yaş üstü ve özellikle bu ligde daha önce yıllarca oynamış isimlerden kurarak bir harman yakalamıştır. Barış Ermiş, Sammy Mejia, Kaloyan İvanov ve Kaya Peker’in önderliğinde lige yükseldikten sonra kadrosuna sadık kalan Ene, bu isimlere Tony Crocker ve Chris Copeland gibi tecrübeli isimlerle, çıkış yapması beklenen Vasilije Micic eklenince daha ilk seneden playoff yapma başarısına ulaştı. Yapılan yeni salon ile Bursa halkının da basketbola ilgisi artınca başarı kaçınılmaz oldu.

 

 

 

 

Macera aramayan ve bildiği basketboldan taviz vermeyen Ene; kendisine uygun bir kulüpte, kulübün misyonuna uygun altyapı oyuncularıyla ve daha önceden de çalıştığı tecrübeli oyuncularla kısa vadede Tofaş’ı eski günlerine döndürdü diyebiliriz. 2017-18 sezonuna da fırtına gibi giren Tofaş, birçok yabancı oyuncusunu kaybetmesine rağmen koça sadık kalan altyapı oyuncuları ile Barış Ermiş ve Sammy Mejia gibi tecrübeli isimlerle yoluna hem ligde hem de Avrupa’da devam ediyor. Kadroya yine daha önce lig tecrübesi yaşamış Kenny Kadji ile Josh Owens gibi isimlerle Almanya Ligi MVP’si Raymar Morgan –sezonun açık ara en iyi transferi- eklenince sistemi bozmadan devam eden bir Tofaş izlemeye devam ediyoruz.

 

Yazının başında bahsettiğim gibi geçmişiniz, yeteneğiniz veya çalışma azminiz ancak doğru zamanda doğru yerde doğru yapıda yer alırsanız büyük bir etki yaratır. Sistemden taviz vermeden ilerlediği sürece başarılı olacağını düşündüğüm Orhun Ene ve Tofaş’ı bir kez daha tebrik ederken Orhun Ene’nin deyimiyle Jan Vesely parasına oluşturulan bu düzenin, plansız sistemsiz ilerleyen, paranın esiri olmuş kulüplere örnek olmasını temenni ederim.

 

 

 

 

Yazar: Mert Işık