Aslında hepimiz onu 2016 U17 Dünya Kupası finalinde Türkiye karşısında izleyip ona hayran olmuştuk. Yedekten girip maçın kopmasını sağlayan, bizleri çok heyecanlandıran; Onuralp Bitim, Yiğitcan Saybir ve Muhaymin Mustafa gibi gençlerimizi dumura uğratan bu atletik oyuncu, şampiyonayı MVP olarak tamamladıktan sonra pek takip edilmese de 2018 draftı ile birlikte tekrar gündemimize girecek. Şuan draftın en iyi üç guardı arasında gösterilen Sexton, ilk 10 sıradan seçilmesi en muhtemel oyunculardan. Kendisi için en doğru takımla buluşabilirse süperstar olmaması için hiçbir engel yok önünde.

 

 

 

Sexton’ın en önemli özelliği atletizmi. Bu artık NBA genelinde halihazırda bulunması gereken özelliklerden zaten, özellikle guardlar için. Peki Sexton farkı nerede yaratabilir diye bakacak olursak öncelikle gelişime açık bir oyuncu. Şutu ve pası zayıf ama bunlar zaten lig ilerledikçe düzeltebileceği şeyler. Potaya drive ettiği zaman ise şuan müthiş işler yapıyor ama NBA uzunlarına karşı neler yapacağı belirsiz. Çünkü Sexton 1.85 boyunda ve ilerde guardların boy ortalamasının 2 metreye yaklaşacağını düşündüğüm için bu durum onu zorlayacaktır. Hızıyla uzun guardları geçebilir ancak pota altında işi bitirecek akıl oyunlarına ihtiyaç duyacak. Gelişime açık olması, ilk senesinde fiziğini geliştirirken çok işine yarayacak. Savunma sahasında saklanan bir oyuncu olmak istemiyorsa boy dezavantajını gücüyle kapatmak zorunda. Ama her güçlenen yani ağırlaşan oyuncu gibi atletizmi düşebilir. Bu dengeyi korumalı.

 

Unutulmaması gereken bir diğer konu da Sexton bir freshman, yani kolejde ilk senesini geçiriyor daha. Drafta 19 yaşında girmek her zaman risk taşır. Onun mental olarak NBA sahnesine hazırlanması zaman alabilir. 21-22 yaşından itibaren bir rol oyuncusuna mı dönüşeceği yoksa süperstar mı olacağı belli olur. Potansiyeli yüksek olsa da zayıflıkları onu bu sahneden indirebilir de. 20’li yaşlarının sonuna doğru Avrupa’da ya da Çin’de her topu eline alıp sürekli zorlayan kısalardan biri olarak onu görme ihtimalimiz de var ki bu bizi oldukça üzer.

 

 

 

Sexton için ilk olarak drive özelliği nedeniyle Russell Westbrook benzetmesi yapılmıştı. Zaman içerisinde Kyrie Irving benzetmesi daha uygun görülmeye başlandı. Şimdilerde ise Eric Bledsoe tarzında bir oyuncuya dönüşmesi bekleniyor. Özellikle istikrarlı bir şekilde şut atmaya başlayamazsa rol oyuncusundan öteye gidemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü Sexton topu elinde seven bir guard. Bu sene kolejde çok iyi istatistikler yakalasa da dikkatimi çeken iki şey var %33 ile üçlük atması ve asist/top kaybı oranının 1.3 seviyelerinde kalması. Çok skorer bir oyuncu olacağı aşikar ancak takım oyuncusu olmayı pek bilmemesi onun potansiyeline ulaşmasında büyük bir engel. Sanırım ilerde etrafına takım kurulması onun için en uygun tercih olacak. Şampiyonluğa oynayan takımlardan değil de playoff kovalayan takımlardan birinin en iyi oyuncusu olarak karşımıza çıkabilir ilerde. Bunun olması için de etrafında topu fazla istemeyen oyuncularla beraber oynaması gerekecek. İlk paragrafta doğru takım tercihiyle söylemek istediğim aslında buydu.

 

Sexton’ın var olabileceği diğer bir arena ise kesinlikle All-Star smaç yarışması olacaktır. Daha şimdiden birçok organizasyonda smaç şampiyonluğu bulunan Sexton, ilk senesinden itibaren en üst seviyede de şampiyonluğu almak için çabalayacaktır. Atletizmi ve potaya doğru saldırganlığı en büyük avantajı, işin içine biraz da şov katmayı becerebilirse neden olmasın…

 

 

 

 

Yazının geneli eleştirel ve didaktik türde oldu, bunun nedeni birçok basketbolcuyu potansiyelini çöp ederken izlemiş olmamdır. Sexton için güzel bir kariyer var önünde ve ufak detayları doğru belirlerse basketbol bir süperstar daha kazanmış olacak. Gelişimini merakla bekliyor olacağız.

 

                     ‘Yetenek maç kazandırır ama zeka ve takım oyunu, şampiyonluğu.’ 

                                                                                                                                                        Michael Jordan

 

Yazar: Mert Işık