marcus smart a great time to be a celtic ile ilgili görsel sonucu

 

Size bu yıl tam anlamıyla playoffları düşünmeye başladığım ilk zamanı söyleyebilirim.

 

Geçen Pazartesi gecesiydi, Nets’i yenmiştik ve bunun üstünden bir kaç dakika geçmişti. Son maçımızdan bir önceki maçı da kazanmıştık ve ben başka bir maçı düşünüyordum.

 

O gece Miami ve Cleveland oynuyordu ve maçın uzatmaya gittiğini öğrenmiştim. Sahadan koşarak çıktım. Televizyon bulmam lazımdı.

 

Bir dakika sonra medya odasında bir sürü insanla birlikte maçı izlemeye koyuldum. Hiç bir medya mensubu soru sormadı ya da bir şey demedi. Hepimiz maça odaklanmıştık.

 

Heat kazandığında odadaki herkesin aklından aynı düşünce geçiyordu:

 

Celtics Doğu Konferansı’nda 1. olabilir.

 

Bu benim ligdeki 3. yılım ve playofflardaki 3.yılım olacak. Bu 3 yılda epey bir yol katettik. 2015 ilk turunda süpürülen 40-42lik bir takımken 48-34 yapan bir takım olmuştuk( 2013 yılından beri ilk kez .500 üzerinde galibiyet yüzdemiz vardı) ve o yıl da ilk turda bizim için kötü bir yenilgi almıştık.

 

Şimdi Doğu’nun zirvesi ? Bu anlara asla kesin gözüyle bakmıyorum. Gerçekten. Ve eğer playofflarda gerekeni yapamazsan olduğun sıranın hiç bir anlamı olmadığını da biliyorum.

 

Boston, size söz veriyorum: Bu yıl daha iyi bir takımız. Daha disiplinli bir takımız. Daha açız.

 

Bunları nasıl mı biliyorum ?

 

Çünkü burada Isaiah Thomas var.

 

Hayır, bunu sadece takımımızda Isaiah var diye söylemiyorum, tabi ki bu da bir parçası. O bizim sahadaki liderimiz, sayı liderimiz… Bizim Herşeyimiz ve bunları 5’9ken yapıyor.

 

Bu yılın başlarında bir antrenman sonrası Isaiah ile yaşadığım bir olay var.

 

 

Sahada onun yanında yürüyordum ve sanırım biraz heyecanlıydım çünkü Isaiah’ın yanında yürürken farkında olmaksızın Isaiah’ın kafasına vurup duruyordum. Ve sanırım bazıları da biraz sertti – Neden yaptım bilmiyorum belki de onunla ne kadar gurur duyduğumu göstermek içindi ya da refleksti. – bir çocuğun kafasına vurur gibi vuruyordum.

 

Isaiah gülmeyi kesti.

 

Dostum, bu iyi bir şey değil.

 

Ne yaptığımı biliyordum. Sınırı geçmiştim.

 

Bana baktı ve şunu dedi: ” Bir daha böyle bir şey yapma.”

 

Aslında çok sakindi. Sonra kafasını salladı.

 

Bu yıl takımın neden farklı olduğunu bu yüzden biliyorum. Takımın bu yıl hazır olduğunu bu yüzden biliyorum.

 

Doğuda ilk sıra ? Evet takım bunun için psikolojik olarak hazırdı. Fakat eğer bizi bu yıl farklı yapan şeyi görmek istiyorsan cevabı Isaiah ile ilgili anlattığım şeyin içinde. Isaiah’i gayet yakından tanıyorum ve o dünyanın en iyi takım arkadaşı, fakat ben bile bir anlık da olsa hata yaptım – herkesin hayatı boyunca ona yaptığı bir hata:

 

Onun kafasına vuramazsın. Isaiah ile uğraşmazsın. Ona saygı duyarsın.

 

Isaiah o bakışı attığında her şeyin farkına varmıştım. Isaiah bu takımın kalbi. MVP kalibresinde bir yıl geçiriyor. Asla ekstra ilgi istemiyor, fakat biliyorum ki görmezden gelinmekten de hoşlanmıyor. Boston bunun hepsini biliyor. Şehir onu görmezden gelmiyor, diğer insanlar gelse de.

 

Ve nasıl Isaiah ile uğraşmamayı öğrendiysen Boston ile uğraşmaman gerektiğini de öğrenmelisin.

 

 

Playoff’ta iyi bir başarı yakalamak için iyi bir yerde olduğumuzu hissediyoruz. Ama üç yıl önceki çaylak sezonumu düşününce, tüm bunların nasıl başladığını hatırlıyorum. İlk yılım ne en kolayıydı ne de en yumuşağıydı.

 

Ve 2015’teki kış hakkında konuşan insan sadece ben değilim ama bir dakika bunun hakkında konuşabilir miyiz? Kısa süre içerisinde şehir 111 inç kar ile dolmuştu. Bostonlular bile size daha önce böyle bir şey görmemiştik dediğinde gerçek bir kış yaşadığınızı anlıyorsunuz. Mayıs ayında bile şehrin bazı yerlerinde kar izlerini görebiliyordum.

 

Ama bu ekstrem hava durumunu bir kenara bırakırsak, Boston şehrindeki insanlarla iletişimim de sağlıklı bir şekilde başlamadı. Size bir örnek vereceğim: Bir gün, Cambridge’deki AT&T dükkanında, kafamın allak bullak olduğu 10 dakikamı yaşlı hoş bir hanımefendiyle “the harbor” hakkında konuştuğumu düşünerek geçirdim fakat daha sonra hanımefendinin “Harvard” hakkında konuştuğunu farkettim. 10 dakika boyunca bambaşka konular hakkında konuşmuştuk. Bunu farkettiğimde, onun Boston aksanını yanlış duyduğum için özür diledim ve o da bana problem değil bakışı attı.

 

Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Şehirde yapılabilecek en iyi başlangıçlardan birini yapmadım.

 

Efsanevi Celtics yorumcusu ve dünyadaki en hoş insan Tommy Heinsohn ile bile en iyi başlangıcı yapamadım. Onun ismimi söyleyiş şekline aylarca alışamadım ve bana çok garip gelmişti.

 

“Mahhhhcus Smaahhht for two … no good.”

 

Her ufak şeyden anlam çıkarmaya çalışıyordum.

 

Ne yazık ki, bu mentalite parkeye de yansıdı.

 

Beşinci NBA maçımda, bileğimi incittim ve 10 maç kaçırdım. Geri döndüğümde ise beni D-League’ye gönderdiler. Bu macera uzun sürmedi ve Boston’a geri döndüğümde, bir şut krizine girdim. Belki de kendi kafamdaki düşüncelerimin sonucuydu bu.

 

Taraftarlardan ve medyadan daha fazla eleştiri duymaya başladım. Doğru şutları seçmiyor ve savunmada ritim bulamıyordum. Ve Celtics taraftarlarından bir şey öğrendim: Zorlu olabilirsiniz. Sen de zorsun ama içtensin. Bizi etkileme şeklinizi çok seviyorum çünkü ben büyük bir aileden geliyorum ve bunlar bana ailemi hatırlatıyor: Ne demek istiyorsan onu söyle. Ama her şeyden öte, iyiyken de kötüyken de bizi destekleyin.

 


Yine o dönemler, çaylak yılımın orta zamanlarında, bir Celtic efsanesi bana bunu hatırlattı. Kevin Garnett takımda bile değildi, ama beni çok derinden etkileyen küçük bir şey yaptı.

 

2014 yılının Aralık ayındaydık, TD Garden’da Brooklyn Nets’e karşı oynuyorduk. Üçüncü çeyrekti ve ben de Jarrett Jack’i cepheden üçlük çizgisinin gerisinde savunuyordum. Garnett bana perde yapmaya geldi ve ben de topun Jarrett’in elinden çıktığını gördüm.

 

Ortada sahipsiz şekilde süzülen bir top. Dünyadaki en tatlı görüntü.

 

Bir anda topa atlamaya karar verdim ve atladım. Topu yakaladım ama göz ucumla baktığımda Garnett’i gördüm ve sanki üzerime atlayacak gibiydi ve ben de topu elimden çıkarıp pas attım ve kolay bir turnike bulduk. Garnett neredeyse üstüme atlıyordu. Düdük çaldı, ikimizde yerdeydik ve birbirimize dolanmamaya çalışıyorduk. İlk düşüncem Garnett’in üstüme atlamadığı için ne kadar şanslı olduğumdu.

 

Daha sonra Garnett hızlıca ve hafif şekilde göğsüme vurdu ve bana iyi oyun oynadığımı söyledi.

 

Garnett’ten gelen bu övgü çok şey ifade ediyor. O zamandan bu yana Garnett ile bu konu hakkında konuşmadım ama hala bunu düşünüyorum. Çaylak yılımın o zamanlarında, basketbolumu oynamak için ihtiyacım olan özgüveni oradan almıştım. Çılgınlar gibi tonla sayı atmayı denemek değil kendi oyunumu oynamak. Bu övgü Celtics formasını giyen ve bu formayla bir yüzük kazanan ve mücadele mentalitesiyle bağdaşan bir adamdan geliyor. Bu benim için büyük bir şeydi.

 

Onun o pozisyonu hatırlayıp hatırlamadığını merak etmiyor değilim.

 

Kariyerimin her seviyesinde her zaman favori olmayan tarafmış gibi hissettim, hiçbir zaman en uzun ve en güçlü veya en hızlısı olmadım. Ama her zaman yapmaya çalıştığım tek şey sahadaki herkesten daha fazla mücadele ederek oynamak.

 

Favori olmama hissi Celtics takımında da var. Hayatımda bulunduğum en yetenekli takım bu ama ilk beşimize bakarsanız kesinlikle bu doğu konferansı birinci takımının kadrosu demezsiniz.

 

İşte gelin ve ilk beşimize bakın:
Amir Johnson
Avery Bradley
Isaiah Thomas
Al Horford
Jae Crowder

 

Takım olarak kağıt üstünde baktığımızda sürekli bu konuyla ilgili şakalar yapıyoruz. Öyle bir kadro ki ancak fantezi draftta ne yaptığınızı bilmiyorsanız kurabileceğiniz bir kadro.

 

 

Çoğumuzun bugün burada olması bile beklenmiyordu.

 

Jae’ye bakın, tam bir savaşçı, Marquette’ye gitmeden önce iki JUCO okuluna gitti ve ikinci turdan seçildi. Burada olması beklenmiyordu ama burada.

 

Avery’e bakın, onun başarısı bir gecede gerçekleşmedi. Avery bu seviyelerde başarılı olabilmek ve insanlar tarafından farkedilmek için 7-8 yıl çalıştı. Ve geçen yıl, en iyi savunma takımına girdi.

 

Ve Isaiah, herkes Isaiah’ın hikayesini biliyor ama hala çok etkileyici: Draftın son sırasından seçiliyor ve bir playoff takımında All-star oyuncusu.

 

Ve ben, hala kenardan geliyorum ve ne kadar oynayacağımı ve ne zaman oynayacağımı bilmiyorum. Ama rolümü beğeniyorum, bana tam oturuyor. Koç Stevens benim İsviçre çakısı gibi olduğumu düşünüyor. Oyunda neye ihtiyacımız varsa benden onu istiyor. Sahada oynadığım her dakika için gurur duyuyorum. Bu zamanlar bana lisedeki bir anımı hatırlatıyor: Teksas şampiyonluğunu kazandığımızda Mr.Basketball of Texas gururuna eriştim, ama takımımdaki en skorer bile değildim. Ama geriye dönüp baktığımda kariyerimle en gurur duyduğum zamanlardan bir tanesiydi çünkü bu bana gösterdi ki takıma kendi yolumla hala iyi yönde etki edebilirim. Kendim olarak.

 

 

Bizim takımızı özel kılan da bu işte, her oyuncu kendi rolünü biliyor.

 

Evet skora çok fazla katkı veremiyorum ve bu konuda Isaiah’a bırakıyoruz işleri ama ben de top çalarak, ribaund alarak, iyi savunma yaparak, pas arası yaparak (en sevdiğim) takıma katkıda bulunmaya çalışıyorum. Takımdaki diğer oyuncular da bunu yapıyor. Takımımız süperstarlarla da dolu değil ama hepimizi bir araya getirirseniz süperstar dolu bir takımmış gibi olabiliyoruz. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için mentalitesini benimsemiş oyunculara sahibiz.(Geçen yıl playofflarda bunun tshirtünü giyiyorduk hatta.) Ve Boston’a çok teşekkür ediyorum çünkü başka bir şehrin taraftarının takımını böyle desteklediğini düşünmüyorum. Biz sahada olabileceğimiz en iyi kişiler değil, en iyi takım olmak için uğraşıyoruz. Bence Boston bu mentaliteye sahip.

 

Koç Stevens da biliyor. Kariyerimin en önemli maçlarından birinde, geçen yıl ilk turda Atlanta’ya karşı, koç benim oyunuma ne kadar güvendiğini gösterdi.

 

Seride 2-1 gerideydik ve dördüncü maçı TD Garden’da oynuyorduk. Bizim için kesinlikle kazanmamız gereken bir maçtı çünkü Atlanta’ya 3-1 skorla dönemezdik.

 

Ve o maç Paul Millsap bizi mahvediyordu. Kimse onu savunamıyordu. 45 sayı bulmuştu o ana kadar. Savunmada karşısına kimi koyarsak koyalım bir şekilde sayıyı buluyordu. Sonunda, koç bana bir bakış attı ve bana onu savunmamı söyledi. Bunun da benim için takımın neye ihtiyacı varsa verebileceğimi göstermem için iyi bir fırsat olduğunu biliyordum. Kariyerimdeki en önemli anlardan birinin bu olduğunu düşünüyorum.

 

Her seferinde Millsap ile oynuyorlardı. Benden dört inç daha uzun olduğunu ve benden daha güçlü olduğunu bildiğim için, karşısında durup onu pota altından uzak tutmak için elimden geleni yaptım. Onu üzerimden şut atmaya zorlamam gerektiğini biliyordum.

 

Hayatımda oynadığım en zor maçlardan bir tanesiydi fiziksel açıdan. Bizi oyunda tutabilmek için Millsap’ı birazcık yavaşlattım ve hatta bir iki tane de üçlük gönderdim tam ihtiyacımız olduğunda ve maçı uzatmalarda kazandık, seriyi 2-2’ye getirdik.

 

Maçtan sonra, taraftarların bize nasıl baktığını bizi nasıl kutladığını hatırlıyorum. Bu bana koç Stevens’ın bize her zaman söylediği bir şeyi hatırlattı:”Taraftarlara hakettiklerini verelim.” Koçun kastettiği şey kazanmaktı hatta belki de daha fazlasıydı, bence o kazandıran oyunları kastetti ki bu takımımızın DNA’sında bulunan bir kavram.

 

Ama maalesef geçen yıl o seriyi geçemedik. Kritik anlarda, kritik mental hatalar yaptık. Bir kaç sakat oyuncumuz vardı ve başaramadık fakat bu seri hala aklımızda.

 

Ve şu an aylardan yine Nisan, ve size söylüyorum: Biz hazırız.

 

Boston: Sizi çok seviyoruz ve size yine çok ihtiyacımız var. Spor dallarındaki en iyi taraftar sizsiniz ve koçun da söylediği gibi size hakettiğinizi vermek için elimizden geleni yapacağız.

 

Rakiplerimiz bizim kadromuzu kağıt üstünde görüp bizim hakkımızda yargılarda bulunurlar, bulunsunlar. Biz yargıları bozmayı çok iyi biliyoruz.

 

Ama size bir tavsiye: Sakın Isaiah’ın kafasına hafifçe dokunmayın.

 

Bunu asla sevmiyor.

 

Marcus Smart | The Players’ Tribune

 

Yazar: Cem Melek

Hayatı basketbol.