GettyImages-107171099a

“M-V-P!”

“M-V-P!”

“M-V-P!”

 

Tarih 15 kasım 2010. Art arda 9.maçta da 30 sayıdan fazla atmıştım ve bu bir Knicks rekoruydu. Madison Square taraftarı canlıydı- gerçekten canlıydı- bizim için, benim için tezahürat yapıyorlardı. Hayatımda böyle bir şey duymamıştım, böyle bir sevgi görmemiştim. Uzun zaman sonra ilk kez, Knicks takımı hafife alınmayan bir takım olmuştu. O akşam sadece 2 sayıyla – üstelik benim son saniye 3’lüğümün girmemesinin üzerine – Celtics’e kaybettik. Fakat bundan daha önemlisi bir uyanış gerçekleşiyordu. Sadece Madison Square Garden’da da değil, bütün şehirde.

 

Herkes bizim maçlarımıza geliyordu. Maça gidemeseler bile maçları izlemek için barlara akın ediyorlardı. İnsanlar maçlardan önce eğleniyor ve maçlardan sonra da buna devam ediyorlardı. Tek başımıza gerçekten New York’un ekonomisini canlandırdık. Raymond Felton, ben, Danilo Gallinari, Timofey Mozgov ve diğer oyuncular, bizler rock starlarıydık. Tabi ki ünlü olmak bizim işimiz değildi, bu eğlenceliydi ama bizim bir numaralı işimiz iyi basketbolcular olmaktı, kazanmaktı ama hala rock starı olmaya karşı kazanamıyorsunuz.

 

Milyonlarca çocuk NBA’de oynamayı hayal ediyor, çok azı bu hayali başarabiliyor. Çok daha azı milyonlarca insanın “M-V-P!” tezahüratlarını duyuyor.

 

İşin ilginci, eğer lisenin başlarında çizdiğim yolda devam etseydim, bu tezahüratları duyamazdım.

GettyImages-136632906

 

Orlando’da Cypress Creek lisesinde birinci sınıfa giderken, çok tehlikeli bir yolda ilerlediğimi fark ettim. Yanlış insanlarla takılıyordum. Dersleri asmaya başladım, notlarım da düşmeye başladı.  Bu durumdan kurtulmam gerektiğini ve sadece basketbola odaklanmam gerektiğini biliyordum.

 

Koçum ve mentorum Burney Hayes’a gittim. Babam ben 12 yaşındayken hayatını kaybetti ve annem de o sıralarda hapishanede cezasını çekiyordu. Koç Hayes bana göz kulak olup kanatları altına alan insanlardan birisiydi. Ona “Koç, bu durumdan kurtulmam gerek, başımı belaya sokmak üzereyim, gidebileceğim bir yer var mı ?” diye sordum.

 

O da bana biraz araştırma yapacağını söyledi ve bir sonraki gün iki seçenekle geldi: Oak Hill Akademisi ya da Mount Zion. Bundan önce, Oak Hill Akademisi hakkında sadece erkeklerden oluşan bir okul olması dışında bir şey bilmiyordum. 15 yaşındaydım ve beladan uzak durmaya çalışıyordum, tümü erkeklerden oluşan bir okula gitmeyecektim. Kuzey Carolina’daki Mount Zion’u seçtim.

 

Oradaki ilk antrenman günümde, koç bizi saat 6 gibi erkenden uyandırdı ve bizi futbol stadyumuna götürdü.

“Evet beyler, sahanın etrafındaki her yere dokunun. Gidin ve gelin.”

“Bir saniye, gidip gelmek mi? Tüm stadyumu ? Yok artık adamım.”

Okuldaki ve takımdaki ilk yılımdı, oflayıp pufluyordum. Benden büyük takım arkadaşlarım bu duruma alışmış gözüküyordu, onlar benim önümde oluyordu ve arkalarını dönüp bana bağırıyorlardı,  “Hadi, hızlı! hadi!”

Antrenmanı bitirdiğimizde koç hepimize su verdi.

“Bunu için, yarın görüşmek üzere.”

Bu sadece ilk gündü.

 

Aslında stadyumdaki her adım, her antrenman hepsi buna değdi. Bu beni en potansiyelli oyuncular arasına soktu, en iyi sıralardan seçilmemi sağladı ve NBA’deki – en iyilerden bazılarıyla yanyana oynadığım yerde – oyunun en iyi oyunculardan biri olmamı sağladı.

 

Bugün, arkama yaslanıyorum ve NBA kariyerime bakıyorum, bu oyuncuların bazılarına sevgimi belirtmek için parantez açmak istiyorum.

 

Herşeyin başladığı yerde Phoenix’de, Stephon Marbury ile başlayalım. Ben onun çaylağıydım. Beni kanatları altına aldı ve bana gideceğim yolu gösterdi. Bir çok insan onun All-Star ve maksimum kontrat oyuncusu olduğunu unutuyor. Beni kanatları altına alacak kadar harika bir oyuncu için, bu bana çok fazla şey ifade ediyor.

 

Ve Steve Nash var. O gelmeden önce de; Joe Johnson, Shawn Marion, Leandre Barbosa ve benden oluşan oldukça güçlü bir çekirdeğimiz vardı. Gemiye Steve Nash’i de koyduğumuzda farklı bir seviyeye çıktık. Herkes ondan yararlandı. İlk önceliği pas atmak olan, sadece topun doğru yerde olmasına odaklanan ve diğer tüm oyuncuları da daha iyi hale getiren bir guarda sahip olduğunuzda tüm oyun açılıyor.

 

Basketbolun tanımını yeniden yazdık. Bizden önce pivot pozisyonları Karl Malone ve Shaq gibiydi. Onlar gibi fiziğimiz yoktu ama, hızımız vardı. Mike D’Antoni bir karar vererek takımı kısalttı. Diğer takımlar “7 saniye veya daha az” kuralına hazır değildi.

 

GettyImages-100487823

 

Paslaşma. Paslaşma, adamım. Paslaşma hakkında düşünürken bir gülümseme geliyor.

 

Steve’in bazı pasları nasıl attığını hala anlayamıyorum. Sahadayken o anın tansiyonuyla harika bir pası takdir edemiyorsun. Pozisyonun tekrarını izlediğimde, ona gider ve derdim ki ” Bu harika bir pas.”

Steve bu oyunun gördüğü en iyi pasör ve şutörlerden birisiydi ve ben de onu izlerken en iyi koltuğa sahiptim. Steve benim oyunumu farklı bir seviyeye çıkardı. Bana lider olmanın ne anlama geldiğini gösterdi.

 

Büyük kardeş Shaq’i de unutamam. Büyürken onu aşırı severdim. Phoenix’de 08 ve 09 yıllarında da onunla oynama şansım oldu. Gerçekten de çalıştık. Onun ve rakip takımların tümünün ona odaklanması sayesinde harika sayılara ulaşıyordum.

 

Bir de Nowitzki var. Savunmak zorunda kaldığım en sağlam adam. Dizini araya koyarak atığı o fadeawayler ? Onu durdurabilmek diye bir şey yok. 2015’de bir kaç ay, beraber aynı takımda olmamız dolayısıyla, durdurmaya çalışmak zorunda kalmadım. Onunla beraber oynayabiliyor ve onu işini yaparken izleyebiliyordum.

 

Bu yıl herkesten farklı olduğu kanıtlanmış oyunculardan birisiyle Dwyane Wade ile biraz da olsa oynama şansım oldu. Topu sürerken top sürekli yere yakın ve karşıyı aldatacak kadar da hızlı birisi. Sadece 2 dribble yaparak pota altına kadar gidebiliyor ve potayı parçalayabiliyor. Oyun devam ederken sanki hız sabitleyicisiyle oynuyor gibi görünüyor ama gecenin sonunda görüyorsunuz ki 28 sayı ve 9 asiste sahip.

 

Son olarak, Carmelo Anthony. Bence bu ligdeki en saf skorer. Bu ona çok kolay geliyor. Eğer günündeyse takımın geri kalanından farklı bir seviyede oynuyor. Garden’da 62 attığı gece onun için aslında çok kolaydı. 70, belki daha fazlasını da atabilirdi. Sahada süzülür giderdi. Bu oyunun ibaret olduğu şey, Carmelo’nun seviyesinde oynabilmek. Böyle bir oyuncu böyle bir performans sergilediğinde izlemesi gerçekten çok keyifli. Bunu biliyorum çünkü o bunu yaparken ordaydım.

 

GettyImages-160753754

 

NBA’deki 14 sezondan sonra, harika basketbol deneyimleri yaşadım. Çocukluk kahramanlarımla oynama şansına sahip oldum. Oyunun sonsuza kadar değişmesine katkıda bulundum. Taraftarlardan çok fazla sevgi gördüm.

 

New York ve Phoenix’de hissettiğim bu sevgi ve heyecan ? Hiç bir şey bunu geçemez. Bu sevgi ve heyecanı kariyerimde yeni bir etaba geçsem de yanımda taşıyacağım. Her zaman bu şehirleri, bu şehirlerin beni nasıl karşıladıklarını ve şu an olduğum insana nasıl dönüştürdüklerini seveceğim. Bu insanlar, bu şehirler sonsuza kadar kalbimdeler.

 

NBA’den emekli oluyor olabilirim, ama basketbolu henüz bırakmıyorum. Önümdeki hedefim Avrupadaki en iyi takımlardan birisi olan Hapoel Jerusalem için oynamak. Bu sadece deniz aşırı yerlerde para kazanmak için çıkılan bir yolculuk değil; ayrıca ruhsal bir yolculuk.

 

Kutsal kitap Jarusalem’ı kutsal bir şehir olarak görüyor ve ben bunu ne zaman şehirde olsam hissedebiliyorum. Bu benim için iyi bir eş ve iyi bir baba olabilmek, aileme doğruluk yolunda liderlik etmek için de güzel bir şans. Burada oynama, oyuncu ve insan olarak gelişme şansını bulmak kutsal bir şey.

 

Babamın da dediği gibi ” Sınır gökyüzüdür.”

 

Uçma vakti.

 

AMAR’E STOUDEMIRE

 

Kaynak:  The Players’ Tribune

 

 

 

Yazar: Serkan Sargın

Basketbolu sevgiyle yazanlar, sevgiyi basketbolda bulanlardır. İletişim için: serkan.sargin@boun.edu.tr