keon johnson ile ilgili görsel sonucu

 

Boyun 1.70 ise, tek yapabileceğin şey gerçeklerle yüzleşmektir.

 

Yeterince uzun olamayacaksın, adamım.

 

Basketbol oynayarak büyüdüm. Küçük yaşlardayken sınıf arkadaşlarından kısa olmak pek de önemli değil.

 

Takımım Florida’da AAU Turnuvası’nda oynuyordu. Ülkedeki en iyi oyuncular buradaydı. Salona girerken istemsizce hissettiğim enerjiyi hatırlıyorum. Oyuncular sahanın kenarında sandalyelerde oturuyor, tüm kolej koçları ve oyuncu scoutları da onların tam yanında oturuyordu.

 

Diğer oyuncular tam bir … devdi. 2 metre civarından bahsediyorum ve çoğu daha lisedeydi. Otururken bile benden daha uzunlardı.

 

Bu bana bir tokat gibi geldi. Aynı zamanda çalışmam gerektiğini (Bu Young Jeezy) farkettim.

 

Tüm hayatım boyunca felsefem bu oldu, çünkü böyle olmak zorundaydı. Birkaç AAU takımında oynadım. Wisconsin’de Nigel Hayes, Ohio State’de Jae’Sean Tate ve Marc Loving ile oynadım. Dikkat çeken, büyük oynayan oyunculardı.

 

Maça başlayan beşte değildim fakat umursamıyordum. Ne olursa olsun scoutlar beni izlemeye gelmiyordu. Hiçbiri lise takımım Mansfield, Ohio’nun gelmiş geçmiş en skorer oyuncuları listesinde üstlere tırmanmamla ilgilenmiyordu. Çok küçüktüm. Bana göre bir kelime varsa o da buydu. Zaman geçtikçe, bazı küçük okulların oyuncu ekipleri şut atabildiğimi, boyalı alanda bir şeyler yapabildiğimi ve Ohio’daki en güçlü rakip karşısında faul çizgisine gelebildiğimi gördü. Lise 2’de iken kendimi Albany’den burs kazanabilecek kadarıyla kanıtladım.

 

Bir Kentucky değildi. Fakat yine de iyiydi.

 

Nigel ve Marc da oynuyordu fakat scoutlar onların peşinden koşuyordu. İkisi de 2 metre 3 santimdi. Bu adamları seviyorum ancak onlar için oyunu domine etmek daha kolay. Onların yaptığı etkinin yarısını yapabilmek için iki kat çalışmam gerek. Celtics’de oynayan Isaiah Thomas’a bakın. Şutlarını sokabilmek ve daha iyi olabilmek için herkesten daha çok çalışmak zorunda.

 

Sadece diğerlerinden daha çok çalışmak yetmez. Uzunların aldığından daha çok yol alman gerek. Bunu çok saçma buluyorum.

 

Kasım’da 38 sayı attığım Illinois’deki sıkıntılı gecemizde ayak bileğimdeki sorun sebebiyle ilk beşte başlayamamıştım. Oyuna girdiğimde çok daha kötü hale geldi. Topallıyordum. Maç uzadı ve acılar içindeydim. Bileğimi hiçbir şekilde rahat kullanamıyordum. Son dakikaları oynayamadım.

 

Fakat çoktan neler yaptığımı herkese göstermiştim.

 

1.70 isen bu hiç kolay değil.

 

Hala merak ediyorsanız, tam olarak 1.70’im — ne daha kısa, ne daha uzun. (Bazı sporcuların söylediği gibi 1.62 değilim.)

 

 

Harika bir mahallede yetişmedim. Geçenlerde okuduğum bir yazıda Mansfield’ın Ohio’daki en tehlikeli şehirlerden biri olduğu yazıyordu. Çok şaşırmadım çünkü bu benim çocukluğumdan beri böyle. Geldiğim yerde çok fazla olumsuz şey var. Sokaklarda hayatı çürüyen çok arkadaşım oldu. Bu, ortamın bir parçası ve senin hayatında her gün ciddiye alman gereken bir durum.

 

Kurtuluşum olan sahanın olduğu parkın hemen karşısındaki sokakta, King Sokağı’nda büyüdüm. Özel bir şey yoktu ve aynı zamanda pota 3.05 metre değildi. Sahada üçlük çizgisi yoktu. Alüminyum direk üzerinde duran turuncu bir çember vardı. Yaşadığım yerde çok fazla pota yoktu ve bana yakın olan tek şey inancımdı.

 

Aileme sorabilirsiniz — her gün basketbol veya futbol (Amerikan) oynamak için oradaydım. Anaokulundayken oyuncak top ve potayla oynuyordum, okuldan sonra eve geliyordum ve daha fazla basketbol oynamak için doğrudan sahaya gidiyordum. Havanın bir önemi yok. Kalabalık olduğumuz zaman arkadaşlarımla beraber bazen Johns Park’a giderdik. Çünkü bizim sokağımızdaki saha yarı sahaydı, orası ise tam sahaydı. Büyükler orada basketbol oynuyordu.

 

Çevremdeki herkes, kötü yollara düşen arkadaşlarım bile, erken yaştan spora karşı tutkulu, meraklı olduğumu gördü. Arkadaşlarım ve ailem beni kötülüklerden uzak tuttu, basketbol aracılığıyla güzel şeyler yapmaya teşvik etti. Olmak istediğim kişi, yıllar sonra aynı mahalleden yetiştiğim insanların hakkımda başarı hikayeleri okumasıydı. Bu yüzden okula ve basketbola odaklanarak elimden geleni yaptım.

 

Lise üçüncü sınıftan sonraki yaz, Güney Carolina’da AAU Turnuvası’ndaydım. Ülkedeki en iyi AAU takımları da oradaydı. Frank Mason ve o bölgeden diğer oyuncuları gördüğümü hatırlıyorum. Sayı atmak zorunda olduğumu ve uzunlara pozisyon hazırlamam gerektiğini biliyordum. Kimsenin 1.70’lik bir gardı rotasyonunda isteyeceğini sanmıyordum.

 

Turnuvadaki tüm yeteneklerle beraber her koç salonun olduğu Myrtle Beach’e kadar 8-10 saatlik bir yol gidecekti.

 

Winthrop’un koçu Pat Kelsey de onlardan biriydi. Koç Kelsey benim gibi Ohio çocuğu ve işini biliyor. Ohio’da çok yetenekli oyuncular var, bu yüzden 2.05 metre değilsen dikkat çekmek çok zordur.

 

Koç Kelsey oyunumu beğendi, evimi ziyaret edip ailemle görüştü ve bana planlarını anlattı. Winthrop ile ilgili çok şey bilmiyordum. Dürüst olmak gerekirse, hiçbir şey bilmiyordum. (Şey, aslında, havanın Ohio’dakinden daha iyi olduğunu biliyordum.)

 

Her şeyden daha önemlisi ziyareti sırasında söyledikleriydi. Benim basketbolcu kimliğimden çok kişiliğimi tanımak istiyordu. Bu benim için bir çok şey ifade ediyor. Kısa bir zaman sonra ondan program almaya başladım. Beni evimde ziyaret eden tek kişiydi. Ailemi ve nereden geldiğimi yeterince önemseyen tek koçtu. Bana mektup yollayan veya burs teklif eden okulların hiçbirisi benimle onun gibi ilgilenmedi.

 

Daha sonra Winthrop’u seçmem çok uzun sürmedi.

 

 

Kampüse gelir gelmez, bir şeyin farkına vardım.

 

Burada ne işim var?

 

Her zaman bir okuldan burs kazanmayı hayal ettim ve Koç Kelsey güvenimi kazandı… fakat bir okul tarafından istenmekle derslere girmek arasında çok büyük bir fark var. Güney Carolina’da kimseyi tanımıyordum. Winthrop’ta kendi başımaydım. Bu küçük okulda benle beraber olan bir saha vardı. Winthrop Coliseum lisede oynamaya alıştığım sahalardan daha küçüktü. (Coliseum 6.100 kişilikti ve üniversitedeki öğrenci sayısından 1.000 kişi fazla kapasitesi vardı.)

 

Kuzey doğumluyum ve güneye gelmek bir farklılık. Daha çok insanlar farklılık yaratıyor. Geldiğim yerde, tanımadığın birileriyle yürüyorsan kimse bir şey demez. Fakat burada, tanımadığın birileriyle yürüyorsan seni tüm hayatlarında tanıyorlarmış gibi selam verirler. Uzun bir süre Niye benle konuşuyorsun? diye düşündüm. Alışmak çok zaman aldı, ancak zamanla Güneyli gibi konuşmaya başladım. (Eve döndüğümde tüm arkadaşlarım bana bu yüzden çok kızdı.)

 

Üniversite birinci sınıfta kadrodaki iki diğer adamın yanındaydım. İlk birkaç antrenman korkunçtu. Oyun hızı ve temposu alışmış olduğumdan çok daha yüksekti. Fakat kolej basketbolunun büyük adaptasyon gerektirdiğini erken farketmem avantaj oldu. Kafa kafaya mücadele etmem gereken bir turnuva.

 

Söylediğim gibi — gerçeklik bu, adamım.

 

Tüm hayatım boyunca, oyunumdan emin olmam gerekiyordu. Daha büyük ve uzun oyuncularla rekabet edemeyeceğimi biliyordum ancak aynı zamanda onlara karşı elimden gelenin en iyisini yaparak onları şaşırtmak istiyordum. Bu hedefe odaklanınca dertlerim bitti.

 

Bu hatıradan sonraki her antrenman, Oh adamım, birisinin başı dertte! diyerek geçti. Asla bu düşünceden vazgeçmedim.

 

İlk yılımın sonlarına doğru fazlasıyla süre alan bir oyun kurucu haline geldim.

 

Beni savunan uzun adamlar karşısında daha hızlı olarak kendime pozisyon yaratma yeteneğimin iyi olduğunu düşünüyorum. Fakat aynı zamanda oyunun bana kattıklarını öğrendim. Eğer yere düştülerse, geri adım alıp üçlük atarım. Beni çok sıkı savunurlarsa, bu demektir ki onların bana müdahale etmesini sağlayabilirim, teması alır ve çizgiye giderim. (3 Mart tarihinde Büyük Güney turnuvası yarı finalinde Gardner-Webb karşısında faul çizgisinde 14/15 isabet buldum. Faul çizgisine gelmek bana göre bir şey.)

 

Sahadayken seçim yapmam lazım, fakat kendimi iyi hissediyorsam sayı atmak için birçok seçenek bulabiliyorum. Büyük Güney turnuvası yarı finalinde geriden geldik ve uzatmada kazandık. 31 sayı attım, 8 ribaund çektim.

 

 

Sezona başlarken hedefim Winthrop’u Büyük Güney şampiyonluğuna taşımaktı. Kariyerim boyunca üç kez şampiyonluk maçına çıktık, ancak hepsini kaybettik. Koç Kelsey gelmeden önce Winthrop, 2010 yılından beri şampiyonluk maçına (Big Dance) çıkamıyordu.

 

Üç yıl üst üste yenilmiştik ve takımımız bu sene iyi performans sergiliyordu. Kazanacaktık. Campbell karşısında turnuvanın şampiyonluk maçına yavaş başladım. Fakat takımım devreye 7 sayı farkla önde girdi. Devre arası soyunma odasında herkes çığrınıyordu. Şampiyonluğu çok istiyorduk. İkinci yarı ise alev aldık. Maçın kalanında 15-19 sayı civarı farkla öndeydik.

 

Maçın son dakikalarında anı yaşamaya odaklandım. Sonunda başarabildiğimiz için çok gururluydum. Sahadan ayrılana kadar olayın büyüklüğünü anlayamadım.

 

Son sınıf öğrencisiyim. Belki de bundan sonra hayatımda basketbol olmayacak. Kariyerimi sürdürme şansını yakalamak ve birkaç gün daha oynamak benim için her şey demek.

 

Winthrop ile ilgili kötü olan şey ise tüm takımın benim gibi düşünmesi. Görevlerine bağlı kalan ve birçok sporcudan oluşan yetenekli bir grubuz. Marifetliyiz ve hayalimizi birkaç gün daha olsa da sürdürebilmek için ne gerekiyorsa yapacağız.

 

NCAA’e katılmayı başardık, herkes tarafından görmezden gelinen 1.70 boyundaki bir gard başka ne diyebilirki?

 

Birisinin başı dertte.

The Players’ Tribune | Keon Johnson

         

Yazar: Orçun Dinç