chi_tophighschool_05

 

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Yunan filozof Herakleitos’un şuan hala çok tartışılan bu sözünden basketbol tarihi de nasibini almıştır. Oynanan oyundan kurallara, oyunculardan bütçelere kadar birçok konuda değişim gösteren basketbol, aslında ilk ortaya çıktığında günümüze göre çok ilkel spordu. Adının hakkını vererek günümüze değişmeden gelen tek şey potalar olmuştur.

 

Günümüz basketbolunda hızın ve atletizmin tavan yaptığı düşünülürse eskiden oynanan oyuna basketbol demek abes kaçıyor. Süre sınırı olmadığı için maçta öne geçen takımın topu dolaştırarak adeta skora yattığı, takımların 20 sayıyı zor bulduğu can sıkan bir oyundu, 50’lerin basketbolu. Buna ilk tepki faullerden geldi ve maçlar serbest atış atanın kazandığı kavga dövüşe döndü. Skorlar yükseldi evet ama seyircileri hala bu oyuna çekecek şey bulunamıyordu. 54’te oyun hızlansın diye hücum süresi minimuma indirildi ve 24 saniye kuralı NBA’in kurtuluşu oldu.

 

lebron_james_freethrow

 

Bir şeye kurallar veya kısıtlamalar getirmenin verimi neden arttırdığı ile ilgili ufak bir not yazmak istiyorum. Bu durum aslında yaratıcılığın doğasına aykırı bir şeydir. Geniş zamanda, çok çeşitli olanaklarla aslında çok daha güzel şeyler üretilmesi doğal olandır. Ancak bu çeşitlilik bazen o kadar fazladır ki insan onların arasında kaybolur. İstediğini bir türlü bulamaz. Yaşıtlarım daha iyi bilir biz küçükken atariler vardı. Taş çatlasın 15-20 oyun adam akıllı ya vardı ya yoktu. Bugün binlerce oyun var ama hala o eski tadı bulamayan bir sürü kişi tanıyorum. Çünkü imkanlar kısıtlı olunca insan maksimumunu veriyor o şeye. Daha çok bağlanıyor. Önünde birden fazla seçenek varsa aklın daima seçmediğinde kalır. Ama tek seçeneğin varsa onun için her şeyi yaparsın.

 

NBA’de 24 saniye kuralı ile birlikte gelen 3 saniye, goaltending vb. kurallarla seyir zevki bir anda maksimuma ulaştı çünkü oyun çok hızlandı ve artık oyuncular kısa sürede ve kısıtlı imkanlarla bir şeyler üretmek zorunda kaldıkları için sistemler, taktikler geliştirmeye başladılar. Beklenen verim 60’larda zirve yaptı; Wilt Chamberlain’in 100 sayısı, Oscar Robertson’ın bir sezonu triple double istatistikleriyle tamamlaması gibi ekstrem şeyler bu döneme denk gelmiştir. O yıllardan sonra da fazla kaçırdık galiba diyerek biraz savunma yapmaya başladılar ve bugüne kadar sonunda bir denge yakalanmış oldu.

 

wiltchamberlain100

 

Asıl konumuza gelecek olursak bütün bunları ben neden anlattım; George Mikan için. Kendisine NBA tarihinin ilk süperstarı denmesinde basketbolun modernleşmesine sağladığı katkılar yatıyor. NBA için iki tane süperstar vardır; birincisi bu sporun izlenebilirliğini arttıran George Mikan ve bu sporu harbiden izlemek gerektiğine inandıran Michael Jordan.

 

George Mikan 2.08 boyunda, tam bir pivot fiziğinde olan topu bir şekilde ona verelim de o pota altında işi bitirir zaten denilen bir adamdı. Çerçeveli gözlükleri, kendisine has ‘hook atışı’ ve pivot tabirine öncü oyunuyla 50’lere damga vurmuş 6 kere lig şampiyonu olmuş sayısız başarı yakalamıştır. Ama onu şuan hala Mr. Basketball yapan şey bu başarıları değildir. Sıkıcı oyuna hareket gelmesini sağlayan kuralların mucitleri hatırlanmaz ama icat edilme nedenleri hep George Mikan’dır. Üçlük çizgisinden, faul çizgisinin genişletilmesine, 24 saniye kuralından, goaltending’e birçok kuralın ortaya çıkma nedeni bu adamı durdurmanın yolunu bulmaktır. Bu kurallar olmadan oynanan oyunda kral olan Mikan’ın günümüz basketbolunda yeri kenarda havlu sallamak olurdu sanırım. Yine de kariyeri sonrasında oyuncu haklarıyla ilgili çalışmalarını da düşünerek basketbola yaptığı bu katkılar nedeniye kendisine teşekkürü bir borç bilirim. O olmasaydı basketbol çok farklı bir şey olurdu. Hatta belki de olmazdı..

 

0b99dfef-d2ca-4412-8fcf-92d019a6269c_lg

Yazar: Mert Işık