last

Merhaba Sevgili Arkadaşlar

Basketbol çok fazla yüzü, perspektifi olan bir oyun. Çoğunlukla oyuncuları ve hocaları görsek de bu böyle. Topun olduğu yere bakmayı adet edinip genelde sahanın diğer taraflarını görmüyoruz. Bu aslında son derece doğal bir durum. Öte yandan oyunu topun olmadığı noktaları birlikte tarayarak izleyince aslında ne kadar çok şeyi kaçırdığınızı da fark ediyorsunuz. Sadece bir şutun girip girmemesinden, yapılan müdafanın türüne, hangi oyuncunun oyuna yeni girip ne yenilikler getirdiğinden kimin kimi iyi tuttuğuna görüş açınız genişledikçe kavrayışlarınız da gelişiyor. Bunlar sahanın içinde olan bitenler. Bir de sahanın dışı var…

Bugün NBA belli bir süredir yapılan edilenler neticesinde (bkz Stern dönemi mirası) birkaç süper takımın, çok kötü birkaç takımın ve diğerlerinin olduğu bir lig haline geldi. Bunun doğal sonucu olarak bu süper takımlar arasında oynanan konferans finalleri ve NBA finalleri buzdağının görünen yüzü iken diğer takımlar göze pek de görünmüyorlar. Orta sınıf takımların görünüp kaybolduğu anlar Playoffl’arda oynanan maçlarda süper takımlara karşı aldıkları birkaç galibiyeti geçmiyorken çok kötü takımların görünürlüğünü sağlayan şeyler bireysel performanslar oluyor genelde. Küçük takımlarda parlayan büyük oyuncular da doğal olarak büyük takımların radarına giriyor ve takas dedikodularına böylece pas verilmiş oluyor.

Dipteki takımlar özellikle Draft’a yönelik politikalarla çok fazla uğraşıyor. Başkaca liglerde pek eşine benzerine rastlanamayacak bu olgu neticesinde çok dipteki takımlardan çok çok azı yukarıya çıkan yolu bulabilirken pek çoğu bulundukları yer civarında dolaşmaya devam ediyor. Ligin dibinden yukarıya çıkan takım örnekleri bu yüzden çok zengin değil. Hem Draft’ta işinize yarayacak iyi oyuncuları seçeceksiniz (1), hem takıma bu hamlelerle iyi bir iskelet kurup (2) etrafını da doğru oyuncularla kuşatacaksınız (3) ve bu ekibi 3-4 sene içinde olgunlaştırıp şampiyonluk lafı etmeye başlayacaksınız. Bunun için hem iyi oyuncu seçimi, hem iyi teknik yönetim, hem iyi kulüp yönetimi gerekiyor. Bunları halletseniz bile küçük bir takım çekirdeği oluşturup yukarı çıkmak 3- 4 yıl isteyeceğinden bu süreci huzurlu ve istikrarlı olarak kat etmek hiç de kolay bir şey değil. Küçüklükten büyümeye başlarken hoca-oyuncu ilişkileri elektriklenebiliyor. Egolar işin içine giriyor ve bir şekilde istenmeyen takaslar olup ne emeklerle kurduğunuz takımı değiştirmek zorunda kalabiliyorsunuz. LeBronun draft edilmesinden sonraki süreci bir hatırlamanızı tavsiye ediyorum. Washington ile yıllarca yaşanan rekabeti ve tepeye doğru çıkışın ne kadar zor olduğunu (LeBron ne kadar istekli, ne kadar hırslı, ne kadar yetenekli olsa da)…

Kimsenin tercih etmediği bir takım halinden bir tercih noktası olmaya giden yol çok uzun. Lakers’ın onca tarihi ve cazibesine rağmen (sahip olduğu devasa Cap imkanları dışında) geçen yaz olan bitenleri hepimiz seyrettik. Pek çok oyuncunun ciddi olarak Lakers’ı düşünmediğini dahi okuduk ve bu acı vericidir. İşi mantığa vurduğunuzda ise bu durum çok da şaşılası değil. Her süper yıldız yüzük hırsıyla şampiyon olabileceğini düşündüğü kulübe gitmek ister. Durant’in bu seneki transferi bu şekilde algılanmıştır mesela. LeBron Cavs’e tekrar geldiğinde orda mevcut ve Cavs’e getirilen oyuncuları düşündüğünüzde hiç de kötü bir takım kurulmadığı aşikardır. Cavs’den Miami’ye giderken şampiyon olacak bir kadro oluşturarak transfer olduğunu da hatırlayın. Denver’a, Sacramentoya gitmemiş olması demek istediğimi sanıyorum anlatır…

Derdimiz LeBron, Curry filan değil öte yandan. Bireysel olarak kimseyi konuşmak değil. Sadece süper yıldızların eskiye oranla bir takımın sembolü olmak gibi şeyleri o kadar da önemsemediğini anlatmaya çalışıyorum. “Ben bir Celticsli’yim ve başka yer de oynamayacağım” gibi şeyler oldukça azaldı (Bunu gördüğüme ise üzülüyorum). Duncan, Nowitzki, Kobe neslinin gidişi ile kalanların en büyükleri de yitmiş olacak.

Yöneticilik oldukça zor iştir. Çünkü kaynaklarınızı doğru yerlere harcamanız gerekir ve bu kaynakları nerelere harcadığınızın hesap verebilirliğini de düşündüğünüzde bu işin denetim olgusu yüzünden son derece zor olduğunu göreceksiniz. Doğru hocayı bulduğunuzu düşünseniz bile hocanın oyuncularla istenen uyumu sağlayamaması çok mümkündür. Çok iyi bir oyuncuyu takıma kazandırdığınızda o aşı tutmayabilir ve daha geçen yıllardaki Rondo’nun Dallasa gelirken ki beklentileri ve olanları hatırlayın. Dallas şampiyonluk yarışında favori olmayan ama bir iki ilaveyle veya şanslı maçlarla şampiyon olabilecek bir takımdı. Rondo’dan beklentiler de yüksekti ama herkesçe malum olanlar. Carlisle’ın bir oyuncusuyla o hale geldiğini sanıyorum kimse görmemiştir. Yönetici olarak bunu önceden kestirebilmek her zaman mümkün olamıyor. Özellikle küçük bir takımda iken zaten tercih edilir bir takım olmadığınızı da düşündüğünüzde oyuncu seçme lüksünüz de çok yüksek olmadığından bu iş son derece çekilmez bir hale geliyor.

İlerlemeyi kendine hedef edinmiş bir oyuncuysanız önünüzdeki maçlara çıkarken bir sürü durumu kontrol etmeye çalışırsınız. Beslenmeniz, sağlığınız, iç huzurunuz, arkadaşlarınızla sağlıklı bir ilişki vb pek çok parametredir bu bahsettiğimiz kontrol altındaki şeyler. Formunuzu stabil bir şekilde ilerletmeniz için bunlar gerekmekte. Bunların üzerine hayatınızda büyük dalgalanmalar yaratabilecek şeylerden de kaçınmanız icap eder. Çok hızlı bir gece hayatı vb şeyler uzun soluklu bir kariyerle pek bağdaşan şeyler değil malum. Kendinizi oyun içinde riskli pozisyonlara sokmamak ve kendiniz korumak gibi bir milyon şey daha da ilave edilebilir.

Bir hocaysanız bunların hepsini yapmakla mükellef 15 civarı oyuncunuz olacak ve bu koca bebeklerin hepsini uzaktan izlemeniz, bir nebze de kontrol etmeniz gerekecek. Oyuncularınızın bazıları gözü kara olacağından onları kendilerinden korumanız ve sakatlanmalarına engel olmaya çalışmanız gerekecek. Üstelik bu oyuncuların hır gür çıkarmadan ve sağlıklı bir arkadaşlık içinde olmalarını sağlamaya, onları ortak bir hedefe “güdümlemeye” ve bir saygı ortamı meydana getirmeye de mecbursunuz. O mevkide bir hocaysanız eğer, yaşınızın belli bir düzeyde olacağını ve kendi ailenizin sorunlarıyla da uğraşmanız gerekeceğini unutmayalım. Maç sırasında alacağınız her bir kararın her şeyi etkileyecek olmasının meydana getireceği stres ve basın toplantıları filan derken hoca olmak hiç de kolay gözükmüyor. Sadece bu kadarlık yazmamıza rağmen hem de…

Yönetici kısmı ise büyük paraların konuşulduğu makamlar olduğu için işi bilmeyen çok kişinin kıskançlıkla karışık baktığı bir kesim. Bir kulüpte yönetici olarak doğru hocanın takımda tutulması ya da getirilmesi, hocanın isteyeceği ve takım hedeflerine uygun oyuncuların takıma kazandırılması, bunun sağlanabilmesi için Draft ve oyuncu takasları hamlelerinin kullanılması, stadyum ve diğer gelirlerin programlanıp doğru PR politikalarının belirlenip uygulanması vb onlarca büyük hedefin ve onlara bağlı alt hedeflerin planlanıp çizelgelenmesi ile uğraşırsınız. Aslında dertler yukarıya doğru çıktıkça büyür. Kitlelerin büyük çoğunluğu ise iş yüküne değil kazanca baktığından yükseklerin işini küçümsemek adetten olmuştur.

Süper takımlar transfer piyasasında en büyük balıkları kapmakla uğraşırken bu işlerden en büyük kazananın basketbolcular olduğu düşünülür. Kocaman kocaman mukavelelerin altına imza atarlarken çektirilen fotoğraflara büyük bir imrenmeyle bakan çok kişi görürsünüz. Oysa şampiyonluk adayı takımlar ve Draft hedefli birkaç takım dışındaki orta sınıf takımların dünyası çok farklıdır. Süper yıldızları kolay kolay orta sınıf takımlara getiremezsiniz. Asker ve iyi karakterli oyuncuları bir araya getirmekle uğraşır, bu oyuncuların iyi bir teknik yönetim altında bir sinerji yakalayabilmelerini sağlamaya çalışırsınız. Bunu yapabilirseniz zaten sonuçlar doğal olarak gelmeye başlayacak ve takımınız şanssızlıklar yaşamazsa (sakatlıklar vb) normalde alabileceğiniz derecenin üzerinde bir yerlerde ligi bitirmeyi başaracaksınız. Eğer bunu yapabilirseniz muhtemelen parlamaya başlayan oyuncularınız birilerinin hedefi olacak, siz onları elinizde tutmaya gayret ederek takımınızı bir üste taşıyabileceğiniz daha üst seviye oyuncuları şehrinize indirmeye çalışacaksınız. Bunları 3-4 sene yapabilirseniz o zaman olağanüstü bir şey başarmış olacaksınız ki bu tür takımlar çok çok az.

Kulüpler, özellikle orta ve alt sıralardaki kulüpler bu sancılı ilerleme sürecinin farkındadırlar ve her yeni yapılanma sırasında riskler alır, başarılı olur ya da yeniden başlarlar. Kulüplerin en önem verdiği noktalardan birinin bu noktada önemli oyuncuları kulüplerinde kalmaya ikna etmek ve dışarıdan kıymetli oyuncuları transfer edebilmek olduğu açıktır. Yöneticilerin büyük oyunculara sadece büyük transfer paraları vermesi her zaman yeterli olmaz. Unutmayın ki özellikle süper yıldızlardan kurulu olmayan takımların Salary Cap’leri ya müsait ya da bunu yapabilmeleri çok zaman mümkündür. Günümüzde bahsettiğimiz yıldızların en ciddi motivasyon güdüsü yüzüktür. Şampiyonluk yüzüğünü takabilecekleri bir takıma transfer olabilmek ana transfer politikaları olduğundan şansı olmayan bir takımda yer almayı tercih etmezler. Bugün Durant’in GSW’ye gidişi, geçmişte Malone’un Lakers’a gelişi hep bu şablona uygun değil miydi?

Peki kulüplerin şampiyonlukta iddialı değilken bu tür oyuncuları ya da çok iyi başka oyuncuları şehirlerine transfer edebilmelerinin başka yolu yok mu? Kulüpler bu noktada özellikle iyi oyuncuların “çok iyi arkadaşı olan” oyuncuları kullanmayı benimsiyorlar. Eğer bir oyuncunun çok iyi bir iki arkadaşı kulübünüzde ise o oyuncunun size gelme ihtimalinin yükselmesi şansını tepmek istemiyorlar yani. Yine de bu yöntemin sürekli işe yaradığını söylemek pek mümkün değil. Zira şampiyonluk ve yüksek ücretler bu seçeneği oldukça ikinci plana itiyor. Yöneticilerin oyuncuları ikna edebilmesinde biraz daha şansını artırmak isteyen takımlar bir şekilde menejerlik şirketlerindeki başarılı menejerlere iş teklifleri götürmektedir. Bu sayede hem onların bazı müşterilerini kulübe getirme imkanına sahip olmak hem de kulübü bir adım öteye taşımak imkanını kullanmak isterler. Büyük menejerlerin ve gruplarının NBA’den çok büyük paralar kaldırdıkları zaten hepimizce malum. Tüm liglerde transfer paralarından alınacak yüzdeler aynı değil. Özellikle bazı diğer liglerin menejerlik şirketlerinin NBA’e nasıl büyük bir kıskançlıkla baktığını basketbolseverler zaten okuyorlardır. Menejerlik efsanelerine şöyle bir baktığınızda son 10 yılda karşımıza hep aynı isim çıkıyor. Arn Tellem.

Arn Tellem

hoopshypeagents600

(2013 Yılı Rakamlarıdır)

Bu adam son derece büyük bir menejer olmakla birlikte ülkemizde hemen hiç bilinen bir adam değil. Dan Fegan, Jeff Schwartz, Arn Tellem, Andy Miller gibi isimlerle ilgili bizde pek bir şey yazılıp çizilmiyor zaten. Oysa Arn Tellem hakkında çok şey yazılıp çizilmesi gereken adamlardan birisi. 34 yıllık meslek hayatında 500den fazla müşterisini temsil etmiş bir menejerden bahsediyoruz. 1987’de Reggie Miller’ın menejerliğiyle kariyerine başlayan üstadın portfolyosunda menejerliğe nokta koymadan önceki yılında kimler kimler yoktu ki: Derrick Rose, Russell Westbrook, Pau- Marc Gasol, LaMarcus Aldridge de dahil olmak üzere aşağıdaki tablo fikir verebilir.

arn_tellem_c

Arn Tellem’in başkanlığını yürüttüğü Wasserman Grubu’nun belli başlı NBA müşterileri ise şöyledir:

wass_c

Tam liste için şuraya bakılabilir (Etkileyici ve upuzun bir liste – http://www.draftexpress.com/agents/agency/Wasserman-Media-Group-14/)

Aleksandar Raskovic, BJ Armstrong, Arturo Ortega, Darren Matsubara, Greg Lawrence, Jason Ranne, Josh Ketroser, Luis Martin Sa, Makhtar Ndiaye, Sead Galijesevic, Thad Foucher, Warren Craig gibi ajanların çalıştığı grubun başkanlığını yürüten Arn Tellem’in gruptan ayrılması aslında büyük puntolarla haber olmayı hak eden bir gelişmeydi. 2006 da Wasserman’a girmiş ve başkanlığa getirilmişti Tellem. Yıllarca bu görevi yürüttükten ve Wasserman Grubu’nu NBA menejerlik kurumlarının en tepesine yerleştirdikten sonra bir gün Tellem istifa ederek Detroit Pistons’a yönetici olarak gitti.

1954 yılı doğumlu yönetici 2006’da Sports Business Journal ve The Sporting News tarafından “En Etkili Spor Menejeri” seçildi. 2004 ve 2005’de Sport News  tarafından Spor Sektöründeki En Etkili 50 Adam arasında seçilen tek NBA menejeriydi. 2003-2004-2005-2006 da aynı dergi tarafından en iyi menejer seçildi. 2008’de Sports Business Journal sektördeki en güçlü ikinci menejer, 2 yıl sonra da Business Insider sektördeki en kuvvetli dört adamdan biri olarak seçti üstadı. 2013 yılında Forbes Tellem’i sektörün en güçlü üç adamından biri ve basketbol alt sektörünün kralı ilan etti. 5 Temmuz 2015’de Arn Tellem Wasserman’daki görevinden istifa ederek Palace Sports & Entertainment’da Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirildi. Direk olarak Tom Gores’a raporlama yapacak Tellem.  Bu kadar büyük bir menejerin ortalıktan çekilmesi durumunda ardında bırakacağı boşluk elbette büyük olur. Wasserman’da onun portföyündeki oyuncular BJ Armstrong Thad Foucher gibi isimlere geçti. Ama asıl tedirginlik yaratan şey oyuncuların Waserman’da kalıp kalmayacakları oldu. Bundan önceki zamanlarda özellikle başka liglerde bu kadar büyük menejerler ayrıldığında kurumlarının büyük sayıda oyuncu kaybettiği malumumuz ama Wasserman’da henüz böyle çok büyük bir kavimler göçü yaşanmadı. Detroit’in bir şampiyonluk adayı olmamasına karşın zaman içinde nereye evrileceğini ise tüm basketbolseverler olarak bekleyip göreceğiz. Yakın zamanda Al Horford’un takımından ayrılması sırasında Detroit’in ciddi bir alıcı olmasına rağmen Tellem ve Stan Van Gundy’nin Horford’u elinden kaçırması ve Boston’a transferini izlemesi bu bakımdan ilginçti. Boyalı alanda rakipler açısından bir kabus hazırlamaya çalışan Detroit yönetimi Horford transferiyle bunu gerçekleştirmek istiyordu ama başaramadı. Al Horford’un yakın zamana kadar bir Tellem müşterisi olmasını kullanmaya çalışmıştı Detroit ama işler yolunda gitmedi.

Bob Myers

OAKLAND, CA - JULY 07: Kevin Durant sits with general manager Bob Myers of the Golden State Warriors while they speak to the media during the press conference where Durant was introduced as a Golden State Warrior after they signed him as a free agent on July 7, 2016 in Oakland, California. (Photo by Thearon W. Henderson/Getty Images)

Kevin Durant Bob Myers (Fotoğraf – Thearon W. Henderson/Getty Images)

Arn Tellemin bir zamanlarki sağ kolu olan bu adamın Spor Menejerliğinden GSW’de genel müdür yardımcılığına ve oradan da 12 ay sonra genel müdürlüğe yükselmesi müthiş bir kariyer öyküsüdür. Arn Telleme istifasını sunduktan sonra Warriors’da yeni bir kariyere başlayan Myers’ın 75 doğumlu olduğuna çok kişi inanamayabilir. Arn Tellemin o denli genç yaşta sağ kolu olabilmenin ötesinde 2011’de (sadece 37 yaşında) yeni bir yola girme cesareti göstermesi başlı başına bir yazı konusu olmayı hak ediyor. 14 yıllık menejerlik kariyerinde 575 Milyon Dolar’ın üzerinde sözleşme imzalayan bir adamın (yaklaşık %4 gelir elde ettiğini düşündüğünüzde) Spor Menejerliğinden başka bir iş yapmasını yadırgamamanız mümkün değil. Bu arada yöneticiliğe geldiği takım son 19 senede sadece bir kez Playoff yapmış diyelim de siz GSW’nin durumunu bir de öyle düşünün. İşte o takımın Myers geldiğindeki durumunu önce bir görelim sonra da yıl yıl gidelim.

2011-2012 Sezonu

2011’de GSW’nin kadrosunu şöyle bir hatırlamak isterseniz:

2011_2012

2011-2012 sezonunda GSW Mark Jackson yönetiminde 23-43 galibiyet oranıyla kapatmıştı.

Myers’ın ilk yılından itibaren takımda inanılmaz bir gelişme kaydedildi. 2011 Draftı’nda henüz yeni genel müdür yardımcılığına gelmişken Klay Thompson’un draft edilmesiyle uğraşmıştı. Ama asıl ipleri eline alması genel müdürlüğe yükseltildikten sonra olacaktı.

2012-2013 Sezonu

2012 yazındaki Draft’ta GSW kimleri seçti derseniz eğer Draymond Green, Harrison Barnes, Festus Ezeli ve Kuzmici görürsünüz. Yapılan bu seçimler ve takaslarla GSW’nin 2012-2013 kadrosu şöyle gerçekleşti:

2012_2013

Kadronun ciddi şekilde değiştirildiği ortada. Bu değişimin sonucu ne oldu peki ?

GSW 2012-2013 sezonunu Mark Jackson yönetiminde 47-35 kazanma oranıyla bitirdi. Takımın 1 yıl öncesine oranla yüzde yüze yakın gelişme gösterdiğini görüyoruz. Bu müthiş değişimde yönetimin payını inkar edebilmek pek mümkün değil.

2013-2014 Sezonu

2013-2014 sezonu GSW kadrosu:

2013_2014

Marreese Speights, Andre Igoudala, Jermaine O’Neal, Kuzmic, Jordan Crawford gibi önemli katkıları da bir yıl sonra yapan yetkililer 51-31 lik sezon başarısını yakaladılar. Mark Jackson için yine parlak bir seneydi.

2014-2015 Sezonu

2014_2015

Mark Jackson’ın gönderilmesi ve Kerr’in takıma gelmesi ile taraftarın ilk başta aklında oluşan soru işaretleri kısa sürede yerini iyimserliğe bıraktı. Kerr ligin sonunda 67-15 ile muhteşem bir galibiyet yüzdesini yakalıyordu. Leandro Barbosa, Shaun Livingston ve McAdoo’nun takviyesiyle yukarıdaki kadroyu oluşturan GSW NBA şampiyonluğunu göğüslemişti.

Bob Myers ve ekibinin yukarıdaki anlatıda görülen 4 yıllık hikayesi her türlü takdirin üzerindedir.

currykerrmyers

Bir takımın nasıl diplerden gelip şampiyonluğu aldığını yıl yıl incelediğimizde yukarıdaki tablo ortaya çıkıyor arkadaşlar. Belki Curry Draft edildiğinde Myers henüz kulüpte değildi ama hem Curry’nin kontratının uzatılması hem de şampiyon olacak kadronun oluşturulması için Curry’nin etrafının şekillendirilmesi sürecinin her bir tuğlasını kendisi ve ekibi ördü. Kevin Durant’in takıma kazandırılması hikayesini okuyan arkadaşlar bunda da Myers’ı göreceklerdir. Myers harika bir yöneticilik hikayesi ve başarı öyküsünün sahibidir.

Başka takımlar da aslında benzeri bir menejerlikten yöneticiliğe getirme taktiğini denememiş değildi. Lon Babby Phoenix’de Basketbol Operasyonları Başkanlığına 2010’da getirilmişti. Jason Levien pek çok kulüpte yöneticilik yapmıştı (Memphisde CEO’luk dahil). Justin Zanik 2013-2016 yılları arasında Utah Jazz’da Genel Müdür Yardımcılığı yaptıktan sonra Haziran 2016’da Milwaukee Bucks Genel Müdür Yardımcılığına getirildi. Belki onları da bir başka zaman yazarız…

Son Söz

Arn Tellem ve Bob Myers başarı hikayelerinden pasajları bu yazımıza konu etmek istedim. Ciddi anlamda Myers anlattığımız bu yazımızda yer verdiğimiz Arn Tellem üzerine yazacaklarımız burada bitmedi. Detroit’in oluşturulması ve Arn Tellem üzerine belki ileride daha derinlemesine bir şeyler kaleme alırız. NBA başladı. Basketbolseverlerin uykusuz geceleri de böylece başlamış oldu. Kendinizi ödüllendirin ve basketbol izlemek üzere ekranlarınızın başına geçin. Sevgiyle kalın.

 

Yazar: Utku Köker