Adsız

 

Kobe Bryant Toronto potasına 81 sayı bırakırken aynı maçta takım arkadaşı olarak yer alan Devean George, bu maçın nasıl ilerlediğini anlattı.

 

Telefonum susmuyordu. Arkadaşlarım, ailem hepsi aynı şeyi yazıyordu: “Kobe’ye bir şeyler imzalatabilir misin?” Bir havlu, bir çorap, bir kağıt, ne olursa.

 

Kobe ise hala saha dışında maç sonu röportajları yapıyordu.

 

Soyunma odasında hepimiz çılgınlar gibiydik.

 

“Az önce biz neye şahit olduk?”

 

Ben, Luke Walton, B. Cook … yaramaz küçük çocuklar gibi davranıyorduk.

 

Birbirimize beşlik çakıyorduk, göğüs selamı veriyorduk, koltukların üstüne çıkıp formalarımızı kafalarımızda sallıyorduk.

 

56704175-copy-3-e1453399062311

 

“Bu adam bunu yaptı mı? Sahiden?”

 

Kobe soyunma odasına girdi ve hepimiz ona döndük. Yüzündeki ifadeyi betimlemek zor fakat bu yarım gülümseme gibi bir şeydi.

 

Çok önemli bir şey değil. Normal. der gibiydi.

 

Hayır Kobe, bu normal değil.

 

Phil soyunma odasını gözden geçirdi ve gözlerini Kobe’ye kilitledi. Phil hakkında herhangi bir şey biliyorsan, sözünün eri olduğunu anlarsın. Oda sessizleşti.

 

“Hey, Kobe … Sanırım omuzlarının biraz buza ihtiyacı olacak.”

 

Hepimiz yeniden delirdik. Başına üşüştük.

 

Ardından Kobe’nin gülüşü.

 


 

22 Ocak 2006, bundan tam 10 yıl önceydi. Kobe’nin 81 sayı attığı tarih. Bu maçta oynamıştım.

 

Geçen hafta maç kasedini bulmak konusunda kararlıydım. Yıllardır bunu izlemiyordum.

 

İlk olarak YouTube’a baktım, fakat sadece kısa klipler vardı. 2006’da YouTube büyük bir şey bile değildi.

 

Sonra NBA Hardwood Classics kanalına baktım. Belki maçı kaydetmişlerdir diye düşündüm. Ne yazık ki onlarda da yokmuş.

 

Lakers’tan eski bir arkadaşımı aradım.

 

“Kargoluyorum. Dur, bunu neden istiyorsun?”

 

“Araştırma için.”

 

IMG_1573-copy-e1453411729898

 

Geldiğinde CD’yi kılıfından çıkardım. Oynatmak için bilgisayarıma gittim, fakat … lanet olsun … Yeni aldığım bu bilgisayarlardan birkaçında DVD girişi yoktu.

 

Ardından bunu DVD’den dijital dosyaya çevirecek birilerini buldum.

 

Sonunda maçı izlemek için hazırdım.

 

10 yıl öncesi öyle çok uzun bir zaman değil ancak bir anda üstünden çok uzun zaman geçmiş gibi hissettim.

 


 

İşte zamanda yolculuğun bir başka hali.

 

Maç Öncesi

Raptors taraftarları: Özür dilemek istiyorum. Raptors da bu hikayenin bir parçası ancak merak ettiğiniz kısmın değil. Şu an bunu bilmiyor olabilirler ama bu olayda Raptors’ın da bir rolü var. Bu rol kontrol edemedikleri bir senaryoda yer alıyordu — filmlerde hatırladığın ama adını çıkaramadığın yardımcı oyuncu gibi. Asıl konu onlar değildi.

 

Ve anladım ki, kimse bir adamın 81 sayı attığı takımın oyuncusu olarak hatırlanmak istemiyor. Bu olaya bir de şu açıdan bakın: Ken Griffey’i 600. iç saha maçına çıkaran da atıcıydı. Bir şekilde bu efsanevi olayın parçasısın.

 

56652102-e1453399136808

 

“Normal” kelimesi bana uyuyor. O yıl için Raptors ve Lakers normal bir NBA takımıydı. Takımların performans olarak tam zirvede olmadıkları All-Star arası öncesiydi.

 

Staples Center o gece kapalı gişe de değildi.

 

Bu yüzden sıradan bir basketbol günü gibi başladı gün, bariz bir fark haricinde: Kobe bizdeydi.Üstelik sadece Kobe’ye sahip değildik — 2006 Kobe’ye sahiptik. Dehşet bir yıl geçiriyordu. Daha önce görmediğimiz şeylerin altına imza atıyordu. Maç başına 31 sayı atarak bu alanda ligin lideriydi. Bundan dört hafta öncesinde, Dallas maçında, henüz üç çeyreğin sonunda rakip takıma fark atmamızı sağlamıştı. Üç periyot sonunda 62 sayı attı ve son periyot oynama gereği duymadı.

 

Toronto Raptors v Los Angeles Lakers

 

Shaq-Kobe devri yaşanırken Lakers’a katıldım. Bu süreçte Shaq takaslandı. Lakers Kobe’nin takımıydı. Bu maçı 10 yıl aradan sonra izleyince, bir skorer olarak sınırlarını zorlayan bir Kobe Bryant görüyorum. Onun bu sene iyi oynayacağını biliyorduk fakat şahsen ne kadar iyi olacağını bilmiyordum. Bu geceden önce de yanıyordu.

 

Yıllardır 81 sayılık maç hakkında dolaşan birkaç efsane var.

 

Bunlardan birisi de Kobe’nin bir anda çıkıp 81 sayı atması. İnsanlar “Kobe’nin 81 sayı atmasıyla ilgili bir fikrin var mı?” diye sorduğunda ve seslerinde şaşırmışlık sezdiğimde “Ne zaman olacağını bilmiyorduk ama hiçbirimiz bunun gerçekten imkansız olduğunu düşünmedik” diye cevap veriyorum.

 

İlk Periyot

Kobe üç erken basket buldu. Birincisi, sol taraftan savunmanın durdurmaya pek çalışmadığı bir turnike. İkincisi, serbest atış çizgisinde dönerek attığı şut. Sonrasında da üstünde güçsüz bir savunma varken baskete çevirdiği orta mesafe şut. Periyodu iki penetre sayısı ve birkaç serbest atış isabetiyle gelen 14 sayıyla bitirdi.

 

 

Çocuklara bir tavsiye: Sakın yıldız skorerlere erkenden kolay sayılar vermeyin. Asla yapmayın bunu. Skorerleri erkenden rahat hissettirecek en kolay şey turnikelerdir. En azından sert fauller yapın, fakat bu kadar basit sayılar vermeyin.

 

Bu yaşanacakların bir habercisiydi.

 

İkinci Periyot

Maçla ilgili bir diğer masal ise maçın çok kolay olması. İnsanlar Toronto’nun maç boyu Kobe’yi boş bıraktığını sanıyor. Fakat bu insanlar ilk yarıda ezildiğimizi unutuyor. Devre arasına girerken, tabelada 63-49 yazıyordu ve Raptors 14 sayı farkla öndeydi.

 

İkinci periyot, maçı tekrar izlemek adına biraz utanç vericiydi. Yeniden bakınca, ben de dahil, oyuncularımızın rolünü ayıpladım.

 

İstatistiğim maçın geri kalanını özetliyor aslında: Maç boyunca dört şut kullandım ve hepsini kaçırdım. Sayı atamadım.

 

Enerjisini gerçekten ortaya koyan tek isim Kobe’ydi. Uyuşuktuk, kabullenebilir bir oyun oynamıyorduk. İki günde ikinci maçımız olduğundan mı, yoksa başka bir sebepten mi bilmiyorum. Kaçmadan oynayan tek kişiydi.

 

Bu birazcık ironik: İnsanlar sonsuza dek Kobe’nin 81 sayılık maçını izleyecekler — bunu daima yapacaklar, ben ise 0/4 ile basket atamadan gideceğim.

 

İkinci çeyrekte bir noktada dibe vurduk. Üçgene dönmeyi denedik, sadece kendi içimizde kaybolduk. Burada Üçgen sistemi açıklamayacağım ama, basit olarak uzun adamı hücumda erken devreye sokup, gardlarımızı da onunla birlikte oyuna dahil etmeyi ve potaya yaklaşmayı istedik.

 

Phil bunu Kwame Brown üzerinden yapacağımızı söyledi.

 

İşe yaramadı çünkü Kwame Brown topları kaybediyordu.

 

Phil mola aldı.

 

Phil ile ilgili bir başka bilgi: Kwame’e çok kızardı. Sanırım onun iyiliği içindi ama gerçekten ona çok sinirlenirdi.

 

“Aman Tanrım, Kwame! Umarım karın senin bebeği tutmana izin vermiyordur!”

 

Phil şakalaşıyordu, ama mutlu görünmüyordu. Phil tanıması zor bir adamdı.

 

Bakın, Kwame dostum. Her zaman öyle olacak. Bu Kwame ile ilgili değil — görev adamı olan herkes ile ilgili. Hepimiz rezalettik ve bu utanç vericiydi.

 

Phil’in başka söyleyecek bir şeyi yoktu: “Bir yolunu bulun beyler. Hücuma koşun. Artık mola almayacağım.”

 

Kobe ve Phil her zaman ilginç bir ilişkiye sahip oldu. Bütün konularda aynı fikirde değillerdi, fakat karşılıklı bir saygı vardı. Phil oyuncularından çok şey beklerdi ama hiçbir zaman oyuncuları gaza getirmek için ateşli konuşmalar yapan bir tip değildi. Kobe ise her daim kendini motive edebilen bir oyuncu olmuştur, bu yüzden bence Phil’in bu yaklaşımını beğendi.

 

Moladan sonra Kobe çok daha bireyseldi. Topu bana verin. Sıcağım. diye düşündüğüne eminim ama asla böyle bir şey söylemedi. Bunun yerine daha motive edici şeyler söylüyordu, “Haydi, bu maçı alalım. Kırılmak üzereler. Buraya kadar geldik. Biraz güç koyalım.” Bizi de oyuna dahil etmeye çalışıyordu.

 

Devre Arası

Kobe soyunma odasına giderken Toronto potasına 26 sayı bıraktı.

 

Maç hakkında bir başka mit. Kobe devreye 40 veya 50 sayı atarak girmedi. 26 iyi bir rakam ancak “Kobe maça böyle devam ederse Lakers oyuncusu olarak bir maçta rakip potaya en çok sayı bırakan oyuncu olacak.” tarzında bir şey değildi. Onun için sıradan bir devreydi —  gerçekten iyi bir devreydi fakat olağan dışı olan bir şey yoktu.

 

Toronto Raptors v Los Angeles Lakers

 

Soyunma odasında Phil yine kendisi gibi davranıyordu.

 

“Onları tutmak istediğimiz yerde tuttuk!” diye dalga geçiyordu.

 

Hepimiz başımızı öne eğmiştik. Fakat Kobe sessizdi. Kaybediyor olmamızdan nefret ediyordu.

 

Üçüncü Periyot

 

Üçüncü çeyreğin başlarında 18 sayı farkla gerideydik. İyi değildi.

 

İşte o zaman oldu. Maçın kırılma anı üçüncü çeyreğin ortalarındaydı. En azından ben böyle hatırlıyorum.

 

Periyot bitimine yaklaşık 6 dakika kala (hala 12 sayıyla gerideydik), Kobe dip çizgiye doğru gitti, üçlük çizgisinin sadece biraz önünde, ve orada mahsur kalmış gibi göründü. Mo Peterson üstüne çuvallanmıştı. Kobe ise antrenmanda milyonlarca kez gördüğüm hareketi orada yaptı.

 

 

Bunu çok kolaymış gibi yaptı ama, tekrar izleyin. Şut fake’inden sonra kararlı bir şekilde dip çizgide döndü. Şutunu atarken bacaklarını kaybetmişti. Çoğu oyuncu normal bir şut bile atamıyor. Zıpladı ve üstünde Mo varken basketi yaptı. Üstüne faulü almayı da başardı.

Şimdi Kobe 44 sayıda, biz ise 9 sayı farkla gerideydik. Taraftarlar henüz işin içinde değildi ve doğrusunu söylemek gerekirse o an Kobe’nin kaç sayıda olduğunu bilmiyordum.

Toronto Raptors v Los Angeles Lakers

İnsanlarla sürekli bunun hakkında konuşuyorum. Kobe’yi tüm zamanların muhteşem oyuncularından birisi yapan ve bu kadar uzun süre ligi domine etmesini sağlayan şey, yıllarca Allah vergisi yeteneği ile ortaya yeni şeyler çıkarması —  hem de bir gecede. 20 dakika boyunca bir şey üstünde çalışıp yarınki maçta bunu yapabilir. Bunu yaparken de sanki tüm kariyeri boyunca buna çalışmış gibi yapar. Bir gecede onunla nasıl oynadıklarına veya ona ne verdiklerine göre oyununu değiştirebilir. Çoğu insan, ben ve neredeyse ligdeki bütün oyuncular, oyunumuza çalışırız, bunu antrenmana ve spor salonuna taşırız. En son ise şut çalışmasında deneriz. Sonra, belki de birkaç hafta sonra, televizyonun en çok izlendiği saat olan 7:30’da maçta bunu deneriz.

 

Bu Kobe’nin üçüncü çeyrekte attığı müthiş şut gibi. Demem o ki, NBA’in %98’i böyle bir şuta çalışmaz bile. Girme ihtimali yüksek bir şut değil bu. Fakat Kobe antrenmandan sonra böyle bir şuta çalışmak için beni —  onu savunmam için — 100 kez çağırdı.

 

Sonraki gün, maçta Kobe’yi bu şutu atarken göreceksin.

 

Son çeyreğe girmemize 1 dakika varken, skorbord 85-85’i gösteriyordu.

 

Tam o zaman Kobe topu çaldı. Jose Calderon topu almak için çabaladı, fakat Kobe ondan sıyrıldı ve smacı bastı.

 

 

İlk periyottan bu yana ilk kez öne geçmiştik.

 

Son Periyot

Şimdi tekrar izleyince, istatistikleri biliyorum. Kobe’nin son çeyreğe 53 sayıyla gireceğini biliyorum. (Son 12 dakikada 28 sayı atacak). Sanırım bu çeyrekteki bütün şutları o kullandı ve kullandıklarının neredeyse hepsini soktu.

 

İlginç olan ise bunun farkında değildim. Kobe’nin ne derece müthiş bir maç çıkardığını anlayamamıştım. Maçı iyi takip etmiyorduk. Birinci sebebi, sıkı bir maçtı. Bundan daha önemlisi ise kendimi zorlamaya ve enerjimi üst seviyeye çıkarmaya çalışıyordum. Skorbordu kontrol etmedim.

 

Son periyodun başında faul yaptığım için kenara geldim.

 

İnsanlar “M-V-P” diye bağırıyordu. Taraftarlar daha çok bağırmaya başladı. Tabelaya baktım ve 67 sayıyı gördüm.

 

Kenarda Brian Cook’un yanında oturuyordum ve “Bekle, 67 sayı mı attı?! Üstelik hala 6 dakikamız var. Bu doğru olamaz…”

 

“Evet.”

 

Skorborda bakınca ikimiz de şaşkına dönmüştük.

 

Son çeyreğin ortalarında taraftar iyice işin içine girmeye başladı. Kobe 53 sayıdan 70 sayıya neredeyse ışınlanarak geldi. Üç üçlük, üç atışlık bir faul, ve bir smaç. Bum.

 

Skorbordda bir istatistik ekrana geldi: Bir maçta en çok sayı atan oyuncular sıralamasında Kobe 71 sayıya ulaşarak Elgin Baylor’ı geride bıraktı.

 

Cook ve ben spikerler gibi oturuyorduk.

 

Kobe 81. sayıyı attığında 6 saniye vardı. Devin Green onun yerine oyuna girdi. Maçtaki ilk dakikanı oynamak için kötü bir yol değil.

 

 

Kobe’nin 81 sayılık maçını tekrar izleyince geçmişi fazlasıyla özledim.

 

İşin komik yanı ise bu maçta neredeyse hiç oynamadım —  Kobe’nin aksine.

 

1999’da Lakers’a geldiğimde Kobe’nin benden nefret ettiğini sanıyordum. Neredeyse aynı yaştaydık, o yükselen bir yıldızdı … ben ise küçük üçüncü sınıf bir okuldan mezun çaylaktım.

 

Herkes Kobe’nin çaylakları denediğini bilir. Bunu hala yaptığından emin değilim fakat sürekli yapardı. İlk antrenmanlarımı hatırlıyorum. Koç beni biriyle eşleştirmişti fakat aniden kafamı çevirdim ve karşıma Kobe Bryant çıktı. Top kontrolü antrenmanıydı … Yine karşımda Kobe. Ya da bire bir antrenmanı… Yine Kobe.

 

“Bu da ne? Bu adam beni sevmiyor mu?” diye düşünüyordum.

 

Toronto Raptors v Los Angeles Lakers

 

Bu noktadan yakın bir zaman sonra benimle kapışmaya başladı. Üstüme yürüyerek “Sen… Beni savunacaksın.”

 

Çaylak sezonumun tamamı böyle geçti. Savaştık, kapıştık.

 

Birkaç yıl sonra, Lakers ile olan kontratımın sonuna geldiğimde; Lakers’ın benimle yeniden imzalama seçeneği vardı ve tekrar çağırabileceğim konusunda emin değildim.

 

Kobe bana yardımcı olan isimdi. Takıma dönmemi sağladı. Tabii ki benden nefret etmiyordu. Beni deniyordu. Benim ve kendisinin iyiliğini düşünüyordu.

 

Bunun için ona minnettarım.

 

Toronto Raptors v Los Angeles Lakers

 

Basketbol tarihindeki muhteşem maçlardan birine şahit olduğumu söylemekten de fazlasıyla mutluyum.

 

Maçtan birkaç hafta sonra, çocuklarım için Kobe 81 özel üretim ayakkabılarını imzalayacaktı.

 

Onlara hikayeyi anlatmadan duramazdım.

DEVEAN GEORGE | THE PLAYERS’ TRIBUNE

Yazar: Orçun Dinç