i

Tatilde olan ve yanmaktan şikayet eden, tatilde olamayan ve baktığı her yönde deniz-sahil-kumsal konulu seraplar gören, çalıştığı için 1 milyon farklı konudan dırdır eden, çalışmadığından 10 milyon başka konuya ilaveten talihinden de şikayet eden, yaz okulunda okuduğundan okula, okumayıp sene uzattığına söylenen ama hep şikayet eden tüm basketbolseverlere merhaba. Elbette sizlere de merhaba, hayatı rayına oturduğundan kendi ruh dinliğine ulaşmış “Zenbasketbolseverler”. Bu haftaki konumuz geçen seneki doğu batı dengesi olacak.

 

O halde oyunlar başlasın..

 
Doğu ve Batı arasında bir güç farkı olduğunu Miami’nin şampiyon olduğu yıllarda da söylüyorduk ve bu kanımızı değiştirecek ciddi bir gösterge geçen seneye kadar yoktu (Konuya 90 derece diklemesine bungee jumping yapar modda girdik). Geçen sezonun başı itibarıyla Portland’ın LaMarcusu kaybetmesi ile tekleyeceğini düşünmekle beraber New Orleans Pelicans’ın bu kadar vasata düşeceğini pek de aklımızdan geçirmediğimiz için yine zorlu bir playoff yarışı olacaktır şeklinde kendi kendimizi kandırdığımız da doğrudur. Kandırmak diyorum çünkü geçen sezonun playoff sıralaması bu anlamda bizi gerçekten de utandırmıştır. Kevin McHale ile seneye başlayan Houston’ın en az Cavs’in Blatt’ı kovması kadar abuk şekilde hocasını göndermesi sonrasında Houston’ın akıl erdirilemez tuhaflıktaki seyri, New Orleans’ın kendisi parkede ama kafası kim bilir nerede olan Ömer Aşık ve diğerleri ile sürreal performansı derken Batının bu iki önemli silahındaki düşüş, güç dengesini Doğu lehine değiştirmiştir. LaMarcus ve Matthews’in ayrılışı ile “başka bir şey” haline gelen Portland’ın her ne olursa olsun oyun planına sadık kalarak, kanının son damlasına kadar savaşmasını takdir ettiysek de günün sonunda tabelada çok güçlü olanlar ve olmayanlar şeklinde bir sıralama ortaya çıkmıştı. GSW, SAS, OKC ve LAC güçlü olan kesimi, Portland, Dallas, Memphis ve Houston ise kalanları temsil ediyordu.

 

GSW ve SAS gerçekten de tarih yazmış ve rekor üzerine rekor kırarak sezonu noktalamıştır. Playofflara girerken bu iki takım ligin kalanından farklı bir noktada oldukları mesajını herkese veriyor ve Batının akıllara seza durumunu biraz daha keskinleştiriyordu. Öyle ki SAS’ın ardından gelen OKC, SAS’dan 12 mağlubiyet fazla almıştır. 1 veya 2 değil 12 diyorum, ya da Batı’nın 2.si SAS Doğu’nun 1.si LeBron ve arkadaşlarından 10 galibiyet öndedir. İşte bu kadar büyük bir fark oluşmuştur Batı’nın ilk ikisi ile ligin kalanı arasında. Batının 4. Sırasındaki Clippers ile ardından gelen Portland arasında 9 maç bulunması ise çok düşündürücü bir konu ve neresinden başlasak ne anlatsak anlamak da pek kolay değil. Portland’ın neredeyse sıfırdan oluşturulmasına mı baksak yoksa Houston’ın o kadroyla derinlerde ancak 8. likte kendine yer bulmasına ve Portland’a karşı utanmasına mı… Nereden tutsak konu analitik düşünce sınırlarını zorlamakta.. O Portland’ın kendisini aşarak elde ettiği derece ne kadar güzelse Houston’ın (McHale faciasından itibaren) yaptıkları da bitirme projesi konusu olacak kadar düşündürücüdür.

 

Feb 19, 2016; Orlando, FL, USA; Dallas Mavericks head coach Rick Carlisle reacts with forward Dwight Powell (7) against the Orlando Magic during the second half at Amway Center. Orlando defeated Dallas 110-104. Mandatory Credit: Kim Klement-USA TODAY Sports

 

Dallas’ın her daim saygı duyduğumuz sayın en büyüğümüz Carlisle liderliğinde Jordan’sız (DeAndre) kurduğu kadronun 6. Sıradan playoff yapması sezon başındaki beklentimizden biraz daha yukarıdaydı. Pota altında ikisini yanyana görünce bir düğümlenme hissi uyandıran (bkz Shaqtinfool) McGee ve Pachulia ile Jordan yokluğunda 5 numarayı kapatmış Dallas’ın geri kalan 4 oyuncusu, Parsons, Nowitzki, Matthews ve Williams kağıt üzerinde bile bir soru işaretiyken Dallas için gerçekçi tahminim 8 veya 7 den playoff yapabileceği ve Phoenix, New Orleans ve Portland ile yarışın son saniyeye kadar süreceğiydi. Carlisle takımı güvenli bir şekilde playofflara sokarak bir başarıya imza atmıştır. Burada DeAndre Jordan vakasından bahsetmek istemiyorum. Etik kelimesini çöp tenekesine atmış bu olay üzerine ne de olsa çok yazıldı çizildi.

 

Clippers’ın Blake Griffin maceraları hakkında araştıran geliştiren basketbolseverler okumalık şeyler bulacaklardır. Uzak doğu sporları tutkusunu takdir ediyoruz ama zaten NBA’de kendisine karşı duyulan sempati bu kadar yerlerdeyken sevmeyenlerine sayısız koz vermesini pek de affedemiyorum. Sadece basketboluyla anılmasını beklemek onun için en hayırlısı olacaktır. Takım olarak Griffinli mi Griffinsiz mi daha iyi olduğu saçmalıkları arasında bir sezonu devirirken bir senenin sonunda DAHA, hiçbir yere gitmeyen takım muhabbetlerinin odağında yer aldılar. Maksadım Doc’u eleştirmekten ziyade takımın geçen sene başında daha güçlü bir hale getirilememiş olmasına vurgu yapmaktır (Deandre olayı dahil olmak üzere Doc’un bir kariyer yılı geçirmediği ise ortadadır). Şampiyonluğa oynamak için bir hamle yapılmamış olması LA taraftarlarını oldukça üzdüğü için bunları yazıyorum. SAS şampiyonluk için uğraşmış ve olamamıştır. OKC istemiş ama başaramamıştır. En önemli örnek GSW de çok arzuladığı şampiyonluğu CAVS’e kaptırmıştır. LAC ne yapmıştır? Çok benzer bir örnek olarak bu sene (şu ana dek) Cavs’in şampiyonluğu alan kadroya ciddi bir katkı yapmıyor oluşunu izleyiniz. LAC için söylenen her şeyin benzeri şampiyon olamaması halinde Cavs’e de söylenecektir. Sezon sonu spoilerını şöyle verelim “efendim GSW transfer yaptı kendini güçlendirdi Cavs neden tembellik yaptı?” ki aslında Durantin gelişi milyar yılda bir olacak bir sürü şeyin üstüste gelmesi sonucu GSW’ye vuran bir piyangoydu ama taraftara anlatmak çok kolay değil. Diğer tarafta Cavs taraftarı bile olsa.(Bu konu ne de olsa sonraki yazı konusu).

 

curry-lebron-finals

 

Batının 4-8 arası takımları %50 barajının üzerinde tutunmuş ama 9. Takım ve gerisi bu çıtanın altında kalmıştır(<%50). Doğuda ise ilk 10 takım %50 ve üstünde galibiyet yüzdesi yakalamış durumdadır. Bu da bize 10 doğu takımının karşısında iki çok güçlü ve 6 diğer Batı takımı olduğunu gösteriyor. Batının normal koşullarda şampiyon olması gereken 2 takımı varken “bir şampiyonun yüreği hafife alınamaz” sözünü bize öğretircesine LeBron ortaya çıkıyor ve 3-1 kuyusundan Cavs’i çekip alıyordu. Bunun çok örneği yoktur. O yüzden Irving ve LeBron’un insanüstü çabalarını takdir ediyoruz. Takım çabası olarak GSW şampiyonluğu hak etse de LeBron kupayı Batıdan alıp götürmüştür. Sadece alkışlayabiliriz…

 

Şampiyonu alkışlarken hiç değilse Batıdaki düşüşü görebilmeliyiz. Batı geçen sezon itibarıyla, iki süper ve altında 2 güçlü takımın olduğu, sonraki 4 takımın ise balık kavağa çıkmadıkça elenmekten kurtulamayacağı bir konferans haline gelmiş durumdaydı (Bu seneki halini ayrıca değerlendirmeyi düşünüyorum ve yeni sezon için şu an bir değerlendirme yazmıyorum.). Bu çok sağlıklı bir şey gibi gözükmüyor. Yarışta Phoenix’in New Orleans’ın olmaması Doğuyu parlatan asıl unsurlar olmuştur. Bu seneki halleri de çok parlak durmamaktadır. Durumu bu şekilde tespit ederken bir konuyu da eklemeden geçemeyeceğim; o da iki konferansın da dengeye gelmesi daha heyecanlı geçecek maçların habercisi olacağı için aslında basketbolsever olarak sevinmemiz gereken bir şeydi. Batının uzun zamandır süren hegamonyasının kırılması bu anlamda mutluluk vericidir. Ama aslolan şey mümkün olduğunca çok takımın gerek doğu gerek batıda iddialı hale gelmesi ve rekabetin göklere çıkmasıdır (Bu seneki konferans görünümünü sonraki yazıda inceleyeceğimiz için süren transfer hadiselerine şimdilik değinmiyorum).

 

isaiah-thomas-brad-stevens

 

Geçen sene Chicago’nun playoff yapamaması, Boston’un playoffa kalması kadar ilgi çekicidir. Boston’un playofflarda başına gelenleri ve kadro kalitesini düşündüğümüzde aklımıza sadece bir isim geliyor; Brad Stevens. Bu ligde çok iyi hocalar var ama şu an Popovich, Carlisle ve Stevens’ı ayrı bir yere koymak gerekiyor. Üzerlerine incelemeler yapılmalı. Antrenman şekillerinden setlerine, basına karşı tavırlarından oyuncularla iletişimlerine kadar bu adamların yapılabilecek tüm etütleri geleceğin basketbol hocalarına yol gösterecektir..
Doğuya uzun zamandır imzasını koyan takımlar olan Chicago ve Miami’nin her ikisinin de yeterince iyi olmadığı senelerin yaşandığı Doğu’da, Toronto ve Atlanta, Cavs’den sonraki başaltı takımlar olarak seneyi kapatmıştır. Her iki takımın da iki yıldır bu rolü güçlenerek oynamalarına şahit oluyoruz. Bu iki takıma Miami ve Boston’u da katarsak Doğu hiç de fena gözükmemektedir. Bu analizi yeni sezonu anlatan sonraki yazımızda ilerleteceğiz.
Geçen sene Curry, Lebron filan konuşulurken bunlardan daha çok umursadığım bir şey vardı. Önce bir nefes alıyor, derinlere dalıp iki kelime yazıyoruz tahtaya, Duncan ve Kobe. Ne hikayeler ne hikayeler var bu iki yaşlı kurtla ilgili. Belki bu ikisine dair bir yazı kaleme alırız ve bizim kuşağın kah kızdığı kah bayıldığı ama gönlünde MUTLAKA büyük bir yer açtığı bu iki adama bir selam göndeririz. Geçen sene bu iki adam için oldukça duygusaldı. Her maçını bir jübile modunda oynayan Kobe, diziyle mi, pota altıyla mı neyle uğraşsın şaşırmış bir Duncan… Şurası kesin NBA’deki gençlerin bu iki efsaneyi görmüş olmaları büyük şanstı…

 

San Antonio Spurs v Los Angeles Lakers

 

Konu çok geniş ve basketbolseverlerin sabrını denemek istemeyeceğimiz kadar uzun. Bu yazıyı yeni sezonun transferlerini de değerlendireceğimiz sonraki yazıya kadar şimdilik noktalıyorum. Sözün özü Batının Doğu tarafından artık yakalanmakta olduğudur. İki konferans arasında bundan 3 sene önceki görünümü düşündüğümüzde (Batının birincisi doğunun sekizincisiyle, batının ikincisi doğunun yedincisiyle şeklinde bir çapraz eşleşme yapılacak olsa, elenecek 8 takımın 6sı doğudan olabilecek kadar güç farkı bulunmaktaydı) geldiğimiz nokta çok daha rekabetçi, çok daha kıran kıranadır. Bu da bizi sevindiriyor. Filelipota’nın sonraki yazılarında görüşmek dileklerimle..

 

Basketbolla kalın.

Yazar: Utku Köker