BbsImg147058516966499_1440x688 (840 x 400)

Yaklaşık üç yıl önce, Cavs tarafından antreman daveti aldım. O zamanlar Yunanistan’ın en üst liginde basketbol oynuyordum fakat her yurt dışı oyuncusu gibi benim de bir gözüm hep NBA’da idi.


Eğer bir NBA takımı çağırdıysa, hazırlanırsın ve nereye gitmeni isterlerse gidersin.
Cleveland çalışmaya birkaç oyuncu daha çağırmıştı. Hepimiz farklı yönlerden benzerdik — kolejde oynamış oyuncular, D-League basketbolcuları ve yurt dışından gelen basketbolcular. Hepimiz NBA’e bir adım uzaklıktaydık.
O yıl Cavs’ın çağırdığı oyuncuların arasında bile yurt dışında oynayan bir çaylakmışım gibi hissediyordum. Antrenmandaki yetersiz oyunculardan biriydim ve birinci lig düzeyindeki bir okulda kolej basketbolu oynamayan tek oyuncuydum. Aslında bu kimliğe alışkındım. Ohio’da bir lise oyuncusuydum, tıpkı kardeşim C.J. gibi. Fakat ben hiçbir zaman birinci lig okulundan burs teklifi almadım. İnsanlar çok küçük ve güçsüz olduğumu söylüyordu. Üst seviye kolej basketbolunu fiziksel olarak kaldıramayacağımı söylüyorlardı. Aynı şeyleri bu seviyeye yükseldiğinde C.J. için de söylediler.

Son sınıf öğrencisi olarak Amerikan karmasının ilk takımında yer aldığım, Ulusal Kolejler Spor Birliği (NAIA) üyesi olan okula, Goshen Koleji’ne gitmeyi bıraktım.  O zamanlar ‘March Madness’ izlediğimi hatırlarım, yaşıtlarımın kolej basketbolundaki en üst seviyede oynadıklarını görürdüm. Bu adamlar benim lise ve amatör maçlarda karşılaştığım oyunculardı. İzlemesi benim için zordu çünkü orada olmam gerektiğini biliyordum.

Cavs ile olan antrenmanımın üçüncü gününden sonra bazı oyuncuların ‘ The Basketball Tournament ‘ dedikleri bir şey hakkında konuştuklarını duydum.

” Durun, nedir bu? ” dedim.

Basketbol dünyasında yapılan bütün büyük turnuvaları bildiğime çok emindim ama bunu hiç duymamıştım.

Daha sonra açıkladılar:

  • Herkes katılabilir
  • 64 takım
  • March Madness formatı
  • Kazanan 500 bin $ ödülün tamamını alır

Dürüst olmak gerekirse, bunun birazcık imkansız olduğunu düşündüm. Bunun sponsoru kim? Neden bunu daha önce duymadım?

Dibini kazdıktan sonra detaylar ortaya çıktı. O dönemde bir takıma girmek için çok geç olmuştu, bu yüzden turnuvayı internetten takip ettim — şampiyon Notre Dame mezunlarını izledim. Hemen menajerimi aradım.

“Bu adamlar iyi, ama o kadar iyi değiller.”

Birlikte rekabet edebilecek bir takım kurabileceğimizi biliyordum.

Başlamıştı. Turnuvanın ikinci yılı için, hazırlanacağımız yılın başlangıcıydı. Aynı zamanda, şansıma, ödül 500 binden 1 milyon $’a yükseltildi. Bu yıldan sonra — 2016 — ödül 2 milyon $’a çıkarılması ise kimsenin beklemediği bir sürprizdi.

 

during The Basketball Tournament Championship game between Overseas Elite and Team Colorado in Rose Hill Gymnasium at Fordham University in New York, NY on August 2, 2016. (Photo by Sam Maller/The Players' Tribune)

 

C.J. ve ben Ohio’da orta seviye bir ailede yetiştik. Her zaman büyük, çok büyük basketbol hayallerini paylaştık. Paylaştığımız bir şey daha vardı: bizi küçük gören insanlara gerçeği kanıtlamak.

Goshen’daki ilk yılımda annemin bana söylediklerini hatırlarım. C.J. eski lisemde ikinci sınıftaydı ve ilk yılında en iyi 5 oyuncudan biriydi. Başlangıçta adaptasyon süreci onun için zordu, bu yüzden koç onu altıncı adam rolünde oynatmaya başlamıştı. Annem bana ” Bir amatör koç yanıma yaklaştı ve C.J.’in ikinci lig için harika bir oyuncu olduğunu söyledi. ” dedi.

Bu yorum beni çok sevindirdi. Birinci lig okuluna gidememiştim, bu yüzden kardeşim CJ’in bunu başarabilmek için bir şansı olmasını her şeyden çok istiyordum.

” Anne, C.J.’e söyleme. ” dedim.

Bu yıl, okuldan eve geldiğimizde C.J.’i spor salonuna götürürdüm. Saatlerce çalışırdık. Hırslıydık. İnsanların bende ve onda beğenmediği, küçümsediği bir şeyleri kanıtlamaya çalışırmış gibi antreman yaptık. C.J. bazen hayal kırıklığına uğrardı, fakat bunun onu yenmesine asla izin vermezdi. Tıpkı benim gibi, o da televizyonda yaşıtlarını izler ve birçok birinci lig okulunun neden kendini es geçtiğini merak ederdi (sadece 1 birinci lig okulundan teklif aldı).

İki seçeneğimiz vardı: Sinirlen ve somurt, veya sinirlen ve salona git.

McCollumlar her zaman ikinciyi seçti.

 

20160802_SM_TBT_1068bw-min

 

İki yıl önce, The Basketball Tournament’e takım çıkarma sorumluluğunu menajerimle kendi üstüme aldım.

Benle aynı isteğe sahip üst seviye Avrupalı basketbolcular seçmek istedim — Genellikle NBA hayalleri herhangi bir sebepten gerçekleşmemiş adamlar, kendilerini kanıtlamak isteyenler, zor durumda başardıkları için başarıları takdir edilenler.

 

İlk senemizde şampiyon olduk. 1 milyon $. Zorlu bir yarıştı. Bu sene, şampiyonluğu korumak için yolumuz çok daha zordu. Takımlar bizi izliyordu.

Beklentim çoktu. Bu zamanlarda grubu bir araya getirmem gerektiğini biliyordum. Menajerimle kadro değişikliklerini konuştuk. Şampiyon kadromuzda yer alan ilk beşimizi — ben de dahil — geri getirmeye karar verdik.

İlk olarak elimizde Arizonalı gard Kyle Fogg vardı. Şu an İspanya’da oynuyor fakat Almanya ve Finlandiya’nın en üst liglerinde sayı kralı oldu. Üst düzey skorer.

Sonra St John’s’da okuyan Paris Horne’u çağırdık. Türk ve Yunan ligine damga vurmuş, her şeyi yapabilecek tarzda süper atletik birisi. Herkesi savunabilir — birden beşe kadar — topu potaya götürme ve bitiricilik konusunda marifetli.

Büyük bir uzun hamlesine ihtiyacımız olduğunu biliyordum. 4 yıl önce İsrail’de karşı karşıya oynadığım Johndre Jefferson’ı çağırdım. Çember savunucu. Uzun ve ince. Aynı zamanda boyalı alanı kontrol eder ve harika bir alley-oop yakalayıcısı. Kritik bir hamleydi. Fizik gücüne ve atletizmine ihtiyacımız vardı.

Son olarak, başlangıç beşimizin son parçasını bulmak için Paris, St. John’s’daki ilişkilerini kullandı. Yakın arkadaşı D.J. Kennedy. St. John’s’da Paris’in takım arkadaşı. İçerde ve dışarda oynayabilen 1.98’lik bir garddı. New York basketbolunun saf hali — zorlu, potaya güçlü penetre eden ve zor fauller alıp kritik pozisyonlarda bitirebilen birisi.

 

20160802_SM_TBT_0365bw-min

 

Şampiyonluk maçı öncesini biraz anlatayım. Cumartesi günkü yarı finallerde, Tanrıların Şehri ile karşılaştık. Onları geçen sene yenmiştik, bu yüzden bize kızgınlardı. İlk yarıda 17 sayı farkla öndeydiler. Bu turnuvada iki yıldır ilk kez bir maçı kaybedeceğimiz için endişelenmiştim. Fakat üstesinden geldik ve geri dönerek yendik.

Şampiyonluk maçında Colorado geldi ve maçın başlarında bizi darmadağın etti. İlk yarının ortalarında neredeyse 20 sayı farkla yeniliyorduk. Şut kaçırmıyorlardı.

 

Biz ise sayı atamıyorduk.

 

İlk yarının sonlarındaki bir mola sırasında herkese daha önce de geriye düştüğümüzü hatırlattım. Colorado maç boyunca her attığını sokacak değildi.

Devre arasına girerken farkı 10’a indirdik.

Soyunma odasına giderken istatistik levhasına baktım. Colorado %53 ile şut atmış. Biz ise 30’larda kalmıştık.

D.J. soyunma odasında kendi başına oturuyordu. Onu rahatsız etmedik. Oynadığı oyundan memnun olmadığını görebiliyorduk.

Baskıdan kurtulmak ve toparlanmak zorundaydı. Üst üste ikinci yıl birlikte oynamamızın bir avantajı var: Birbirimizin kişiliklerini biliyoruz. Bana göre hepimiz D.J.’in düşünmek ve aklını başına getirmek için kendi başına kalması gerektiğini biliyorduk.

Maçın son 10 dakikası başa baş geçti.

2 dakika kala, iki sayı farkla öndeydik.

D.J. normalde çok güçlü bir şekilde potaya giderdi ama son pozisyonlarımızdan birinde kurnazlık yaptı. Faul çizgisine gelirken birkaç adım aldı ve topu havadan bıraktı. Çok yüksekten gidiyordu top. İzlemekle yetindim, ağır çekimmiş gibi. Gir, gir, gir.

Basket olduğunda bittiğini anladım.

Kalan süre sıfırı gösterdiğinde, 77-72 kazanmıştık.

 

Maçtan sonra konfeti tüm sahayı kaplamıştı. Arkadaşlarımdan beşlik çakmalarını istiyordum. Biri kafama The Basketball Tournament şampiyonluğu şapkası takmıştı bile.

 

20160802_SM_TBT_1422bw-min

 

Soyunma odasında şarkı söylüyorduk. Gülüyorduk, sarılıyorduk, iki yılda neler başardığımızı konuşuyorduk.

Birçok kişi bana bu şampiyonluğun daha farklı hissettirip hissettirmediğini sordu. Onlara ilk şampiyonluğun kesinlikle daha heyecanlı olduğunu, çünkü onun ilk olduğunu söyledim. Fakat bu sene daha anlamlıydı. Hedeflerimizle yeniden kazanmak bizi her şeyden daha mutlu etti.

Soyunma odasında C.J. bana mesaj attı. O da televizyondan izliyordu.

” Seninle gurur duyuyorum. Böyle devam et. ”

Bir an geçen seneye geri döndüm. C.J. Portland’dan büyük bir kontrat aldı. Şimdi ben üst üste ikinci kez TBT şampiyonluğu kazandım. Kendimi kanıtlamam gereken konular? Bence hala var. Bana kalırsa küçük görülmek ve sonrasında başarmak, hiç küçük görülmemekten çok daha iyi hissettiriyor. Kesinlikle başarını daha çok takdir ediyorsun.

Sonra C.J. ekledi:

” Yarın burada olsan iyi olur. ”

Portland’daki kampı çoktan başlamıştı ve ben ilk iki günü kaçırmıştım. Bu yüzden şampiyonluğu kutlayacak daha fazla vaktim yoktu.

24 saat sonra uçağım New York’dan kalktı ve Portland’a indi.

 

Kardeşler, hep beraberdirler.

Errick McCollum | The Players’ Tribune

Yazar: Orçun Dinç