1998

Merhabalar.

 

Bir Olimpiyatı daha geride bıraktık ve cümle basketbolseverler ABD Milli Takımı’nı konuştu.” Vay efendim yeterince yetenekli bir takım getirilmedi. ” diyenleri mi ararsınız yoksa kötü takımla geldiler diyenleri mi… Bir noktada bu arkadaşlara hak vermek gerekir ki Avustralya maçından İspanya maçına dek bu takımın eleştirilemeyecek tek yönü ribaundlardı (bir de rakiplerden daha fazla sayıda hücum edebilmeleri) . Bunun dışındaki hemen her şeyi (takım savunmasından hücum setlerine, paslaşma eksikliklerinden faul sorunlarına, stepslerden şut seçimlerine…) ciddi ciddi oturup sabahlara kadar tartışabiliriz. Avustralya maçı kaybediliyor dedik ama son çeyrekte -bir şekilde- maç koparıldı, Fransa ve Sırbistan maçları nerdeyse son toplara kaldı derken sonunda İspanya ve Sırbistan (final maçı) maçları dışında güzel bir seyirlik yok gibiydi. Biz basketbolseverler olarak akıllı oynanan hücumlar ve iyi savunmalarla dolu mücadelesi yüksek bir maç izlemek istiyoruz. Sahip oldukları potansiyeli sonuna dek kullanan oyuncuların rakibin açığını bulmak için sürekli aramalarını, yerdeki topa iki takım oyuncularının da maçın kaderini değiştirecek son topmuş gibi atlamalarını görmek istiyoruz. Bu açıdan bakıldığında Rio’da aradığımızı genel anlamıyla bulduğumuzu söyleyebilmek çok güçtür. İspanya karşısında havlu atan Fransa’nın isteksizliğini, ABD karşısında tanınmayacak kadar kötü Sırbistan’ın maç bitse de gitsek haleti ruhiyesini, son iki maça kadar savunmayı kayda değer bir şey olarak görmeyen ABD vb örnekleri hep bu şekilde düşünmek mümkün. Milli takımlar bunlar çok şey istemiyor musun diyenler olabilir. Yine de bir yandan da milli heyecanla bu saydıklarımızdan görmeyi istemiyor muyuz? Diğer yandan eğer bir takım “doğru basketbol” oynamıyorsa bu başka bir şeydir. Doğru oynamayan bir takımın (ABD) bazılarınca yetenek yönlü eleştirilmesini Cartman bakışlarıyla geçiştiriyor ve asıl konumuza doğru akıyoruz.

 

bilet98_2

 

Yazımız 1998 ABD basketbol takımı kadrosu hakkında olacak. Gelmiş geçmiş en ” acayip ” kadrolardan birisinin hikayesine nereden başlamalı nasıl bir giriş yapmalı ? Sanıyorum şöyle bir giriş olabilir.

 

Efendim bir “Rüya Takım” olayı var ki basketbol dünyasında fenomen olmuştur. 1992 Barcelona Olimpiyatlarında tüm takımlara ortalama 44 sayı fark atmış, büyük üstad Chuck Daly’nin hocalığını yaptığı bir gruptan bahsediyoruz. Smaca kalkan ABDli oyuncularla aynı kareye girmek için kafa uzatanları mı ararsınız yoksa maç sonunda ABDlilerle resim çekilmek için izin isteyen rakip oyuncuları mı… Çok acayip bir fenomen. Bu takımın kimlerden oluştuğunu bir saygı duruşu havasında sayacak olursak:

 

Chuck Daly2

 

Bu kadro kendisinden beklenen işi gerçekleştirdi ve altınları topladı. Asıl yaptığı şey ise basketbolun küreselleşmesini sağlamaktı ki bu başlı başına bir yazı konusu olmayı hak eder. Artık dünyanın dört bir yanında çocuklar Jordan’dan bahsediyor, Magic Johnson’ın verdiği pası anlatıyor, Barkley’in smacını taklit etmeye çalışıyordu. Basketbol dünyası bu olimpiyattan sonra müthiş bir atılım yapmıştır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

 

Olimpiyatların ardından sene 1994’e gelindiğinde bir “ Dünya şampiyonası’na ” kadro göndermek gerekmişti. 92 kadrosundan çok farklı bu kadroya Rüya Takım 2 denildi. Adeta iki tutulan model arasında rağbet görmeyen görmezden gelinen ara kasa muamelesi görecek bu kadronun Don Nelson baba koçluğundaki kadrosunu bir hatırlayalım:

 

donnelson2

 

Kadroda Reggie Miller, S. Kemp, D. Wilkins, S. O’Neal, A. Mourning gibi şimdiki neslin tanıdığı oyuncular ve 40lı yaşlardakilerin yüzünde gülümseme oluşturan diğer eski tüfekler var.  Kadro kesinlikle kaliteliydi ama Dream Team diye bir şeyi görmüş basketbol dünyasını tatmin etti mi ? Elbette “ Hayır ”.

 

1996’ya gelindiğinde bir başka olimpiyattaydı sıra ve ABD yine bir rüya takım oluşturmak istedi. 92 kadrosundan 5 isme (Charles Barkley, Karl Malone, Scottie Pippen, John Stockton, David Robinson) yer verilen Lenny Wilkens yönetimindeki Rüya Takım 3 kadrosu şöyleydi:

 

LennyWilkens2

Bu kadro Atlanta Olimpiyatlarında tüm diğerlerini  sürklase etti. En az farkı 22 sayıyla Litvanya’ya atan bu kadro her takıma karşı 30-35 sayı farklarla güle oynaya kupayı almıştır.

 

Şimdi gelelim asıl konumuz olan 1998’e…

1998’de Yunanistan’da yapılan Fiba Dünya Şampiyonası Atlanta’dan 2 yıl sonra yapılması nedeniyle ilk bakışta 1996 kadrosuna yakın bir kadronun çağrılacağını bize düşündürecektir. Aklın yolu bir neticede… Yine de çeşitli nedenlerle bazılarının takıma katılmayabileceğini düşündüğümüzde bu oyunculardan bir ikisinin takımda olması gerekli. Lafı uzatmanın manası yok, 1998 ABD takımı asıl haliyle şöyleydi:

 

  Oyuncu Adı-Soyadı Mevki Takımı
1 Terrell Brandon G (Mil)
2 Allan Houston G (NY)
3 Gary Payton G (Sea)
4 Tim Hardaway G (Mia)
5 Glen Rice G-F (Cha)
6 Kevin Garnett F (Min)
7 Tom Gugliotta F (Min)
8 Chris Webber F (Sac)
9 Grant Hill F (Det)
10 Vin Baker F (Sea)
11 Christian Laettner F-C (Atl)
12 Tim Duncan F-C (SA)

 

Takımda Hardaway’in ve Glen Rice’ın 9 yıllık,  Payton’ın 8 yıllık deneyimi var. Chris Webber, Grant Hill, Allan Houston gibi fişek gibi adamlar var.  Takım bu haliyle bile bomba sayılır. Rüya Takım 2 düşünüldüğünde bu takım da hiç küçük görülecek gibi değil.

AMA !

 

Basketbolcuların ve takım sahiplerinin sözleşme olayları var bir de. 1998 bu bakımdan çok sıkıntılı bir yıl. Patronlar sözleşmenin sezon sonunda yapılmasına Mart ayında karar veriyor. Haziran 22 de yapılan (Aynı sezondaki 9. görüşme) görüşmede oyuncular bazı maddelerde geri adım atmıyorlar (hard salary cap istemezük). Bunun ardından Haziran 30’da, hemen bir gün sonra başlamak üzere lokavt kararı alınıyor. Bu lig tarihindeki 3. lokavttır. NBA artık bir dünya metası haline gelmeye başladığından pek çok insan bunun hemen çözülmesini beklemektedir. Lokavt nedeniyle Milli Takımdan NBA oyuncuları çıkartılır. 24 Eylülde ligin 24 tanıtım maçı iptal edilir. Bu iptaller tanıtım maçlarıyla da kalmaz ve iş 1999-20 Ocağına dek uzar gider. En sonunda pek çok otorite tarafından Stern’in ve sahiplerin zaferiyle sonuçlandığı kabul edilen bir anlaşmaya varılır. 204 gün sonra bir anlaşmaya varılmıştır! (Lüks vergisi gibi şeyler bu anlaşma sonucunda getirilmiştir. Anlaşma oldukça tartışmalı çok şey içeriyor.)Bu arada ne oluyor derseniz 98 Fiba Dünya Şampiyonası oluyor.

 

NBA oyuncularının lokavt nedeniyle Milli Takımdan kesilmesi kararı verildiğinde tarih 16 Hazirandır. 29 Temmuzda turnuvanın ilk maçının oynanacağı düşünüldüğünde ABD takımının hocası Tomjanovich’in (bu işi gönüllü yapmıştır) işinin ne kadar zor olduğu fark edilecektir. Tabi 16 Haziran itibarıyla NBA oyuncularının kesilmesiyle birlikte Milli Takım kadrosunun nasıl olacağı sorusu zihinlerde yer eder. İzin verilen kadro alt liglerde oynayan oyunculardan ve  diğer ülkelerdeki ABDli basketbolculardan oluşmaktadır. NBA’de önceki sezon oynamamış ve başka ülkelerde oynamış Dominique Wilkins, Byron Scott gibi eski starların ise Milli Takıma dahil edilmesi lokavt mevzuları nedeniyle arzu edilmemiş/gerçekleşmemiş ve 1500 kişilik milli takım çıkarılabilir oyuncu listesinden 300 kişi de bu şekilde kesilmişti. İşte bu ortamda oluşturulan liste en son 200e indirilir.  Sıfırdan yepyeni tesis edilen ve NBA oyuncularını içermeyen çok tuhaf bir kadrodur bu. 29 kişiye indirilen grup son 12 kişinin belirlenebilmesi için 8-14 temmuz arasında yapılacak kadroya çağrılır. Huzurlarda bu 29 kişilik dev kadro!! :

 

  Oyuncu Adı Soyadı Mevki     Oyuncu Adı Soyadı Mevki
1 Chucky Atkins G 16 Acie Earl F-C
2 David Booth G 17 Mateen Cleaves G
3 Earl Boykins G 18 Jimmy Oliver G
4 Randy Livingston G 19 Michael Hawkins G
5 Richard Hamilton G 20 Kiwane Garris G
6 Gerald Madkins G 21 Trajan Langdon G
7 Troy Hudson G 22 Jimmy King G
8 Bernard Hopkins F 23 Bill Edwards F
9 Tim Breaux F 24 Gerard King F
10 Larry Stewart F 25 Jason Sasser F
11 Tim Kempton C 26 Wendell Alexis F
12 Nate Huffman C 27 David Wood F
13 Richard Manning C 28 Brad Miller C
14 Mike McDonald C 29 Ashraf Amaya F-C
15 Warren Kidd F-C

 

98roster

 

Mateen Cleaves 26 Temmuzda (Turnuva ilk maçından 3 gün önce!) ayağını burkunca Trajan Langdon ile değiştirilmiş ve12 kişilik Atina listesi aşağıdaki gibi oluşturulmuştur:

  Oyuncu Adı Soyadı Mevki        
1 Trajan Langdon G 7 Gerard King F
2 Jimmy Oliver G 8 Jason Sasser F
3 Michael Hawkins G 9 Wendell Alexis F
4 Kiwane Garris G 10 David Wood F
5 Jimmy King G 11 Brad Miller C
6 Bill Edwards F 12 Ashraf Amaya F-C

 

İlk antrenmanını yaptıktan sonra turnuvadaki birinci maçına sadece 2-3 hafta kalan bu toplama takımın işi oldukça zordur. Bundan öncekilerin bıraktığı miras düşünüldüğünde asla bir rüya takım olmayan bu takımdan medya ve pek çok kişi kararsızdır. Kimisi sadece başında ABD yazmasını bile takımın altın alması için yeterli görürken kimisi de bu takımı pek bir şeye benzetememektedir. Bu takımın bir araya geleceği aylar öncesinden belli olsaydı belki takım daha erken kampa girer ve bir kimya yakalanması daha mümkün olurdu ama sadece 15 20 gün kala ilk kez bir araya gelen adamların işi o kadar zordur ki…

 

rudy

Rudy Tomjanovich

Medyanın işi elindeki malzemeyi şişirmek ve beklenti oluşturmaktır. Zira sonuç iyi olursa zafer, kötü olursa hezimet başlıklarıyla haber yapmak harika bir iştir! Gelgelelim şu takımdan gerçekçi olarak insanların madalya beklemesi bile aslında çok zordu. Rakiplere bakarsanız Tomasevic, Rebraca, Topic, Bodiroga, Obradovic’li Sırbistan, Nicola, Sconochini, Ginobili, Oberto’lu Arjantin, Bonora, Basile, Fucka, Meneghin, Myers, Pozzecco’lu İtalya, Oikonomou, Fassoulas, Alvertis, Papanikolaou’lu Yunanistan, Orenga Forcada, Marin, Herreros, Reyes,’li İspanya, Karasev, Kudelin, Babkov, Kisurin, Panov’lu Rusya, Jasikevicius, Zukauskas, Stombergas, Einikis, Karnisovas, Praskevicius’lu Litvanya vardı.  Bu takımlar birbirini yıllardır tanıyan ve birlikte oynama alışkanlıkları olan takımlar olduğundan zaten ABD’ye oranla büyük bir avantaj sahibiydiler. ABD’nin bu takımlara karşı her zaman sahip olduğu yegane avantaj olan atletizm dışında nesi vardı derseniz bunu herhalde oldukça uzun süre aramak gerekecektir… Kesin olan bir şey varsa o da otoriteler bazında ABD’nin turnuva başında favori gösterilmediğiydi. Herkes ABD’nin ne oynayacağını merak ediyordu.

 

TURNUVA MAÇLARI

Takım ilk maçını Brezilyayla yaptı. Nasıl bir oyun ortaya koyacağı merakla beklenen takım, bu sınavı 83-59 ile geçerken bu takımın da altın getireceğini yazanlar çizenler ortalarda bol bol boy gösteriyordu (Brezilya maçındaki Sandro Varejao, Anderson Varejao’nun abisi bu arada 🙂  Hawkins, Sasser, Alexis ve Brad Miller’ın oyunları ümit veriyordu.

 

İkinci maçta Litvanya karşısına çıkan takım aslında en önemli madalya adaylarından biriyle kapışmak üzereydi. Litvanya Hawkins, Sasser ve Oliver’ın iyi oyunlarına Stombergas, Praskevicius, Jasikevicius ile cevap veriyordu. Maçta pırıl pırıl parlayan isimse Karnisovas olmuştu. Muhteşem performansını 5 ribaund, 29 sayı ile süsleyen oyuncu hayatının oyunlarından birisini ABD’ye karşı oynayarak soğuk duş etkisi yaşatmıştı. ABDliler artık altın madalyadan eskisi kadar emin değildi…

 

 

greece98

 

 

3.maçında Kore karşısında 26 fark bulan ABD sonraki maçta Arjantinle oynuyordu. Nicola’nın 26, Oberto’nun 18 sayısı Arjantin’e yetmiyor ve ABD maçı 87-74 kazanıyordu. Alexis, Hawkins ve Oliver yine istatistik kâğıdını doldurmuşlardı.

 

ABD sonraki maçında İspanya’yı kıran kırana geçen bir maçın sonunda 75-73 yeniyordu. Oliver, Miller, Alexis ve Garris’e İspanya Herreros ve Reyes’le yanıt vermeye çalışmış ama yeterli olamamıştı.

 

Çeyrek finaller öncesi son maçta ABD Avustralya ile karşılaşmış, ilk yarısında 20 farka ulaştığı maçın kalanını rahat bir şekilde geçirerek 96-78 rakibini yenmişti.

 

Çeyrek finallere gelindiğinde rakip İtalyaydı. Ribaundlarda takım kötü değildi ama önceki turnuvalardan alıştığımız ABD hegamonyasından da bahsedemiyorduk. O’Neal, Robinson, Ewing,  Olajuwan gibi adamların yokluğunda ribaundlarda takımın zaten o kadar ezici bir üstünlük kurmasını da beklememek gerekiyordu. Ama medya bazen acaip bir şeydir.

 

İtalya’nın muhteşem kadrosu karşısında ABD’nin çeyrek finalde yenilmesi aslında bir sürpriz olmayacaktı. Amma velakin ABD takımı müthiş bir maç çıkartarak İtalya’yı 80-77 dize getirdi. Myers’ın 32 sayı 5 ribaund, Fucka’nın 11 sayı 4 ribaundluk performansı yeterli olmamış, ABD Hawkins, Garris ve Alexis ile işi bitmişti. Bu maçta da İtalya’ya karşı ribaundlarda zafiyet yaşanmış, İtalya’dan daha az hücum edilmiş ama 25/65 atan İtalya’ya karşı 26/51 atıp daha fazla asist yaparak maç kazanılmıştı. Belki İtalya kadar iyi değildi ama maç sonunu iyi oynayan ABD bu engeli de geçerek adını yarı finale yazdırıyordu.

 

ABD yarı finalde ezeli rakibi Rusya ile oynayacaktı. Takımın buraya kadar gösterdiği direnci görenler kadroların üç aşağı beş yukarı denk olduğunu düşünüyordu. Amma velakin ABD’de maçı kopartacak adam eksikliği turnuva boyunca hissedilmişti. Jordan gibi dominant bir kazanan oyuncu yokluğu zor maçlarda ABD’yi çok zorluyordu. Skorun takıma yayılması faydalıydı evet ama zor anlarda yine de oyunu kolaylaştıracak birisi gerekmiyor muydu?

 

Rusya maçında Babkov sahne alıyordu. Attığı 30 sayıyla ABD potasında antrenman yapan Babkov’a Karasev, Panov gibi yan katkılar da gelince ABD 2 sayıyla (66-64) maçtan mağlup ayrılmıştı. Faul atışlarının ve top kayıplarının özellikle can yaktığı bu maçla birlikte ABD’nin altın ümidi de sona eriyor ve madalyasız eve dönme tehlikesi beliriyordu.

 

ABD adına maçın trajik yanlarından birisi maçın bitimine 3:10 kala ABD lehine 10 sayılık farkın olması ama bu farktan Rusya’nın maçı almasıydı. Babkov’un üçlüğü ile 1:22 kala 64-64e inen farkın ardından Amerikalılar üçlük kaçırıyor, Ruslar ellerindeki öne geçme şansını ise baskılı Amerikan savunması karşısında değerlendiremiyordu. Sadece 34 saniye kalmıştı…

 

ABD hücum süresi sonuna kadar süreyi kullanmak ve bulacağı sayıyla Rusya’yı baskı altına almayı planlıyordu. Hücumun sonunda Michael Hawkins’e (Olympiakos forması taşıyordu o zamanlar) hücum faulü çalınmasıyla (faul üzerine baya itiraz olmuştu) mavi beyazlılar ilk şoku yaşadı. Maç böyle biterse uzatmaya gidecekti ve Hawkins faulleri dörtlemişti ve hala Rusya’nın basket bulabileceği bir 10 saniyesi vardı ve son 10 sayının hepsini bulan Rusya olmuştuve bu faul kararı tartışmalıydı ve…ve…ve… (Sistem Uyarısı Lütfen Sistem Yöneticinizi arayın, çaya davet edin)

 

Tartışma götürmeyen şey kalan sürenin 10 saniye oluşu ve topun da Ruslara verilmiş olduğuydu. Topu kenardan oyuna sokarak Panov’a verdiler. Panov kendi yarı sahasından aldığı topu ABD potasına kadar sürdü ve hiçbir savunmanın attırmaması gerektiği kadar basit bir 2 sayıyı üretti. ABD müdafası felaket bir hata yapmış ve, oyunun bitimine sadece 4 saniye kalmıştı. Zaman ilerliyordu. (Sistem ölümcül hata belirledi Sistem Yöneticinizi çağırdınız çağırdınız yoksa…)

 

ABD topu Wendel Alexis’e ulaştırdı. Alexisin canhıraş bir son çaba ile gönderdiği üçlük sayı oldu. 2 sayı gerideyken bir sayı öne geçilmişti.

 

Sorun şu ki Wendel Alexis’e top ulaştığında süre dolmuştu ve yaptığı atış geçerlilik kazanmayacaktı. Bir ABD maçı daha 1972ye benzer drama ile sona eriyordu. Rakip o zamanlarki SSCB’nin varisi Rusyaydı. İşin aslı ABDliler üçlük girdiğinde sevinememişti. Sürenin dolduğunu onlar da biliyordu. ABD 4/20 üçlük atarken Rusya 9/22 atarak yaraya tuz basmıştı. Trajik bir maç sonu daha kaybedilmişti (Sistem “Bulunamadı”.).

 

10 sayılık farkla maç sonuna girilmiş ama maç elden uçup gitmişti. İşte bu travmadır…

 

ABD’nin turnuvada oynayacağı son maç ev sahibi Yunanistan’la yapılacak üçüncülük maçıydı. Sasser’in en iyi oyununu oynadığı maçta ABD Yunanistan’ı zorlanmadan geçti. İlk yarıda 21 sayı farka ulaşan ABD maçı da 84-61 lik skorla rahat kazandı.

 

SON SÖZLER

Takım bir araya gelmiş insanlardan fazla bir şeydir. Takım olmak için birlikte idman yapmak, alışkanlıklar kazanmak, takım arkadaşlarınızın oyun şeklini anlamak ve onları tamamlamak gerekir. Tüm takımın bunu yapmaya başlaması ile güzel bir kimya yakalanır ve ortaya çıkan grup, toplama lejyonerlerden takıma doğru yavaş yavaş evrilir. Bu zaman alan bir süreçtir. İlgisiz görünebilir ama hep anlatıldığı üzere Sırpların ünlü hocası Obradoviç’in antrenmanlarda herkesin duracağı yerleri tek tek gösterip aynı oyunları yüzlerce kez oynatması çok meşhurdur. Bu tekrarlar oyuncular ilk seferde öğrenemediğinden değil herkes ezbere bunları oynayabilir hale gelsin diyeydi. Bir sürü savunma ve hücum setinin varlığı düşünüldüğünde bu ezberlerin ne kadar zaman alacağını takdirinize bırakıyorum. Belki Obradoviç son derece katı ve sistematik bir hoca olarak görülebilir ve tüm hocalar onun gibi değildir denebilir ama 15 gün içinde (elinizdeki takım ne kadar iyi olursa olsun) oyuncularınıza birlikte savunma yapmayı mı, hücumu mu, birbirlerine kaynaşmayı mı, neyi çalıştıracaksınız? Tomjanovichin işi çok zordu.

 

ABD’nin bu turnuvaya hazırlanma sürecinde yaşananlar ve geriye kalan çok kısıtlı hazırlık süresi topluluktan takıma evrim sürecini ziyadesiyle baltalamıştır. Biraz daha uzun süre birlikte çalışılabilmesi halinde çok daha iyi sonuçlar alınabilecekken neticede gelinen noktada bu oyuncular aslında boylarından büyük bir iş yapmışlar ve ülkelerine bir madalyayla dönmüşlerdir. Bu bakımdan yaptıkları işin büyüklüğü diğer tüm madalya alan öncül ve ardılları ile kıyaslanabilir.

 

Amerikalı oyuncuların psikolojisini anlatmak için şöyle bir anekdot anlatılmalı belki de. Kore maçından sonra bir taraftar ABDli oyuncudan imza ister ve “sizi tanıyor olmam lazım biliyorum ama sizi tanımıyorum” der. Siz kimsiniz demeye gelen bu soruya yanıt olarak oyuncu “yo önemli değil biz NBAden değiliz” şeklinde yanıt verir. Taraftar hala anlamamıştır. Oyuncu daha iyi anlatabilmek için “biz diğerleriyiz (NBA dışından)” der. Oyuncunun şüphesiz ki “ Merhaba Ben Jason Sasser isminde işsiz Dallaslı bir kısa forvetim. Grant Hill, Gary Payton ve Duncan Rüya Takım’da olacaklardı ama kendilerini oynayacak kadar iyi hissedemediler. Ülkem ben ve benim gibi “ hiç kimselerden ” milli takımda oynamamızı rica etti ” demesi beklenmeyecekti…

 

Bu oyuncular için X ve Y firmaları kavga etmedi. Bu oyuncular NBA oyuncularının aldığı rakamlara göre mütevazı rakamlara oynuyordu. Ne bu kadrodaki oyuncular adına ayakkabılar yapıldı ne de bu oyuncular diğer pek çok Avrupalı yıldız oyuncu kadar biliniyordu (NBA oyuncularını saymıyorum bile). Bu adamlar bir “Rüya Takım X” seçilecek olsa kimsenin aklının ucuna gelmeyecek adamlar listesinin en başındaydı. Ama bu oyuncular “bir rüyanın parçası” olmak istedi ve neredeyse de bunu başarıyorlardı. Tomjanovich’in de dediği gibi “bu çocuklar rüya takım değillerdi ama bir rüyayı gerçekleştirebilirlerdi.” Eğer Rusya karşısında top oyuna 1 saniye erken sokulabilse ya da Babkov’un her attığı girmese, hatta bırakın Babkov’u, Panov hayatının koşusu ve basketine imza atmasa takım finale yürüyecek ve belki de altını alacaktı. Evet Rusya karşısında iyi oynamalarına rağmen şanssız bir iki anın kurbanı olmuşlardı ama turnuva boyunca herkesin saygısını toplamamışlar mıydı? Diğer tüm rüya takımlara göre daha çok mücadele etmemişler miydi? NBA oyuncularından oluşan bir Rüya Takım’ın yerine yıllar önceki kadrolar gibi kendi rüyalarını yaşamak ve gerçekleştirmek isteyen, üstelik bunun için de çok kısıtlı bir zamanı olan bu adamlara BELKİ DE Saygı duyulmalıdır…

 

SON SÖZÜN SON SÖZÜ

Her ülkenin milli takım kadrosu ile ilgili binlerce yorum yapılabilir ve bu oyunculardan dünyanın hikayesi çıkar. Ama özellikle bazı kadroların ne kadar güç şekilde turnuvalara hazırlandığının insanlar tarafından da bilinmesi gerekiyor. Bu sporcuların hakkının teslim edilmesi için hikayelerinin anlatılması önemli. Favori takımları yenen çok özel kadroları bu bakımdan mümkün olduğunca işlemek ve başarıların nasıl gerçekleştiğini okumak ilginç şeyleri gün ışığına çıkartıyor. NBA devlerinden oluşan bir takımın 98i silip süpürmesi mi yoksa (98de olduğu gibi) kimsenin bilmediği oyuncuların ellerinden gelenin en fazlasını yaparak aldığı 3.lük mü dense herhalde 1. şıkkın seçilmesi çok da kolay değil.

 

Basketbolda gerçekten görmek istediğimiz şey terini parkeye akıtan ve her şeyini veren oyuncular (Çok pahalı oyuncuların turnuvaya gelirken kafalarında ya sakatlanırsam korkusu olduğunu da bildiğimiz için bu cümleyi yazıyoruz). Alabildiğine mücadele, güzel setler ve takımca yapılan savunma/hücum görmek istiyoruz. Tam da bu yüzden Rio’daki ABD takımına karşı mesafeliyiz. ABD takımı son maç dışında gerçekten savunma yapmış mıdır? Harika çizilmiş hücum setlerinin enfes pratiğiyle mi yoksa Durant başta olmak üzere oyuncuların direnç kıran atışlarıyla mı sayılar bulunmuştur? ABD milli takımı organize hücum anlamında bize ne vermiştir?

 

Elinden gelenin en fazlasını yapan basketbolcuların oynadığı doğru basketbolu görmek istiyoruz! Hepsi bu. Tatili olan basketbolseverlere iyi tatiller, diğerlerine ise iyi çalışmalar dileyip gecenin karanlığına karışıyoruz.

 

 

Basketbolla kalın.

 

 

 

Yazar: Utku Köker